daimatiyatro@gmail.com

5 Şubat 2019 Salı

Empatopya: Mam'Art Tiyatro'dan 'Esenlikleeer'le Dolu Bir Oyun

05:02

PAYLAŞ

Mam'Art Tiyatro, en yeni oyunu Empatopya ile yüzümüzde tatlı bir tebessüm bırakıyor. İzleyenleri sadece yeni bir yaşama değil, empatiden feyz alan hikayesi ve dinamik oyuncu kadrosuyla esenlik içinde hissedeceğimiz bir oyuna da davet ediyor.

Mam'Art Tiyatrodan Empatopya’yı, bu sezonun izlediğim ilk eğlenceli oyunu diye hepimiz not edebiliriz. Empatopya, nasıl bir şeydir diye soranlara cevapları şöyle oluyor: empati üzerine kurulu, organik, havanın güneşli, insanların neşeli, birbirlerine temennileri esenlikli bir yaşam. Burada insanlar arasında cinsiyet ayırımı yok, kavga yok, şiddet yok, hırs yok, teknoloji yok, kısaca kötü olan hiçbir şey yok. Onun yerine sevgi, saygı, anlayış, neşe, destek ve 'esenlikleeer' temennisi var. İnsanlar birbirine empatiyle yaklaşırsa, iyi olan ne varsa, yerse, içerse, konuşursa ve paylaşırsa ortaya da böylesine ütopik üstü bir dünya çıkar. Geçmiş çok geçmişte, gelecek de çok ileride kaldığı için buranın sakinleri an’da kalıp empati ve esenlik içinde gül gibi geçinirler. Peki buraya hiç mi başka bir ziyaretçi gelmez, hiç mi bizim yaşadığımız dünyayı bilmezler? Bir takım deneyimler yaşıyorlar tabi ama nasıl karşıladıklarına gelin, oyunu izleyip siz karar verin. 


Oyun boyunca, tek mottolarının “Daha iyi olamayacak kadar iyi hiçbir şey yoktur” olan fazla iyi  bu dünyada yaşamak ister miyim, diye düşündüm ve sanırım cevabım 'evet' olurdu. Tamam, bir süre sonra her şey fazla iyi, sempatik ve empatik geldiğinden sıkılabilirim ama şu an içinde bulunduğumuz durumu düşününce yine de olsun; tek sorunum, bu kadar iyilikten sıkılmak olsun derdim. Artık o kadar bıktık ki, şiddetten, sahtekarlıktan, anlayışı ve değerleri olmayan insanlardan, saygısız ve sevgisiz tutumlardan; tam tersi bir dünyayı sahne üstünde görmek bile iyi hissettirdi. Oyun, aslında böyle bir dünya yaratmanın da, istersek hiç de zor olmayacağını, Empatopya’daki gibi uç boyutta olmasa bile, birkaçını örnek almanın yeterli olacağını ima etti (yok, aslında üstüne basa basa gösterdi). Ah keşke, diyerek ve empatik insanları hafiften de kıskanarak salondan ayrıldım.


Her şeyin fazla mükemmel olduğu bir dünyayı sahne üstünde anlatmak, ilk düşündüğümüzde sıkıcı olabilirdi. Ancak yönetmen Oğuz Utku Güneş, oyunu öyle dinamik ve hareketli bir şekilde sahnelemiş ki, biz de tıpkı oyuncular gibi aynı canlı tempoda izledik. Basamaklı platformlarla ve  oyuncuların platformlar arasındaki hızıyla doğru orantılı geçişleriyle, yönetmen bu oyuna da imzasını atmış. Metnin başarılı çevirisinin altını da özellikle çizmek isterim. Mehpare Bakır, hem akıcı bir Türkçeyle çevirmiş hem de zamanımızın çok moda sofistike ifadelerini hiç kulak tırmalatmadan oyuna yerleştirmiş. En baştan sadece kendi dilimizde yazılsa, bu kadar iyi ifade edilmezdi sanırım.

Sıra geldi, tıpkı birbirlerine diledikleri gibi oyunculuklarıyla içimizi 'esenlikleeerle' dolduran Empatopya sakinlerine. İçlerinde, daha önce farklı oyunlardan da tanıdığım ve çok sevdiğim Melina Özprodomos, Ali Rıza Kubilay, Tuğrul Tülek, Aykut Akdere, Ayşegül Tekin, Derya Artemel, Elif Melda Yılmaz, Goncagül Sunar, Ayşe Sedef Ayter, Murat Okay, Mustafa Ergüven,  Onur Öztay ve Volkan Akçaalan, yüksek enerjileriyle kendilerine hayran bıraktı. Bu kadar kalabalık kadronun birbiriyle uyumunu son dakikaya kadar sürdürmeleri de, oyunun bize armağanı. O nedenle, seyirciler olarak bu hediyenin kıymetini bilmek ve oyun sonunda aynı enerjiyle de alkışlamak gerek. 

 
Bir de kıyafet mevzusu var. Herkes eşit olduğuna göre kostümleri de eşit olmalı. Farklı bir giyim anlayışını takip eden sevgili empatik insanların aynı renklerdeki kıyafetleri, saflığı da temsilen beyazlar içinde, yaşam tarzlarının anlam ve önemine uygun. Bu durumda kostüm tasarımcısı Makbule Mercan da esenlikleeer temennisini hak ediyor.

Kısaca seksen dakikalık tek perde boyunca, kahkahanız sekteye uğramadan, ‘hayaller Empatopya, gerçekler bizim ülke' diyerek vaad edilen yaşamı iç geçirerek izleyecek ve sonunda yanınızdaki seyirciye sarılarak “teşekkürler” dememek için kendinizi zor tutacaksınız. Eğlence (eh, biraz da kıskançlık) dolu bu oyun da sizin için sezonun başka bir mutlaka’sı olsun. O zaman iyi seyirler ve esenlikleeer!!!


***Fotoğraflar için Emre Mollaoğlu'na özel teşekkürlerimle...

0 yorum:

Yorum Gönder