daimatiyatro@gmail.com

7 Nisan 2019 Pazar

Tiyatro Günlüğüm: Mart 2019

22:47

PAYLAŞ

Baharı karşıladığımız ve güzel haberlere sevindiğimiz şu günlerin bereketi izlediğim oyunlara da yansıdı. Mart ayını birbirinden güzel oyunlarla geçirdim, alkışlarımı da mevsimin coşkusuna ortak ettim.

Oyunları listeme göre izleme telaşı, mart ayında biraz daha ivme kazanırken, sahnenin karşısında yer aldığım oyunlar da kalbimi ve alkışlarımı kazandı. O zaman vakit kaybetmeden, sezonun en kalabalık oyun günlüğümün yıldızlarına hep birlikte bakalım.

Seyretme sırasına göre oyunlardan işte izlenimlerim :

Benimle Gelir misin?, B Planı
Bir oyunda yazarından yönetmenine ve oyuncularına kadar hepsi sevdiğim ve takdir ettiğim tiyatro insanları olursa, sahneye koydukları oyunu da yine aynı derecede sevmem kaçınılmaz olur. Ebru Nihan Celkan’ın Berlin-İstanbul hattında geçen dokunaklı hikayesine Elif Ürse ve Başak Kıvılcım Ertanoğlu hayat veriyor, Sami Berat Marçalı da yönetiyor. Bu birliktelikten de bizi aşka yeniden inandıran bir oyun doğuyor. Fedakarlık, inanç ve kararlılık aşkın yapı taşları, ne kadar sağlam bir temel oluşturmak da bize kalmış. Oyunu izlerken sadece bunları görmekle kalmıyor, Hep birlikte gezi parkına giderek biraz da nostalji yaşıyoruz. Neler atlattığımızı, nelere maruz kaldığımızı ve aşkın nelere kadir olduğunu sonuna kadar sorguluyor ve Elif Ürse’yle Başak Kıvılcım Ertanoğlu’nun da muhteşem uyumunu ve performansını alkışlayarak salondan ayrılıyoruz. Ötekileştirenlerin hikayesini tiyatro penceresenden izlemeniz için önerimdir.

Red Speedo, Two Two Production
Two Two Production, bu sezon bizi şaşırtıyor ve Red Speedo'yla etkileyici bir hikayeyi, kalıpların dışına çıkartıyor. Kahramanımız bir yüzücü ve olimpiyat seçmelerine hazırlandığı yer havuz olunca, ortaya da sahnede sınır tanımayan eşsiz bir oyun çıkıyor. Kerem Pilavcı ve Ahmet Sami Özbudak’ın güçlü işbirliğiyle, Lucas Hnath'ın çarpıcı oyunu bir sahnede değil havuzda tiyatroseverlere sunuluyor. Yaklaşık iki saat süren oyun boyunca, hepimizin kendimize sorduğu en önemli soru “kazanmak için ne kadar ileri gidersin?” oluyor. Oyuncular, Tuğçe Tanış, Erdem Kaynarca, Erol Babaoğlu ve Fehmi Karaarslan, oyunun heyecanını ve sürükleyiciliğini ikiye katlıyor. Kısaca Two Two Production ve Red Speedo, sizi hırsın ve zaafların birinci gelmek üzere bir havuzda yarıştığı ve uyumlu bir ekiple emeğin galip geldiği bu oyuna davet ediyor. Böyle bir davete kayıtsız kalmak olmaz.
(Oyunla ilgili izlenim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.)

Karabahtlı Kardeşlerin Bitmeyen Şen Gösterisi, Altıdan Sonra Tiyatro
Sadece bu sezonun değil tüm sezonların en izlenilesi ve baştacı edilesi oyunlarındandır Karabahtlı Kardeşlerin Bitmeyen Şen Gösterisi. İkiz kardeşlerin uzak ülkelerde, sirke hapsolmuş hayatı, içimize dokunur ama kardeşlerin dayanışması bir o kadar da içimizi ısıtır. Bakmayın öksüz yetim kardeşlerin hikayesi olduğuna, acıklı değil kahkahası da, esprisi de bol bir oyun. Kumbaracı50’nin ilk olarak sekiz yıl önce sahnelediği bu oyun, uzun bir süre ortadan kaybolmuştu ve biz de çok üzülmüştük. Ancak geçtiğimiz sezondan itibaren yine sahnelere merhaba dedi ve ben de ilk fırsatta eğlenmeye ve gülmeye hazır bir şekilde yerimi aldım. İkizlerin şarkısı hala dilimde, aile kavramının önemi aklımda, yazarı ve oyuncularından Yiğit Sertdemir ile yine harikalar yaratan Aslı Can Kortan’a hayranlığım da hala doruklarda. Keşke her ay olsa ve her ay bıkmadan usanmadan izlesem… O nedenle oyunu izlemeniz şiddetle tavsiye, sonrasında bana hak vereceksiniz.

Kendi Gökkubbemiz, İstanbul Devlet Tiyatroları
Kendi Gökkubbemiz, bu sezon Devlet Tiyatroları’nın tiyatro ve edebiyatseverlere yaptığı bir güzellik. Sönmez Atasoy’un kaleme aldığı oyun, Yahya Kemal’in hayatından kesitlerle, şair dostlarını, Fransa yıllarını, Atatürk’le buluşmasını, memleket özlemlerini, şiire bakış açısını ve cananını anlatıyor. Yahya Kemal’i canlandıran Okday Korunan ise, yazarından aldığı bu emaneti çok güzel taşıyıp bize sunuyor. Şiirlerini okurken zihnimde canlandırdığım Yahya Kemal karşımdaydı. Onun yaşadığı sıkıntıları, güzel günleri, yazarken ki heyecanını, cananına duyduğu sevgisini iliklerime kadar hissettim. En son Sessiz Gemi şiirini gözüm kapalı dinlerken heyecandan kalbim çarpıyordu. Nefesinizi tutarak izlerken büyük şaire ve şiirine hayranlığınızın biraz daha artacağı bu oyun, şiddetle tavsiye.
(Oyunla ilgili izlenim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.)

Aslında Özgürsün, ProjectAS
Duygu Asena’nın sevdiğim romanlarından Aslında Özgürsün, sahnelerde olmayı da hak ediyor. Belgin ve Berna’nın hayatı bize günümüz dünyasının iki farklı kadınını anlatıyor ve kadın olmayı sorgulatıyor. Şu hayatta hem çok güzel şeydir kadın olmak hem de bir o kadar zordur. Bize en çok gereken de cesarettir. Önyargılardan kurtulsak, bilmediğimiz sularda yüzecek kadar cesur olsak, işte o zaman ne kadar güçlü olduğumuzu herkes görecek. Ali Kemal Güven’in yönetmenliğinde, Emel Çölgeçen ve Pelin Öztekin’i bir arada görmek ve Pelin Öztekin’i ilk defa da olsa sahnede izlemek çok keyifliydi. Ancak metin uyarlanırken klişelerden kurtulmuş olsaydı, bazı sahneler biraz daha özgün aktarılsaydı daha başarılı olurdu.

disLOKASYON
Dört dansçı ile sekiz bedenden oluşan hareket korosunun tekinsiz zaman ve mekânlara yolculuğudur disLOKASYON. MDT İstanbul dansçılarının iddialı bir beden kullanımı ile gerçek anlamda saf ve eklektik olan bu performansını izlerken, bilet alıp bindiğimiz bir hız trenindeymiş hissini yaşadık. Sahnede canla başla dansını icra edenlerin enerjisine, sekteye uğramayan uyumunu takip ederken, bir iken çoğul, çoğul iken tek olan performanslarından etkilendik.

At Gözü, Kumbaracı 50
Yiğit Sertdemir bizi müthiş ve düşündürücü bir aşk hikayesiyle buluşturuyor. Usta oyun yazarı ve tiyatro insanı Sermet Çağan’ın başladığı ancak tamamlayamadığı At Gözü'nü, Yiğit Sertdemir, kaldığı yerden Seçkin Selvi’nin anlatımıyla devralıyor. Kendilerinin yorumuyla Sermet Hoca, atların her şeyi iki kat büyük gördüğünü fark eden bir diktatörün, herkesi kendinden büyük görenleri korku ve ayrışmayla daha kolay yöneteceğini akıl edip, ülkedekilere at gözü taktırdığı bir kurgu tasarlamış, hatta oyunun finalini bile düşünmüş. Yiğit Sertdemir’in dehasıyla, masalla gerçeğin harmanlandığı bu oyuna son şekli veriliyor. Kalabalık oyuncu kadrosuyla ve düşmeyen enerjileriyle biz de Fi-Li-Fu’ların dünyasına ortak oluyor en çok da Aslı Can Kortan’ı alkışlıyoruz. Bence siz de, bu güzel oyunu alkışlamalısınız.

Yan Rol, İkinci Kat
Geçtiğimiz sezon seyircisine merhaba diyen Yan Rol, izlemekte geç kaldığıma hayıflandığım bir oyun oldu. Bugüne kadar oyunculuk kariyerinde ve kendi hayatında hep yan rollerin kadını olan Canan’la tanışmakla başlıyoruz. Hikayesini anlattıkça neden yan rolde olduğuna bir kez daha emin olurken birden şaşırtıyor bizleri. Bir karar veriyor ve karanlık tarafa geçiyor. Sonrası da, izleyicinin takdirine kalıyor. Kalemine her zaman hayran olduğum Deniz Madanoğlu, hayattan başka bir kadını koymuş sahneye. Oyuncu Başak Kara böyle bir karaktere çok yakışmış. Sahneye adımını atmasından yeni Canan olarak selamını vermesine kadar olan süre boyunca karakterin travmalarını, ikilemlerini, hırsını, mahcubiyetini, kısaca hissettiği her bir duyguyu ayrı ayrı bize de yansıttı. Yönetmen Pınar Çağlar Gençtürk, bu iyi oyunu doğru oyuncuyla buluşturmayı ve bize de böylece güzel bir oyun seyri yaşatmayı başarmış. Kendimizden, anne babamızdan ve çevremizden çok fazla ortak özellik bulacağımız Yan Rol, sezon bitmeden izlenecekler listenize mutlaka konulsun.
(Oyunla ilgili izlenim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.)

Çiğdem Erken’le Sahneden Aşk Şarkıları, ENKA Kültür Sanat
ENKA Kültür Sanat’ın geleneği haline gelen Çiğdem Erken'le 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlaması, bu yıl her zamankinden çok daha coşkuluydu. Çiğdem Erken piyanosunun başında, sahneler bu kez Devrim Yakut, Gonca Vuslateri, Birce Akalay, Asu Maro, Tolga Tekin, Salih Bademci, Nuri Harun Ateş, Fırat Tanış, Celil Nalçakan ve Doğan Duru'yu ağırladı. Müzikle, bizi anlatan şarkılarla kulaklarımızın pasını sildiler, hem eğlendirip hem de ruhumuzu beslediler. ENKA Kültür Sanat’ın Koordinatörü Murat Ovalı’nın okuduğu Can Yücel şiiri gecenin en etkili bölümüydü ve alkışlarımız eminiz Can Baba’nın ruhuna da gitmiştir. Dileriz her sene bir öncekinden daha çok coşkuyla kutladığımız, daha çok oyunu sahnelerde görme şansını yakaladığımız daha nice 27 Mart’larımız olur.

Eylül, Tiyatro Sıfır Pozitif
Bu sezonun en çok konuşulan oyunlardan oldu Eylül. Tiyatro Sıfır Pozitif’in ilk oyunu, bizi Uğur Kanbay’ın kalemi ve oyunculuğuyla tanıştırıyor. Trans bireyin hayatta kalma, zorluklara direnme hikayesini bu kez Eylül’den dinliyoruz. Aslında bize anlattığını, yaşadıklarını hepimiz bir şekilde biliyoruz. Pek farklı bir şey söylemiyor gibi ama diğer bildiklerimizden çok daha fazla dokunuyor. Aşkla kendi öyküsünü parlatıyor, güvercinlere bile bakış açımızı değiştiriyor. Kimi yerde kahkahamız salonda çınlıyor, kimi yerde gözyaşlarımız yanımızdakiyle yarışıyor. Toplumun anlayışsız tutumuna, ötekileştirme hırsına ve şu koca dünyada bir tek onlara yer açamayışına hep birlikte kızıyoruz. Gerçek bir hikayeden yola çıkılarak yazılan bu oyundan geriye, daha kaç tane Eylül bunlara maruz kalacak, daha kaç tanesi hayattan küskün ayrılacak diye sorularımız ve boğazımızda bir düğüm kalıyor. Uğur Kanbay’ın iki saate yakın performansına, Eylül’le Kasım arasındaki yolculukta gerçekleştirdiği müthiş oyunculuğuna da şapka çıkartıyoruz. XIX. Direklerarası Ödülleri'nde Tek Kişilik Prodüksiyon ödülüne layık görülmesi boşuna değil, bundan sonra da birçok başarıya imza atacağına da eminim. O halde siz de Eylül’ü bekletmeyin!


Nisan ayıyla birlikte baharın gelişini teyit ettik. Sezonun bitmesine çeyrek kala diğer oyunlarda ve alkışlarda sıra. Afife Jale Tiyatro Ödülleri’ni ve sahiplerini heyecanıyla bekliyor ve bir sonraki ay görüşmek üzere diyorum. Sizlere de, şimdiden iyi seyirler!

0 yorum:

Yorum Gönder