daimatiyatro@gmail.com

7 Mayıs 2019 Salı

Tiyatro Günlüğüm: Nisan 2019

22:46

PAYLAŞ

En sevdiğim ay, nisan ve en keyif aldığım oyunlarla geçen ay da yine nisan oldu. Sezonun bitimine çeyrek kala, oyunları alkışlamakla birlikte ödül törenleriyle de beğenimizi taçlandırdık.

Nisan ayı da yine bir oyundan diğer oyuna tatlı bir koşuşturmayla geçti. Güzel oyunlar izlediğim için mutlu olurken sezonun sonuna doğru yaklaşmanın da hüznünü yaşadım. Afife Jale’den Direklerarası’na, Sadri Alışık’tan Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’ne kadar ödül törenlerinin heyecanına dahil oldum. Tüm adayları ve ödül kazananları tekrar tebrik ediyor, daha nice umut dolu oyunlarımızın ve ödüllerimizin olmasını diliyorum.

Sözü fazla uzatmayayım, nisan ayında oyunlarla ilgili kısa izlenimlerimi sırasıyla hemen paylaşayım.

Günışığına Mektup, Tiyatro P.A.S
Yusuf Dündar’ın kaleme aldığı Günışığına Mektup, hikayesi ve metniyle sezonun başarılı işleri arasında haklı yerini aldı. Doktor bir annenin hasta kızına çare ararken, kızının da göçmenler için adalet arayışına hep birlikte şahit olduk. Bir tarafta çaresizliğin insanı düşürdüğü durum içimizi acıttı, diğer tarafta masum insanların gördüğü muamele karşısında vicdanımızı masaya yatırdık. Aile, etik, sadakat ve hatta aşk gibi kavramlar zihnimde film şeridi gibi geçti ve hala kim haklı kim haksız sorusunun cevabını bulmaya çalışıyorum. Yönetmen koltuğunda Caner Bilginer’n oturduğu oyunda İpek, Ebru ve Murat karakterlerine Sevtap Çapan, Uğur Özbağı ve Balca Aydoğdu hayat veriyor. Oyuncu değişikliği sonucunda Balca Aydoğdu’nun, üçüncü kez oynadığı gösterimi izlemiştim. Daha çok yeni olmasına rağmen canla başla oynaması takdire şayandı. Denk getiremediğim için izleme şansım olamamıştı ancak farklı bir yorum olarak Ece Bozkaya’dan aynı karakteri görmeyi de isterdim. Ayakları yere sağlam basan bir metni, yerli yerine oturmuş karakterleri, her dönemde ve mekanda anlatmak istediği birden çok meselesi olan bir oyun olarak Günışığına Mektup’u bu sezon iyi ki listeme almışım dedim.

Kalp, Craft Tiyatro
Sezonun, A’dan Z’ye en mükemmel işi benim için tartışmasız Kalp oldu. Larrv Kramer’in yazdığı oyun, AIDS’in ortaya çıkmasıyla, ötekileştirilenlerin hak ve eşitlik çabası üzerine kurulu. Daha tıp dünyasının bile henüz tam isimlendiremediği bir virus nedeniyle her geçen gün eksilen hayatları, sağ kalan veya henüz virüsten nasibini alamayanların da çetin mücadelesini izledik. Kalbimizin çarpmasına ve boğazımızın düğümlenmesine engel olamadık ama umudumuzu asla kaybetmemeyi öğrendik, iki gencin aşkı içimizi ısıtırken... Aras Aydın, Nilperi Şahinkaya, Cem Yiğit Üzümoğlu, Kerem Arslanoğlu, Burak Sarıkaya, Sinan Çatıkkaş, Nejdet Sert, Süleyman Kara ve Soner Kurt, zirveyi zorluyan bir oyunculuk şöleni yaşattı. Kusursuz çevirisini Hira Tekindor’un, yönetmenliğini de İbrahim Çiçek’in üstlendiği oyun ayakta alkışımızı sonuna kadar hak etti. Eğer henüz izlemediyseniz sezonun kapanışını yapmış sayılmazsınız.

Merhaba, Dostlar Tiyatro
Büyük usta Genco Erkal, hem uyarladığı, hem yönettiği, hem de rol aldığı yeni oyunu Merhaba ile Dostlar Tiyatrosu’nun 50. yılını kutladı. "Benim yazarlarım" dediği Aziz Nesin, Bertolt Brecht, Can Yücel, Nâzım Hikmet ve William Shakespeare’in yapıtlarını, ülkemizin hareketli gündemiyle ve mizahi bir üslubuyla aydınlattı. Bize de, büyük ustanın önünde bir kez daha saygıyla eğilmek ve sahnelerde hep görmeyi dilemek düştü.

Cadı Avı, Kadıköy Emek Tiyatrosu
Cadı Avı, Kadıköy Emek Tiyatrosu’nun biz Shakespeareseverlere yaptığı bir güzellik. Venüs ile Adonis'in hikayesinin 66. soneyle birlikte harmanlandığı oyun, aşkın hırs karşısında aciz kalışını ve kabul edilemez yenilgisini anlatıyor. Böylesine bir trajedi, renkli kostümler, dekor, müzik ve bolca şarkıyla her açıdan bir Engin Alkan işi dedirtiyor. İki perde boyunca başta Ayşegül Sünetçioğlu olmak üzere Pınar Yıldırım ve Sitare Akbaş rolündeki üç cadı kendilerini zevkle izlettiriyor. Emre Yetim ve Mert Arat, oyunculuk açısından her ne kadar kadın karakterlerin gölgesinde kalsa da, sahne arkasındaki müzisyenlerle uyumunu not ettik. Sezonun son gösterimlerindeyken Cadı Avı da, listenizde yerini alsın bence.

Bırak İçeri Gireyim, dot Tiyatro
Bir dot Tiyatro projesi olmasına rağmen hayal kırıklığı yaşadığım ve yorum bakımından birçok arkadaşımla ters düştüğüm bir oyun oldu. Film olarak bana hiç hitap etmediğini düşünürsem oyun olarak da durum değişmedi. Çevirisinin çok iyi olmaması, beraberinde oyuncuların dekorlara sürekli tırmanması, bir platformdan diğerine düşme tehlikesi atlatırmış gibi geçişleri ve kan efektinin yoğunluğu oyundan kopmama neden oldu. Oyunun bu kalabalık yapısı, Selçuk Borak, Begüm Akkaya, Şirin Kılavuz, Atakan Akarsu, Barab Can Eraslan, Meriç Rakalar, Uygar Özçelik, Tan Temel ve Umutcan Ütebay’ın oyunculuğunun önüne geçti. Sadece Begüm Akkaya’nın performansı kayda değerdi ancak oyuna, bir bütün olarak artı puan yazmama yetmedi.

Red Light Kışı, No Act Sahne
'İyi bir metin ve uyumlu bir ekiple ortaya başarılı bir oyun çıkar' tezini doğruluyor Red Light Kışı. Amsterdam’ın ünlü Red Light sokağından kiralanmış güzel bir kadınla, Amerikalı iki adamın hostel odasına başlayan ve New York’a kadar uzanan hikayesinde kırılgan bir aşk üçgeniyle kuşatılıyoruz. Aşk, ilk başta o güzel yüzünü gösterse de, madalyonu çevirdiğimizde iyileştiremeyen, güçlendiremeyen ve aksine en ufak bir darbede paramparça eden bir katile dönüşüyor. Edip Tepeli’nin oyunculuktan sonra yönetmenlikteki başarısını da alkışlıyor; oyuncular Gün Koper ve Ali Yoğurtçuoğlu’nu hayranlıkla izliyoruz. Ayşecan Tatari için işin açıkçası oyun öncesi biraz önyargıya sahiptim ancak oyunun ilk dakikasından itibaren tüm bunları sildi ve sonuna kadar da inandırıcılığından hiçbir şey kaybetmedi. Mayıs ayında da sahnelenmeye devam eden Red Light Kışı, sezon finali öncesinde sahnenin karşısında yerinizi alacağınız oyunlardan olsun.

Teftişör, Tiyatro Adam
Teftişör, sezonun en eğlenceli oyunu olarak adını altın harflerle yazdırıyor. Gogol’un Müfettiş eserini, Irmak Bahçeci, Ayşe Sedef Ayter ve Oğuz Utku Güneş, inanılmaz eğlenceli bir şekilde uyarlıyor ve iki perde boyunca hepimizin kahkahasını da ortak ediyor. Oyunda her şey hem var hem yok. Mesela eğitim, hukuk, sağlık var (?) ama kesin olarak adalet hiç yok. Başkan, Başkarı ve Başkız var ama aile bağları yok. Teftişör var ama ortada teftiş edilecek olumsuz (?) hiçbir şey yok! Bir de, 1836 yılında yazılsa da, günümüzle de en az 1836 kez benzerlikleri var. Yönetmen koltuğundaki Oğuz Utku Güneş’in bundan sonra daha sıkı takipçisi oluyor; acınacak halimize gözlerimizden yaş gelene kadar gülerken oyuncular Barış Yıldız, Berk Yaygın, Gökhan Azlağ, Çağdaş Tekin, Deniz Özmen, Ediz Akşehir ve Çetin Kaya’nın muhteşem performansına da doyamıyoruz. O halde ne yapıyoruz, Teftişör en yakın ne zaman sahnedeyse hemen gidip bilet alıyoruz. Gülerken düşünmeye, düşünürken de gülmeye ihtiyacımız var çünkü.

Mayıs ayına hızlı bir giriş yaparak, listemde de yavaş yavaş sona geliyorum. Nasıl iyi oyunlarla sezonu açtıysam, iyi oyunlarla da kapanışı yapacağıma eminim. O zaman, hepimize iyi seyirler!

***Fotoğraflar: tiyatrolar.com.tr 

0 yorum:

Yorum Gönder