daimatiyatro@gmail.com

14 Şubat 2019 Perşembe

Tiyatro Günlüğüm: Ocak 2019

04:17

PAYLAŞ

Yeni bir yıl, yeni ve güzel oyunlarla geldi. Dileklerim gerçekleşmiş gibi, öncelikli olarak izlemek istediğim tüm oyunların karşısında yerimi aldım ve büyük bir keyifle alkışladım.

Bir yıla nasıl başlarsan öyle gidermiş denir ya, galiba benim için iyi oyunlarla geçecek. Yeni bir yıla ve ocak ayına güzel oyunlarla başladım çünkü. Nasıl diye sorarsanız,cevabım söz konusu oyunlarla ilgili izlenimlerimde saklı.

İşte sırasıyla izlediğim oyunlardan kısa kısa:

Hakikat Elbet Bir Gün, Tiyatro D22
Tiyaro D22’nin bize armağanı Hakikat Elbet Bir Gün, iyi oyunlarla geçecek bir yıla giriş bileti gibiydi. Bütün normallerin değiştiği, değerlerin alt üst olduğu ‘uzak’ bir ülkede, hepimizin cebinden çıkması muhtemel o son mektubun şarkılarla beraber anlatılan, etkileyici hikayesiydi karşımızdaki. Bize de uzak olmayan bir distopya.İki saat boyunca sahnedekilerle birlikte sinir olduk, kızdık, ağladık ama umudumuzu hiç kaybetmedik. Anlam veremediğimiz nedenlerle hakkımızın ve gerçeğin takipçisi olduk, her ne kadar şimdilik elimizden alınsa da. Oyuncular Gizem Erdem, Seda Türkmen, Berkay Ateş, Emir Çubukçu, Can Kulan’ı çok sevdik ama sarı rengi daha çok sevdik. Berkay Ateş’e 25. Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’nü kazandıran bu oyunun sahne tasarımı ve dekorunun, hikayeye özenli hizmetinin de altını çizdik. Serkan Salihoğlu’nun yönettiği oyun sonunda kendimize söz verdik, her ne olursa olsun, ayçiçeklerini yeşertmeye devam edeceğiz çünkü “hakikat elbet bir gün” ortaya çıkacak. 

Empatopya, Mam’Art Tiyatro
Mam'Art Tiyatro, en yeni oyunu Empatopya ile yüzümüzde tatlı bir tebessüm bırakıyor. İzleyenleri sadece yeni bir yaşama değil, empatiden feyz alan hikayesi ve dinamik oyuncu kadrosuyla esenlik içinde hissedeceğimiz bir oyuna da davet ediyor. İnsanların birbirine empatiyle yaklaştığıbu yaşam merkezine bizim yaşadığımız dünyadan gelen yabancıları nasıl karşıladıklarını oyunu izleyince karar veriyorsunuz. Oğuz Utku Güneş’in yönetmenliğinde, Melina Özprodomos, Ali Rıza Kubilay, Tuğrul Tülek, Aykut Akdere, Ayşegül Tekin, Derya Artemel, Elif Melda Yılmaz, Goncagül Sunar, Ayşe Sedef Ayter, Murat Okay, Mustafa Ergüven, Onur Öztay ve Volkan Akçaalan, yüksek enerjileriyle kendilerine hayran bırakıyor. Eğlence (eh, biraz da kıskançlık) dolu bu oyun da sizin için sezonun başka bir mutlaka’sı olsun.
(Oyunla ilgili izlenim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.) 

Dünyada Karşılaşmış Gibi, Krek Tiyatro 
Ve sonunda özlediğimiz, gözümüzü sahnelerde bırakan Krek Tiyatro, Dünyada Karşılaşmış Gibi ile muhteşem bir dönüş yaptı. Biz tiyatroseverler böylesi bir hasretin acısını oyuncularından metnine, sahne düzeninden hikayesine kadar sezonun her açıdan en iyilerini taşıyan bu oyunla giderdik. Oyun, bir karakolda ve iki ayrı sahnede geçiyor, görüşme odası ve suçlu suçsuz kim varsa ilk geldiği polislerin de çalıştığı girişteki oda. Görüşme odasında komiser, boşanmış bir erkeği sorgularken aynı anda diğer odada da bir uyuşturucu satıcısı ve üç ayrı polis her zamanki gibi olaylarla ve birbirleriyle ilgilenmekte. Sorgulamanın sonu nereye varıyor, uyuşturucu satıcısına ve diğer polislere neler oluyor, izleyip öğreniyoruz. Zekasına hayran olduğum Berkun Oya’nın kaleme aldığı ve yönettiği bu oyunda, Settar Tanrıöğen, Defne Kayalar, Alican Yücesoy, Serkan Keskin, Öner Erkan, Okan Yalabık ve Fatih Artman, rüya takımı diyeceğim oyuncu kadrosunu oluşturuyor. Sezonda tek bir oyun izleme hakkınız olursa, o hakkı mutlaka Dünyada Karşılaşmış Gibi’ye kullanmalısınız. Daha fazla hakkınız varsa, o zaman en az ikisini bu oyuna kullanmalısınız.
(Oyunla ilgili izlenim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.) 

Kader Can, BAM 
Murat Mahmutyazıcıoğlu, bu sezon da bizi ters köşeye yatırıyor. Birbiriyle hiçbir şekilde bağdaştıramayacağımız askerlik mevzusunu ve rap müziğini aynı oyunda bir araya getiriyor. Esas oğlanımızın hayalleri rap yapmak, gerçekleri de askerlik yapmak olunca, çareyi bestelerini çantasına koyup kışlanın yolunu tutmakta buluyor. Sahneye adımını attığı andan itibaren başlıyor kendini tüm samimiyetiyle anlatmaya. Hayatının gidişatını çizmeye çalışırken, her erkeğin elbet bir gün başına gelen askerlik celbiyle yüzleşiyor. Sonra  Ankara yollarına nasıl düştüğünü, acemi birliğinde nelerle karşılaştığını, nöbetlermiş, komutanmış, içtimalarmış derken, 'gel tezkere gel' özlemini bizimle paylaşıyor. Askerliğin son çeyreğinde artık çömez ünvanını geride bırakarak dostluklarla, çarşı izinleriyle geçen bir dönemi kapatıyor. Sonrası malum, eve dönüş ve yaşamda bir dikiş tutturmaya devam… Aslında her erkeğin aşağı yukarı aynı şeyleri yaşadığı askerlik çağını anlatması değil de, bunu rap temposuyla anlatması oyunu ilginç ve izlenilesi yapıyor. Her sorusunu, her cevabını rap şarkısına dönüştürdüğünü görmek ve tüm oyunu da rap temposunda izlemek çok keyifliydi. Deniz Karaoğlu’nun performansı en az söylediği şarkılar kadar dinamik ve liste başını zorlar nitelikteydi. Askerlik mevzusuna rap bakış açısından izlemek isterseniz, Kader Can’ı listenize alın bence.

Altar, Can Bora-Berika
Geçtiğimiz sezon sahnelere göz kırpan Altar, bu sezon da yine sahnelerde. Aradan geçen süre içinde gelişmiş, büyümüş, serpilmiş ve ayakları yere daha sağlam basıyor artık. Can Bora’nın tiyatroyla dansı birer dost kıldığı bu çalışması, bir nevi var olma çabası. Bu çabaya önce bir kayıpla başlanılıyor, sonra da bilinçaltına derin bir yolculuk. Geçmişe dönerek kendine ilk ne zaman küstüğünü keşfetmekle yolun yarısına geliniyor gibi. Barışmak için ilk adım atıldığına göre, emin adımlarla ilerlemeye devam ediyor. Bir de kalbe vurulan kilit durumu var. Evimizin kilidini açmak da, açtırmak da kolay ancak kalp için aynı şeyleri söylemek mümkün mü? İnsanın, çocukluğunu hatırlaması, kendisiyle barış çubuğunu yakmaya benziyor. O zaman da sorusu kendiliğinden geliyor: sahi, kendimize küsmeden önce “olduğumuz kişiyi” hatırlıyor muyuz? Can Bora’nın dansı ve oyunculuğunu dengeli bir şekilde konuşturduğu, zaman zaman aklınıza bir sahne gelip de bazı kavramları sorgulamanızın da kaçınılmaz olduğu farklı bir iş Altar. Sahne düzeni, naylon pencereler ve ışık da, oyunu parlatan unsurlar… O zaman Altar da, listenizde yerini alsın. Hep oyun olacak değil ya, bu kez de iki farklı disiplinin sahnedeki uyumunu izleyin, farkını göreceksiniz.

Yüz Yılın Evi, Galata Perform 
Galata Perform, “her sezon sahneye yakışanı yapar” tezimizi Yüz Yılın Evi ile yine haklı çıkartıyor. Kalabalık oyuncu kadrosuyla, bildiğimiz yapıda bir oyun yerine anlatı tiyatrosu diye tanımlayacağım tek kişilik bir performansla bir asırlık hikayeyi sahneye taşıyor. Yeşim Özsoy ve Ferdi Çetin, oyunun yazarları olarak güçlerini birleştiriyor, böylece farklı ve başarılı bir oyuna daha ortak imzalarını atıyor. Bildiğimiz metinlerden ve diyaloglardan uzak bir şekilde, eşyaları konuşturarak belgesel tadında bir oyun ortaya çıkarmışlar. Yeşim Özsoy, yönetmenliğini üstlenerek sadece nesnelerle tek düze bir anlatı yerine, giriş videosuyla, anneannenin görüntüsü ve sesiyle, müzikle, hatta gramafon ve oyuncakla yüzyıllık hikayeyi dengeli bir şekilde harmanlıyor. Konağın ve eşyaların sözcülüğünü de yaparak, yine hayran bırakan performansıyla yüz yıllık tarihe biz seyircileri de tanık olarak yazdırıyor. Toplumun dönüşümünü arkasına alıp bir konağın gerçek üyeleriyle bizi buluşturan Yüz Yılın Evi’ne misafir olun. Kendisinin ev sahipliğinden çok memnun kalacaksınız.
(Oyunla ilgili izlenim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.) 

Gördüğünüz gibi bu ay da, öncekilere göre biraz daha yavaş geçmiş olabilir ama iyi oyunlarla verimli geçirdiğime şüphe yok. Artık şubat ayında olduğumuza göre, listemize ENKA Kültür Sanat Tiyatro Buluşmaları'yla hız kazandırmanın vakti geldi. Bir sonraki ay görüşmek dileğiyle iyi seyirler ve esenlikleeer....   


0 yorum:

Yorum Gönder