daimatiyatro@gmail.com

10 Ocak 2018 Çarşamba

Tiyatro Günlüğüm: Aralık 2017

23:45

PAYLAŞ

Madem sadece aralık ayını değil koca bir yılı bitirme telaşı içindeydik, ben de izleyeceğim oyunlar listemde mümkün olduğunca hızlı davranmaya çalıştım. Araya seyahatler ve başka organizasyonlar girince eksiklikler oldu. Ancak izlediklerimin bıraktığı lezzet, çok iyi “oyuna geldiğimi” bana hissettirdi.

İşte geçtiğimiz ay izleyip de böyle hissetmemi sağlayan tiyatro oyunları:

HE-GO, Altıdan Sonra Tiyatro


Altıdan Sonra Tiyatro, yine yapmış yapacağını ve HE-GO ile biz tiyatroseverlerden tam puanı hak etmiş. Halil Babür, kalemini konuşturarak, kendisiyle birlikte Alican Yücesoy ve Ayşegül Uraz’ın samimi oyunculuğunu da dahil ederek kurtulamadığımız şu sanal alem bağımlılığının fotoğrafını çekmiş. Kısaca özetlersem, HE-GO, a)konusu b)düşündürdükleri c)yönetmeni d)oyuncuları e)hepsi seçeneklerinden muhakkak “e)” şıkkını işaretleyeceğiniz bir oyun. 2017’nin en iyi oyunlarından biri seçilmesi boşuna değilmiş diyeceksiniz. Oyuncular selam verirken, sosyal medyadaki hesaplarınıza da bir süre selam vermek ister misiniz, bilemedim. 2018’de de izleyeceğiniz ilk iyi oyunlardan olsun diyorsanız, HE-GO ile tanışmakta geç kalmayın.

FİLİFU’NUN İNTİKAMI, Altıdan Sonra Tiyatro


“Bir Tardieu Şeysi” olarak kendini tanıtan Filifu’nun İntikamı, oyun sahneleme fikri üzerine kurulmuş. Bir oyun düşünün, nasıl oynanacağı belli olsun ama sonrasında yukarıdan gelen bir emirle aynı oyun farklı formatlarda yeniden oynansın. Çocuk oyunu gibi olsun, korku oyunu gibi olsun, içindeki kelimeler çıksın yerine alakasız kelimeler konsun. Biz de izlerken “neler oluyor” diye hem şaşıralım hem de çok eğlenelim. Genç oyuncuların dahil olduğu ve Yiğit Sertdemir’in dahice tasarladığı bu oyun ‘izlemesi keyifli’ dedirtiyor. Her ne kadar ilk başlarda oyuna girememiş olsam da, biraz ilerleyince olayları algılamaya ve eğlenmeye başladığımı söyleyebilirim. Kumbaracı 50’nin bu sezonda konuşturan yeni işlerinden Filifu’nun İntikamı’nı da uygun olduğunuzda görmek üzere listenize ekleyin bence.


HAYVAN ÇİFTLİĞİ, Altıdan Sonra Tiyatro & D22


George Orwell denince aklımıza ilk gelen Hayvan Çiftliği, bu kez kalabalık bir kadroyla tiyatro sahnesinde. Benim için artıları olduğu kadar eksileri de olan bir çalışma ama yine de klasik bir eserin tiyatroya nasıl taşındığı görmek gerek. Öncelikle basit gibi görünen üç katlı bir dekora, hayvan karakterlerini olduğu gibi yansıtan kostümlere ve makyaja diyecek lafımız yok. Bazı oyuncular, canlandırdığı hayvanın kimliğine tamamen bürünmüş. Yoğun bir emek verildiği her halinden belli ancak süresinin biraz uzun olması düşündürüyor. Uyarlama genel olarak uygun olmasına rağmen bazı sahneler biraz azalsa ve oyun da şöyle bir silkelense çok daha keyifle izleyeceğimizi düşündük. Artısını eksisini bir yana bırakacak olursak, izlediğimiz her şeyin şu anda günümüz dünyasında yaşandığını görmek, George Orwell’in ustalığının önünde saygıyla eğilmemizi sağladı.

CINGILLI, Bakırköy Belediye Tiyatroları


Bakırköy Belediye Tiyatroları, orkestrası ve oyuncularıyla el ele vererek bir zaman makinesi (kendilerinin deyimiyle müzikli zaman matinesi) icat etmiş adını da Cıngıllı koymuş. Bu makinenin görevi de bizi müzikal tarihimizde yolculuğa çıkarmak. Oyuncular bazen ikili, üçlü bazen de daha kalabalık gruplar halinde sahneye geliyor ve başlıyorlar müzikal tarihimizi anlatmaya. Beraberinde de müzikallerden bölümler söyleniyor . Sadece müzikal tarihimiz mi? O dönemin siyasi ve toplumsal resmi de beraberinde veriliyor. Sonuçta toplum değişiyor, siyasi düzen değişiyor, bundan da en çok nasiplenen tiyatro oluyor. Eğlenip gülmenin, hatıraları canlandırıp nostaljik takılmanın, şarkılara eşlik edip ruhumuzu beslemenin ve emeği geçen herkese selam durup tiyatroya daha fazla inanmanın garanti olduğu bu zaman makinesine bir bilet de siz alın. İzleyip benim gibi bir sonraki seferin yolunu gözleyeceğinizden eminim.

SENİ SEVİYORUM TÜRKİYE, Bakırköy Belediye Tiyatroları


Bakırköy Belediye Tiyatroları, 21. İstanbul Tiyatro Festivali için sahnelemeye başladığı Seni Seviyorum Türkiye ile bizden yine bir alkışı hak ediyor. Oyun, çamaşırhanede bir araya gelen, her biri başka telden çalan beş kişinin yaşadıklarını anlatıyor. Bu kadar farklı dünyanın insanı bir araya gelmiş olsa da, hepsinin ayrı değil aynı dünyanın daha doğrusu aynı memleketin insanı olduğunu anlıyoruz. Geçmiş deneyimleri, burada su yüzüne çıkan duygular ve olaylarla birleşince ülkemiz gerçekleri de bir tokat gibi yüzümüze çarpıyor. İçimizi acıtan memleket durumlarıyla bizi yüzleştiren, gitmekle kalmak arasındaki köprüde yönümüzü seçme kararını bize bırakan ve ‘gitsek de, kalsak da o ülke bizim ülkemizdir’ dedirten bu oyun kesinlikle izlenmeli ve izlettirilmeli. Oyuna ve memleket hallerine bu kez gerçekten seyirci kalın.

III. RICHARD, Kumbaracı50


Bir yılı kapatmak için sanırım bundan daha iyi bir final olamazdı. Shakespeare’in, iktidar hırsının, insanın zayıflıklarıyla yoğurulup nasıl bir trajediye dönüştüğünü anlattığı bu ölümsüz eseri, Kumbaracı50 yorumu ve farkıyla karşımızda. Kostüm ve dekor tam yerinde; oyuncular ise resmen zirveye oynamış. Yiğit Sertdemir’in nefes kesen performansını, tekerlekli sandalyede çarpık bir görüntüyle sahneye gelip yaptığı kötülüklerle normal bir insana dönüşmesini ve en sonunda yaşadığı trajediyle yine eski haline dönmesini ağzımız açık izledik. Bence Shakespeare yaşasaydı, ‘zaten o oynasın diye yazdım bu oyunu’ diyebilirdi. İki saate yakın ve tek perde sürüyor ancak sahnelerin akıcılığı söz konusu olunca, gerisi teferruat kalıyor. III. Richard, hem hikayesi hem de şaşırtıcı uyarlamasıyla mutlaka görülmeli. Yılın kapanışını bu oyunla yaptım, bence siz de yeni yılın açılışını kendisiyle yapın.

Tiyatrolar ocak ayının programlarını açıkladı. Prömiyerlerin de müjdesi geldi. Hem gösterimde olanlar hem de yenilerle yılın ilk ayına hızlı bir giriş yapacağız demektir. Listem de yavaş yavaş şekillenmeye başladı. O zaman önümüzdeki ay, başka oyunlardan izlenimlerimle görüşmek dileğiyle…

***Fotoğraflar: Emre Mollaoğlu, Kumbaracı50 

0 yorum:

Yorum Gönder