daimatiyatro@gmail.com

11 Şubat 2019 Pazartesi

Yüz Yılın Evi: Gerçek Kahramanlarıyla Bir Asırlık Hikaye

03:25

PAYLAŞ

Galata Perfom, bu sezon da bizi bir konağa davet ediyor. Yüz Yılın Evi’nde eşyalar dile geliyor ve konağın her köşesine sinen bir asırlık hikayeyi anlatıyor. Oyunun yazarı, yönetmeni ve oyuncusu Yeşim Özsoy, eşyalara büründükçe, geçmişin penceresini açıp tarihin en keyifli tanıkları oluyoruz.

Galata Perform, “her sezon sahneye yakışanı yapar” tezimizi Yüz Yılın Evi ile yine haklı çıkartıyor. Bu kez, biz seyircileri biraz daha farklı bir tiyatro deneyimi bekliyor. Kalabalık oyuncu kadrosuyla, bildiğimiz yapıda bir oyun yerine anlatı tiyatrosu diye tanımlayacağım tek kişilik bir performansla yüzyıllık hikayeyi sahneye taşıyor. Eski bir eve veya konağa gittiğinizde veya bir antika dükkanını gezdiğinizde hani denir ya “ah şu eşyaların dili olsa konuşsa, kim bilir neler anlatırdı” diye, işte oyun da bizim bu isteğimize bir şekilde cevap veriyor.

Oyuna ismini veren "Yüz Yılın Evi", Yeşim Özsoy’un anneannesinin büyüdüğü konak. Bu konak, 1918-2018 yılları arasında çok şeyler görmüş geçirmiş. Savaşlar, bir imparatorluğun çöküşü, yeni bir devletin kuruluşu, ekonomik krizler ve her eski  evin kaderi olan kentsel dönüşüm… Salona girdiğimizde karşımızda koca bir ekran, sağımızda gramofon, sol tarafta hemen önümüzde ise minik bir oyuncakla yüzleşiyoruz. Nostaljik yolculukta ilk adımımızı, anneannenin söz konusu konağa gelme hikayesini, oradaki yaşam şartlarını anlattığı videoyla atıyoruz. İlk andan itibaren gözümün önünde yavaş yavaş yaşananlar canlanmaya başlıyor. Sonra sahne Yeşim Özsoy’un ve evin en özel sahiplerinin oluyor. Önce yangın dile geliyor, alevini bize doğru estirircesine. Sonra perde, halı, dedenin kürkü ve porselen çanak anlatıyor neler gördüklerini, hissettiklerini ve hüzünlerini. Konağın içinden bahçesine kadar maddi krizlerin mağdurları da söz alıyor, en çok canı yanan elmas yüzüğü de unutmamak gerek. Hepsi kendi hikayesini anlatıyor, arada tamburun ezgisi de konağın nostaljik hüznünü biraz daha gün yüzüne çıkartıyor. Son olarak buldozer, tüm bu yaşanmışlığın üstünden geçerken tıpkı antikacıdaki eşyalar gibi bizim de içimizde bir eziliyor.

Yeşim Özsoy ve Ferdi Çetin, oyunun yazarları olarak güçlerini birleştiriyor, böylece farklı ve başarılı bir oyuna daha ortak imzalarını atıyor. Bildiğimiz metinlerden ve diyaloglardan uzak bir şekilde, eşyaları konuşturarak belgesel tadında bir oyun ortaya çıkarmışlar. Nesneler üzerinden anlatılan öyküleri okumayı çok severim ve böyle öyküleri sahne üstünde izlemeyi daha çok sevdim diyebilirim. Nesneler, sahnede dile gelince hikayeleri daha zengin, daha derin ve hissettirdikleri daha güçlü olurmuş, izleyince tecrübeyle sabitledik. Yeşim Özsoy, yönetmenliğini üstlenerek sadece nesnelerle tek düze bir anlatı yerine, giriş videosuyla, anneannenin görüntüsü ve sesiyle, müzikle, hatta gramafon ve oyuncakla yüzyıllık hikayeyi dengeli bir şekilde harmanlamış, oyuna hareket gelmiş. Kısaca her zaman olduğu gibi, elinin değdiği bu işi de güzel kılmış.

Konağın ve eşyaların sözcülüğünü de yaparak, yine hayran bırakan performansıyla yüz yıllık tarihe biz seyircileri de tanık olarak yazdırıyor. Her nesneye büründüğünde onun duygusunu yaşamayı ve yaşatmayı bildiği gibi her nesnenin yaşanmışlığının, bizim de üstümüze sinmesini sağlıyor. Sayesinde, özellikle halı, elmas yüzük ve bahçedeki ağaçlar, içimi en çok kanatan hikayeler olarak aklımın bir köşesinde yerini alıyor. Video ve filmin tasarımında Melisa Önel’in, müzik ve ses tasarımında Kıvanç Sarıkuş’un emeklerini de unutmamak lazım.

Gelin, bu sezon giriş-gelişme-sonuç örgüsündeki ve zaman-mekan işbirliğindeki oyunlara kısa bir ara verin, nesnelerle yüzyıllık bir yolculuğa çıkın. Kendi büyüklerinizin anlattığı hikayeleri anımsatan, toplumun dönüşümünü arkasına alıp bir konağın gerçek üyeleriyle bizi buluşturan Yüz Yılın Evi’ne misafir olun. Kendisinin ev sahipliğinden çok memnun kalacaksınız. İyi seyirler…


***Fotoğraflar için Ali Güler'e ve Galata Perform'a teşekkürlerimle...

0 yorum:

Yorum Gönder