daimatiyatro@gmail.com

4 Kasım 2015 Çarşamba

Artıları ve Eksileriyle Cyrano de Bergerac

02:04

PAYLAŞ

Yeni sezonun başlamasıyla birlikte yeni oyunlar da sahnede yerini aldı. Her zaman önceliğim İBB Şehir Tiyatroları olmuştur. Geleneği yine bozmadım ancak bu sezon maalesef hayal kırıklığıyla dolu bir açılış oldu. Cyrano de Bergerac'ı eksileri artılarından fazla bir oyun olarak notlarıma ekledim.

İBB Şehir Tiyatroları, dört yeni oyunla sezona başladı. Ben de açılışı Cyrano de Bergerac'la yaptım ve ilk hayal kırıklığımı bu oyunla yaşadım. Heyecanla beklediğim bu oyuna verdiğim artı ve eksi puanları şöyle özetleyebilirim.

ARTILARI 
Edmond Rostand’in ölümsüz eseri Cyrano de Bergerac, bizi bildiğimiz ama görmezden geldiğimiz hayatın gerçekleriyle yüzleştiriyor. Tiyatroda da bu gerçeği, diğer bir deyişle hayatın aynasını görmek her zaman çok güzel.


Öncelikle İBB Şehir Tiyatroları’nın, klasik bir oyunu sahneye koyma çabası takdirle karşılanmalı. Klasiklerin yeri benim için ayrıdır ve izlemesi de çok keyiflidir. Cyrano de Bergerac’a bir bütün olarak baktığımızda ne kadar büyük bir emek harcandığını görebiliyoruz. Mehmet Birkiye’nin yönetmenliğinde, oyunun metni belirli ölçülerde kısaltılmış ve süresi de dengeli olmuş. Oyunu pek beğenmesem de, yine harcanan emeğin hakkını teslim etmem gerek.

Bu kadar kalabalık bir oyuncu kadrosuna sahip olmasına rağmen sadece Cyrano de Bergerac rolündeki Yiğit Sertdemir oyunculuğuyla ön plana çıkıyordu. Tüm oyunu tek başına sırtladı ve götürdü. Cyrano olmak yakışmış, belirli özelliklerini ve zaaflarını güzel taşımış. Enerjisi de diğer oyunlarında olduğu gibi yine yerindeydi. Oyunda sadece onu takip etmek bile yeterli geldi bana.

Oyunun dekoru abartıdan uzak ve sade tasarlanmış. Dekor, normal bir hızla değişti, bir sahneden öbür sahneye geçişi çok fazla beklemedik. Yine de oyunu tamamlamaktan uzaktı.

EKSİLERİ
Oyun başlamadan önce Ankara katliamının haberini aldık. Belki bu yüzden oyuncuların hepsinde enerji inanılmaz düşüktü. İstedim ki, biraz kafam dağılsın, oyun alsın beni götürsün ama oyuncuların enerjisi beni de aşağıya çekti ve oyunu sıkılarak izledim. Oyunda hep bir şeyler eksikti, kimi bölümde duygu, kimi diyalogda hareket, kimi monologda mimik...

Daha özenli bir rejiyle oyun sahnelenebilirdi. Oyuncu seçimleri daha iyi olabilirdi ya da en azından Roxenne karakteri için Ayşecan Tatari yerine başka biri seçilebilirdi. Daha önce Sırça Hayvan Koleksiyonu’nda da belirttiğim gibi inandırıcılıktan oldukça uzaktı. Gayet donuk bir oyunculukla nasıl başladıysa öyle de bitirdi oyunu. En azından matem havasını yansıtır dedim ancak olmadı. Bir de oyunun başında gelip şarkı söyleyen ve sonunda yine şarkıyla oyunu bitiren bir erkek ve bir kadın iki oyuncu vardı. Bu oyuncuların oyunla ilgisini hiç anlamadık. Sanki yan sahnede başka bir oyuna gelmişler de geçerken bu oyuna uğrayıp şarkı söylemek istemişler gibiydi.



Kostümler de karakterlerle bütün olamamıştı. Cyrano’nun kostümünü beğendim ancak başta Roxanne karakteri olmak üzere herkesin kostümü kendilerine en az bir beden büyüktü ya da eğreti duruyordu. Özellikle Ayşecan Tatari (Roxanne) gibi ince yapılı birisine bu kadar kabarık kıyafetler giydirildiğinden kostümler içinde kayboldu. Bu nedenle oyunculuğu ve vermek istediği duygu da kendisiyle birlikte kayboldu.


Dekorun genel anlamda oyuna uygun olduğunu belirtmiştim ancak Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yapısına pek uygun değildi. Diğer sahnelere göre daha derin ve daha yatay bir sahnesi var buranın. Dekor sahnenin ortasında küçük kalmış. Biraz daha geniş yerleştirebilirlerdi diye düşündüm. Fırın sahnesinde ise yerleşimi çok geriye yapmışlardı. Önlerde olmama rağmen bana bile uzak kaldı. İlk sahnede oyuna verilen duman biraz abartı olmuştu. Hangi oyuncunun konuştuğunu bile göremeden oyuna başladım dolayısıyla oyunun içine girmekte geciktim. Oyuncular kadar dekorun da enerjisi sönüktü.

En çok da çeviri konusunda hüsrana uğradım. Oyun, Sabri Esat Siyavuşgil’in çevirisiyle kalmış. Kendisine duyulan saygıyı anlıyorum ama seyircilere anlaşılır bir oyun sunma çabasına hizmet etmiyor. Sadece birkaç kelimeyi değiştirdiklerini belirtiyorlar ancak keşke yeni bir çeviri ve daha iyi bir uyarlama olsaydı. Eski kelimelerin en az yarısını bilmiyorduk. Bir de üstüne her replik şiir şeklinde söylendi. Ben de hangi diyaloğu takip edeceğimi şaşırdım. Olaylardan ve kritik sahnelerden kopmam da kaçınılmaz oldu. Fransızca isimlerin karmaşıklığı eklenince diyalogların içinde boğuldum. Oyunun satır aralarını okumam ve mesajlarını almam pek mümkün olmadı. Oyun bittiğinde sadece başrol oyuncularının isimleri kaldı aklımda. En azından çeviri biraz günümüz Türkçesiyle olsaydı belki oyunu daha iyi anlar ve o kadar olumsuz izlenimlerle tiyatrodan ayrılmazdım.

Kısaca, Cyrano de Bergerac’ın yeni ve iyi hazırlanmadan sahnelenmesi, karakterlerin ve sahne düzeninin oturmaması ve en önemlisi de enerjisinin düşük olması oyunu beğenmeme nedenlerimin başında geliyor. Umarım, sezonun ortasına doğru her şey biraz daha yerine yerleşir, daha iyi bir performansla ve farklı bir sahnede oyunu tekrar izleme fırsatım olur. Bu kez olumsuz izlenimlerim yerini olumlu yorumlara bırakır diye düşünüyorum. Oyunu seyretmeyi düşünüyorsanız, biraz daha zaman geçmesini bekleyebilirsiniz.

***Fotoğraflar: İBB Şehir Tiyatroları

0 yorum:

Yorum Gönder