daimatiyatro@gmail.com

12 Kasım 2015 Perşembe

O Bir Klasik: Ayaktakımı Arasında

23:46

PAYLAŞ

Bu sezon yeni oyunlar konusunda atağı İBB Şehir Tiyatroları yapıyor. Arka arkaya sahnelediği oyunlar, klasikler olunca tiyatro severler de en önde yerini alıyor. Ayaktakımı Arasında, özenle seçilmiş reji ve göz dolduran performansla oyunun hakkını veriyor.


İBB Şehir Tiyatroları bu sezon klasik oyunlara ağırlık vererek Maksim Gorki’yi ölümsüzleştiren Ayaktakımı Arasında’yı repertuarına alıyor. Oyun, toplumun dibine itilmiş insanların ayakta durma çabasını anlatıyor. 1900’lerin başında Rusya’da devlet düzeninin çöktüğü dönemde umutlar da birer birer çöküyor. Ayaktakımı da bu çaresizlik içinde yaşama çabasında. Kimisi en başından beyaz bayrağı sallıyor, kimisi yumruğunu masaya vurup isyan ediyor. Mücadele eden de var, her şeyi geride bırakıp umuda sarılan da. Hayat, acımasızlığıyla bu takım arasında işte böyle yaşanıyor. Çatışmanın en büyüğü, hayallerle gerçekler arasında, kazanan ve kaybeden sürekli değişerek. Bu yaşamda ayakta kalmak için nefes almaya, nefes almak için de umuda ihtiyaç var. Umudun bittiği yerde yaşam da bitiyor. Oyun, genel olarak bu çerçeveyi çizerken her diyalog ayrı bir mesaj ve öğretiyi içeriyor. Satır aralarının yoğunluğu oyunu en az bir kez daha seyrettirmeyi gerektiriyor. Oyunun başarısı mesajları kadar evrenselliğine de dayanıyor. Bir yüzyıl önce yazılan bu oyun sanki çok yeni yazılmış. Söylenilen her şey geçerliliğini koruyor, isimler ve mekanlar dışında. Ahlak, aile, arkadaşlık gibi değerleri sorgularken dünya düzenindeki öğretilmiş çaresizlik de kendini gösteriyor. Ayaktakımı aslında toplumun temeli, umut ise ekmeği; tüketmemek lazım. İşte tüm bunları iki perdelik, uzun ama yoğun oyunu izlerken çıkardım. Tekrar izlersem en az bu kadar daha mesaj çıkartacağım kesin.

Ayaktakımı Arasında, ülkemizde ilk kez 1936-1937 sezonunda Şehir Tiyatroları tarafından oynanmış. Daha sonra başta Ankara Devlet Tiyatrosu olmak üzere, birçok topluluk tarafından sahnelenmiş ve sahnelenmeye devam ediyor. 79 yıl sonra yine Şehir Tiyatroları’nda hayat buluyor hem de harika bir oyuncu kadrosu ve iyi bir sahne düzeniyle. İki perdelik, yoğun ve uzun bu oyunu zevkle ve beğeniyle izlediysem önce yönetmeni Orhan Alkaya’yı alkışlamak isterim. Baştan sona her detay üzerinde ince ince çalışmış, iyi bir reji, doğru ekip, yüksek enerjiyle kaliteli bir oyun çıkarmakla kalmamış, verilen emeğin de altını çizmiş. Diğer taraftan klasik oyunların çevirisi önemlidir. İyi yapılmazsa harcanan tüm çabalar boşa gider. Benim için, istediği kadar iyi bir kadro ve uygun dekorla oynansın, çeviri iyi olmadığı sürece oyun bütün anlamını yitirir. (Bkz: Satıcının Ölümü, Ankara Devlet Tiyatrosu) Akıcı bir Türkçeyle ve günümüzün kelimeleriyle oyunu çeviren Koray Karasulu’nun ise çevirisine sağlık.

Oyunun içeriğini güçlendiren ve benim de yanına en çok yıldız koyduğum unsurlar dekor ve kostümler oldu. Dekor, ayaktakımının tüm kasvetli havasına ve yaşam şartlarına fazlasıyla uyuyor. Ortada toplanma alanı yaratan masa, telaşı ve hengameyi destekleyen merdivenler ve kafesi çağrıştıran demir kapı, oyunun kare as’ı olmuş. Işık ve ses düzeni de içinde bulundukları ülkenin iklim şartlarını yansıtıyor; onlarla birlikte üşümeniz an meselesi. Tek sorun dumanın fazla verilmesiydi. Sahneyi görememekten ziyade, gerçekten yangın çıkmış da oyuncular boğulmuş hissi yarattı. Sağ salim oyunu bitirmek iyi oldu :). Sahne düzeni Nurullah Tuncer ve Sırrı Topraktepe’ye, ışık tasarımı da Kemal Yiğitcan’a ait. Kostümler ise oyunun havasına ve karakterlerin doğasına ancak bu kadar uygun olur. Sanki 1900’lü yıllara gidip özel olarak toplanmış. Oyuncuları izlemeyi bırakıp her kostümün detayına takıldım diyebilirim. Pantalonun düğmesinden, şalın danteline kadar her ayrıntı oyunu tamamlıyordu. Ayaktakımı Arasında’yı en çok kostümleriyle hatırlayacağım. Kostüm tasarımını yapan Canan Göknil ve tüm ekibin emeğine sağlık. 


Kadroda Ahmet Özaslan, Ali Gökmen Altuğ, Buket Yanmaz Kubilay, Çağlar Polat, Emrah Özertem, İrem Erkaya, Kutay Kırşehirlioğlu, Mazlum Kiper, Mehmet Avdan, Mert Tanık, Rıdvan Çelebi, Semah Tuğsel, Serdar Orçin, Şirin Kılavuz, Tuğrul Atasever, Yeşim Koçak, Yılmaz Meydaneri varsa, ne kadar başarılı bir oyunculuk sergilendiğinden bahsetmeye gerek yoktur sanırım. Birçoğunu farklı sezon ve zamanda, değişik sahne ve oyunlarda izlemiştim. İlk defa hepsi aynı oyunda bir arada. Haliyle oyunu da büyük bir heyecanla seyrettim. En çok Mazlum Kiper’i izlemeyi özlemişim. Kendisinin iyimserlik öğütlerini dinlerken Serdar Orçin’le birlikte isyan ettik. Aktörümüz Mert Tanık’la umuda ve hayallere sarılarak oyunu bitirdik. Erkek egemenliğindeki bu oyunda kadın oyuncular Şirin Kılavuz ve Yeşim Koçak’ın baskın oyunculuğunu da ayakta alkışladık. Oyun oldukça karamsar bir ruh halinde ve karanlık bir atmosferde ilerlemesine rağmen oyuncuların enerjisi o kadar yüksekti ki, biz de bu enerjiden nasibimizi aldık. En çok etkilendiğim ve izlenmesi konusunda önerdiğim özellik, bu oldu. Sadece bazı sahnelerde, karşılıklı diyalogların geçişleri daha uzun tutulabilir. Acele söylendiğinden mesajı kaçırdığım sahneler olmadı değil. 


Ayaktakımı Arasında, klasik bir oyunu büyük bir keyifle izleme imkanı sunuyor. İBB Şehir Tiyatroları’nda yıllar sonra enerjisinden hiçbir şey kaybetmeden sahnelenen bu oyun mutlaka ama mutlaka listenizde olsun. Kaliteli işleri izlemeye zaman ayrılmalı.Şimdiden iyi seyirler!

***Fotoğraflar: İBB Şehir Tiyatroları

0 yorum:

Yorum Gönder