daimatiyatro@gmail.com

4 Mart 2015 Çarşamba

Sırça Hayvan Koleksiyonu: Dikkat Kırılabilir!

05:20

PAYLAŞ

İBB Şehir Tiyatroları bu sezon yeni oyunlarını tiyatroseverlerin beğenisine sunmaya biraz geç başladı. Ancak bu geç kalmışlığın acısını çıkartmak ister gibi yeni oyunların prömiyerini de arka arkaya yaptı. Yeni repertuar o kadar zenginleşti ki, görmediğimiz eski oyunların biletlerini almayı bir yana bırakıp bu yeni oyunlara önlerden yer bulma telaşına girdik. Önceliğim bana Tennessee Williams’ı tanıtan ve sevdiren Sırça Hayvan Koleksiyonu oldu.



Sırça Hayvan Koleksiyonu, İBB Şehir Tiyatroları’nın bu sezon çıkardığı yeni oyunlarının ilki. Programda ismini görüp heyecanlanmamla bilet almam bir oldu. Üniversitede derinlemesine incelediğim, hakkında ortak proje ödevleri gerçekleştirdiğim ve sayesinde Tennessee Williams’a hayran olduğum bir oyun. Dolayısıyla benim tiyatro oyunları arşivimde ayrı bir yeri var. O zaman keşke bu oyun çevrilse ve sahnelense, ne kadar güzel olur demiştim. Sırça Hayvan Koleksiyonu’nu izledikten sonra da İBB Şehir Tiyatroları’na teşekkür ettim. Oyun düşündüğümün de ötesinde, gerçekten çok güzel olmuş.


Tennessee Williams’ın 1942 yılında kaleme aldığı ve kendi hayatından fazlasıyla izler taşıyan Sırça Hayvan Koleksiyonu (Glass Menagerie), bir ailenin dramını ve ayakta kalma mücadelesini anlatıyor. Oyunda evin erkeği olup ailenin geçimini omuzlarında taşımaktan yorulmuş bir abi (Tom), kızının kurtuluşunu zengin bir kocada gören bir anne (Amanda) ve ayağındaki aksaklık nedeniyle toplumdan kendini soyutlamış, kabuğuna çekilerek iç dünyasını sırça minik hayvan biblolarından oluşan koleksiyonuyla çevrelemiş bir kızkardeş (Laura) var. Baba ise aileyi bırakıp uzaklara kaçmış ve bu nedenle de en büyük sıkıntıları para olmuş. Ailede herkes kendi derdinde; Tom ayakkabı dükkanından kurtulup kendi hayatını kurmanının, anne eğitimini istediği gibi sürdürmediğinden kızını bir an önce evlendirmenin, Laura ise sırça koleksiyonuna sahip çıkmanın. Ancak oyunun sonunda bu gayelerine ulaşmaları pek mümkün olmuyor çünkü içinde bulundukları durum ve şartlar bir cam gibi kırılgan. O düşledikleri camdan yapılma hayat, kırılıyor, tuzla buz oluyor. Herkes kendine düşen parçayı kırıyor. Ancak en büyük parçayı potansiyel damat adayı Jim kırıyor. Oyun sonunda herkes kendi trajedisini yaşıyor ve kırılan bu parçaları bir araya getirilmesinin imkansız olduğunu anlıyor.

Oyunun teması aile… Aileyle birlikte yan temalar ve kavramlar da bir hayli fazla. Aşk ise bu temanın işlenmesindeki en büyük araç. Beraberinde ilişkiler, gösterdiğimiz veya gösteremediğimiz sevgi, saygı ve anlayış, birbirimize ve hatta kendimize karşı önyargılarımız, tutumlarımız, toplumun farklı olanı aynılaştırma, olamıyorsa dışlama çabaları da bu temanın şekillenmesinde söz sahibi. Oyun bize diyor ki, bunların hepsini bir hareketinizle kırıp paramparça edeceğiniz cam biblolar gibi düşünebilirsiniz. O nedenle planlarınızda, tutumlarınızda ve kararlarınızda çok dikkat etmelisiniz aksi takdirde tamiri de geri dönüşü de olmayan bir sonuçla karşılaşırsınız ve çok üzülürsünüz. Ve şöyle ekliyor: Aile gibisi yok, kardeş gibisi de hiç yok. Dolayısıyla, bu değerlere sahip çıkın.

Sırça Hayvan Koleksiyonu’nun oyuncu kadrosu az ve öz ancak oyunculuk da bir o kadar zengin ve büyük. Anne rolündeki Sevil Akı’yı daha önceki oyunlarında olduğu gibi burada da çok beğendim. Oyunculuğu o kadar inandırıcıydı ki, sanki ABD’deki o evden bu sahneye misafir gelmiş, selam verdikten sonra dönecekmiş gibi. Canlandırdığı karakterde, anne kavramının evrenselliğini, annelerin bitmez tükenmez endişelerini mimik ve tonlamalarıyla da yansıtması da başarısını daha da güçleniriyor. Tom rolündeki Edip Tepeli’nin oyunculuğunu ayakta alkışlamamak mümkün değil. Salona gelip seyirciler arasında yerini almasından sahneye çıkmasına, rolünü canlandırıp selam vermesine kadar her adımda gözümü kırpmadan izledim ve hayran oldum. Sahnede sadece Tom değildi, oyunun anlatıcısıydı. Tom’un gözünden bize özet geçti, evin dışına çıkarıp önemli detayları da paylaştı. Küskün Müzikal’de benim favorimdi, burada da yine aynı şekilde her açıdan başarıyla konuşturduğu oyunculuğuyla yine favorim oldu.

Ayşecan Tatari’yi, Sarı Ay’dan sonra sahnede ikinci kez bu oyunda gördüm. Öncelikle Laura gibi bir karakter için doğru bir oyuncu seçmişler. Kırılganlığını ve acizliğini çok güzel yansıtıyordu. Ancak ayağının aksak olması ve bu nedenle özgüvenini yitirip içine kapanması konusunda pek fazla ikna olmadım. Bunu biraz daha vurgulayabilir diye düşündüm. Jim rolündeki Tanju Girişken ise hal ve hareketleriyle karakteri akıcı bir şekilde canlandırdı ve kısa bir süre sahnede olmasına rağmen oyunculuğuyla hikayenin merkezini oluşturdu.

Bu oyun da tıpkı diğer oyunlar gibi büyük bir emeğin sonucunda gerçekleşiyor. Bu emekte en büyük pay tabii ki yönetmen Yıldırım Fikret Urağ’ın. Sırça Hayvan Koleksiyonu’nu diğer oyunlardan ayıran özellik ise oyuncularının az, yönetmen yardımcılarının fazla olması. Sevinç Erbulak, Hüseyin Tuncel, Yağmur Damcıoğlu ve Alp Tuğan Taş’ı oyuncu olarak biliyorduk şimdi artık yönetmen olarak da biliyoruz. Hepsi görevlerini layıkıyla yerine getirmişle. Bir de oyunun dekoru hayli ilginçti. Her şey bir perdenin arkasında gerçekleşti. Evin dış cephesi var ve birden kendimizi evin penceresinden, salonuna bakarken buluyoruz. Bir de, bu eve veranda eklenmiş, nasıl olduğunu oyunu izleyince anlayacaksınız. Sahne ve ışık tasarımını üstlenen Cem Yılmazer’in eline sağlık. Oyundaki kostümler için Nihan Kaplangı’nın da emeğine teşekkürler. Son olarak oyunu çeviren Aytuğ İz’at’ı alkışlamak gerek. Türkçesi gayet akıcı; kulak tırmalayıcı ne bir ifade ne de bir espri var.

Kısaca Sırça Hayvan Koleksiyonu, aile kavramını sorgulayacağınız, kendinize göre dersler çıkaracağınız ve beğenip ayakta alkışlayacağınız başarılı bir oyun. İBB Şehir Tiyatroları, hazır Mart programını yeni açıklamışken ve 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde tüm oyunlarını ücretsiz sergileyecekken, hemen planınızı yapın ve salonda yerinizi alın. Şimdiden iyi seyirler!


*** Fotoğraflar: İBB Şehir Tiyatroları

0 yorum:

Yorum Gönder