daimatiyatro@gmail.com

15 Nisan 2015 Çarşamba

Annem, Oğlum ve Ben: Biz Bir Aileyiz!

00:58

PAYLAŞ

Sezonun sonuna yaklaşıyoruz ve izlenecek oyunlar listemizi bitirme telaşı da aldı başını gidiyor. Listenin olmazsa olmazı Tiyatro Pera ve listeye üst sıralardan giren “Annem, Oğlum ve Ben”, tüm zamanların ve sezonların en izlenilesi oyunu olarak not etmeye değer. Nesrin Kazankaya’nın zengin kalemiyle Serpil Tamur ve Emre Çakman’ın müthiş performansını birleştiren bu oyun, gelecek sezonun liste başı oyunu olmaya da şimdiden aday.

Tiyatro Pera, her sezon oyunlarıyla mutlaka kendinden söz ettiriyor, hatta bu söz bir sonraki sezona da taşıyor. Annem, Oğlum ve Ben oyunu ise en az birkaç sezon konuluşacağa benziyor. Oyunun yazarı ve yönetmeni Nesrin Kazankaya, bu oyunda bize bir aile hikayesi sunuyor. Her ailenin hikayesi var, bunu biliyoruz ancak böyle bir hikaye her ailede yok. Hayat sınavında en zor soruları cevaplamak zorunda kalan Handan, kendi dünyasında yaşayan annesi Ahsen ve Asperger sendromlu oğlu Bülent yer alıyor bu hikayede. Handan, anne ve oğlu arasında sıkışıp kalmış, anne bugüne kadar yaşadığı acıları unutmak istercesine bilinçli bir Alzheimer yaşama çabasında. Asperger sendromlu Bülent ise yaşamı kendi penceresinden kurtarma peşinde. Yazar bu ailenin bize sunmak istediği hikayesini yılbaşı gecesinden bir gün önce başlatıyor ve yılbaşından birkaç gün sonra bitiriyor. Tabi bu aile kendi hikayesini hala yaşamaya devam ediyor ama bize sadece hayatlarındaki bu kesiti izliyoruz. 


Oyun o kadar yoğun ki, mesaj yağmuru altında ıslanmak kaçınılmaz. Sevgi, saygı, anlayışgibi her kavram dantel gibi işlenmiş ve tüm oyuna eşit şekilde serpiştirilmiş. Aile kavramı ise oyunun baştacı. Hani denir ya ‘et tırnaktan ayrılır mı’ diye, bunun nasıl olduğunu görmek için oyunu izlemeniz şart. Bir aile dramı görüyor hatta kendi içinizde bunu yaşıyor olabilirsiniz ama ailenin sıcaklığını hissedince bu içinizdeki kıvranmalar da sona eriyor. Aile varsa, bu ailede anlayış ve sevgi de varsa bir kale inşa edilmiştir çoktan. Böyle güçlü bir kaleye de hiçbir saldırı işlemez. İşte oyunda bunu gördüm, aile olmanın güzelliğini, yaşadığımız sıkıntılar neyse onların aslında bizi birbirimize kenetleyen araç olduğunu... Gerçekten ne mutlu biz bir aileyiz diyene!

Nesrin Kazankaya’yı zaten Tiyatro Pera’nın ve Pera Tiyatro Lisesi’nin kurucusu olarak tiyatroya yaptığı katkılarını ve Pera Güzel Sanatlar Kurumu’nu bu çizgiye getirme çabasını büyük bir hayranlıkla izliyordum. Bu oyundan sonra da hayranlık seviyem galiba şimdi bulutlarda geziyor. Oyunda üç karakter var, anne, kızı ve torunu. Üç ayrı karakterin yaşadıklarını düşününce aslında her karakteri anlatan en az bir perdelik oyun rahatlıkla yazılabilir. Her karakterin geçmişi, travmaları, şu an içinde bulunduğu durumla ilgisi ancak bu kadar derin ama aynı zamanda az ve öz verilebilirdi. Her karakter üzerinde ayrı ayrı çalışılmış. En başta anne karakterini çok sevdim. Her şeyi görmüş,- kendi anlattığının yalancısı olarak- kocalarıyla gittiği seyahatleri, kutlamalarının yanı sıra erkek evladıyla sınanmayı, kader mağduru kızıyla mücadeleyi ve her daim bakım ve ilgiye muhtaç bir toruna sahip olmayı…

Tüm bu acılar da ona boş vermeyi öğretmiş. 'Madem değiştiremiyorum, bundan sonrasında bu acılara nasıl katlanacağımı ben kendim belirlerim' diyor ve mutlu olmayı seçiyor. Şöyle ekliyor:


Diğer taraftan evin tek oğlu Asperger sendromlu Bülent karakterinin yaratılması ayrı bir başarı hikayesi. Nesrin Kazankaya’yı bir kez daha takdir ettim, böylesi bir karakter için hiçbir ayrıntıyı atlamamış çünkü. Bu sendromun ne olduğunu, sendroma sahip çocukların ne yaptığını, nasıl düşünüp nasıl hareket ettiğini mükemmel bir şekilde vermiş. Oyunu seyrettikten sonra gördüklerimle bu rahatsızlık üzerine bir tez yazar duruma geldim. Oyunla ilgili tek olumsuz eleştirim süresine olacak. 1 saat 45 dakika sürmesi ve tek perdelik olması biz izleyenleri yordu açıkçası. Oyunculuk harika olduğu için kopmadım ama her an böyle bir ihtimali yaşama olasılığım da yüksekti. İki perdelik bir oyun olsaydı, oyunu biraz daha sindirmiş olurduk.

Oyunculara gelince, üç oyuncu var ve üçü de başrolde. Öncelikli olarak evin annesini canlandıran Serpil Tamur’dan bahsetmek isterim ama nasıl bahsedeceğimi, performansının ne derece müthiş olduğunu nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Söz konusu Serpil Tamur ve oyunculuğuysa gerisi teferruattır. Akan sular durmamış ve çoktan çağlamıştır. Bir anne bu kadar güzel mi canlandırılır, tüm duygu ve düşünceler bu kadar derin mi aktarılır! Başka diyecek bir söz bulamıyorum özellikle 1 saat 45 dakikalık oyunun neredeyse her karesinde kendisi varsa ve oyunculuğu doruk noktasındaysa. Evin oğlu Emre Çakman’ın ismini, yanına yıldızlar koyarak not ettim, bence siz de edin. Kendisini izlerken şöyle diyordum kendime “Emre’de gerçekten Asperger sendromu var mı? Evet, var yoksa bu kadar iyi nasıl oynar?” Oyunculuğunda inandırıcılık diz boyu. Genç bir yetenek, sahneyi paylaşan diğer oyuncularla aynı deneyime sahip olmayabilir ama bu kadar genç bir oyuncu hiç mi düşmez, hiç mi kısa bir an bile olsa dikkati dağılmaz, bizim dikkatimizi dağıtmaz? Bu nasıl başarılı bir performanstır böyle! Ben galiba hem Serpil Tamur’u hem de Emre Çakman’ı izlerken nefes almayı unuttum. Nesrin Kazankaya ise sahnenin merkezinde her iki karakterin arasında gayet tatmin edici bir oyunculuk sergiledi. Ben kendisinin oyunun yazarı olarak başarısına daha çok odaklandım ve seyrederken yazarlığındaki ve yönetmenliğindeki performansını hep oyunculuğunun üstünde gördüm.

Annem, Oğlum ve Ben’i bu kadar başarılıyla sahnelemek elbette bir ekip işi. Bu ekipte sahne tasarımını yapan, bir sahneden üç ayrı sahne yaratan ve dekorunda hiçbir detayı es geçmeyen Nilüfer Moayeri’nin emeğine sağlık. Aynı zamanda kostüm tasarımcısı Fatma Öztürk, oyunun ışık ve ses kumandasını yürüten Uğur Arda Başkan, kısacası tüm ekip de oyuncularla birlikte alkışı sonuna kadar hak ediyor.


Annem, Oğlum ve Ben’in gösterimi maalesef bu sezon sona erdi. Ancak gelecek sezon yeniden sahneleneceği umuduyla ve inancıyla, bu oyunu şimdiden listenize eklemeyi unutmayın. Listenize yazın ki, önümüzdeki yıl sahnelenmeye başlar başlamaz koşarak gidin. Yine kapalı gişe oynayacağından bilet almak için de şimdiden pusuya yatmanızda da fayda var. Çabalarınız sonuçsuz kalmayacak, emin olabilirsiniz. Biraz erken ama iyi seyirler… 


***Fotoğraflar: Tiyatro Pera

0 yorum:

Yorum Gönder