daimatiyatro@gmail.com

28 Kasım 2016 Pazartesi

Kadınlık Halleri: Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin

23:30

PAYLAŞ

Yeni sezon, yeni oyunları beraberinde getiriyor. Özellikle, hayranı olduğumuz, ailecek severek takip ettiğimiz yazar ve oyuncuları yeni oyunlarıyla sahnede görmek, biz tiyatroseverlere de keyfini beraberinde getiriyor. Bakınız: BAM İstanbul'dan Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin!

Sezonun çiçeği burnunda oyunu Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun eğlenceli kalemini, üç kuşak kadının dünyasıyla buluşturmuş ve yine kalemindeki yalın ustalığını konuşturmuş. Oyunda, Ayfer Annneanne, Başak Anne ve Melis Çocuk’un diğer bir deyişle, üç ayrı neslin bir iç dökme hikayesi var. Murat Mahmutyazıcıoğlu, yazdığı bu dördüncü oyununda kadını, kadınların üzerinden ve sadece kadınlarla anlatıyor. Diğer oyunlarından farklı olarak sahneymiş, hikayeymiş, anne sağ kapıdan girer, çocuk elinde telefonla oynar, anneanne telaşla sahnenin öbür tarafına koşar gibi bir düzen yok burada. Üç kadın çekiyor altına bir sandalye, başlıyor anlatmaya. Oturdukları yerden 50 yılın özetini önümüze seriyorlar. Biz de sanki komşuya güne gitmişiz de, çayımızı kekimizi kucağımıza alıp onların “bak ben neler çektim” diye bize söylediklerini dinliyormuş gibiyiz.


İlk sözü Melis Çocuk alıyor, sonra anne devam ediyor ve bir noktadan sonra anneanne söze giriyor. Hepsinin söyledikleri birbirinden bağımsız ancak yaşadıkları birçok açıdan kesişiyor. Birinin derdi diğerine uymuyor ama hepsinin kökünde yalnızlık yatıyor. Sadece yaşadıklarını söylemekle kalmıyor, diyemediklerini de içinden söyleyerek bizimle paylaşıyorlar. Kadın olmanın getirdiği çaresizliğin sonucunda “demedim tabi, içimden demişim” diye itirafları, tüm oyunu kuşatıyor. Ne zordur kadın olmak, söylemek istediklerini söyleyememek, içine ata ata şişmek ve bir süreden sonra da bu duruma alışmak ve hep susmak... Bu üç kadın bize bunları anlatırken bizler de ‘ah vah vah’ diye dinlemiyoruz. Onun yerine gülmekten ölüyoruz. Çok eğleniyoruz çünkü bizim evin hallerinin sahnede yansıması var. Bazen Melis’e bakıp 'bir zamanlar biz de böyleydik, hey gidi gençlik' derken, sahnedeki anneannenin benim anneannem olup olmadığını anlamaya çalışıyorum. Başak Anne ise hepimizin annesi. Sanki memleketteki tüm anneler birleşmiş de Başak Anne’nin ruhuna girmiş. Sadece bizimkiler değil, sahnede koca bir toplum boy gösteriyor. Fehmi gibi babalar/damatlar, Okan gibi sevgililer ve bir takım komşular, dostlar. Özellikle cenaze evi var ki, her evde illa aynı muhabbet tekerrür etmiştir. Tüm bunlar yaşanırken, oyunun isminde adı geçen İstanbul nerede derseniz, tüm olayların arka fonunda, eski güzelliğini her geçen gün yitirerek, kentsel dönüşüme kurban giderek ve bir daha o büyüsünü göremeyecek olmanın üzüntüsünü bize yaşatarak rolünü oynuyor. Aile ve özellikle de aile içindeki kadın dayanışması da oyunun sonunda umutları yeşerterek selamını veriyor. 

Murat Mahmutyazıcıoğlu, oyunun aynı zamanda yönetmeni olarak kendini bir kez daha alkışlatıyor. Üç sandalye dışında herhangi bir dekor olmadan, arkada kendi çizimini konuşturduğu yeni İstanbul silüetiyle bize üç ayrı dünyayı anlatıyor. Oyuncuları yerinden kaldırmadan sandalye üstünde pozisyon değiştirterek ve kabus sahnesinde ise herkesi ters yüz ederek yapıyor bunları. Nasıl olduğunu görmek için oyunu izlemeniz, sonra da kendinizi “nasıl yani?” diye sorarken bulmanız gerek. 


Oyuncular Ayfer Dönmez, Başak Kıvılcım Ertanoğlu ve Melis Öz’ü izleyince oyunculuklarının İstanbul’dan daha güzel olduğunu görüyoruz. Herkes temsil ettiği karakteri, bıcır bıcır halleriyle, ağırbaşlı oturuşuyla ve elini beline koyup söylenmesiyle, kısaca hakkıyla canlandırıyor. Daha üçüncü kez sahnelenmesine rağmen, karakterlere çoktan ısınmışlar. Sadece Ayfer Dönmez, ilk başta tam olarak bir anneanne edasına bürünmesede, oyun ilerledikçe yavaş yavaş anneanne gibi çökmeye başladı. Zamanla daha ilk dakikadan itibaren bu karakterin kimliğine gireceği kesin. Anne rolündeki Başak Kıvılcım Ertanoğlu’nu izninizle bir kez daha alkışlamak istiyorum. Oyunculuğundaki sahiciliği ve samimiyetinden, izlerken ‘anne’ diye boynuna sarılmanız an meselesi.

Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, şaşalı dekora, abartılı kostümlere veya yanarlı dönerli sahne düzenine gerek olmadan iyi bir metin ve hayran olunası oyunculuklarla bu işin başarıyla kotarıldığının en güzel örneğini sunuyor. Üstüne söylenecek bir söz kalmıyor, tiyatroseverlere bu oyunu en önde izlemek düşüyor. Şimdiden iyi seyirler!


 * Oyun sizi Dario Moreno'nun İstanbul'un Kızları şarkısıyla karşılıyor. Öncesinde dinleyip hazırlık yapmak isterseniz böyle buyrun: https://www.youtube.com/watch?v=SMu2LZFhpbo 

** Biraz sürprizi bozmuş olabilirim ama Ayfer Dönmez'in güzel sesinden Mihrabım şarkısını dinlemek de çok iyi gelecek.

***Fotoğraflar: BAM İstanbul 

0 yorum:

Yorum Gönder