daimatiyatro@gmail.com

4 Aralık 2014 Perşembe

Bol Cümbüşlü Müzikal: Şark Dişçisi

04:49

PAYLAŞ

Benim için her tiyatro ve tiyatro grupları özeldir. Hepsi dönemin en güzel oyunlarını yansıtmak için adeta birbirleriyle yarışır. Her sene olduğu gibi, bu sene de Devlet ve Şehir Tiyatroları’nın hakkı asla yenmez. Geçen sezon bir türlü sıra gelmediği için ancak yeni izleme fırsatı yakaladığım Şark Dişçisi de listemde yanına yıldızlar koyarak bir daha gidilecek notuyla en başta yerini aldı.



Şark Dişçisi, aslında ilk olarak 2011-12 sezonunda sergilenmeye başlandı. Kısa sürede adından söz ettirdi ve bu başarının sonucunu da birçok dalda aday gösterildiği çeşitli tiyatro ödülleriyle almış oldu. Bu oyuna gitmek istememin nedenlerinden biri sadece bu kadar konuşulması ve ödül alması değildi. Şark Dişçisi’ni, “Tarla Kuşuydu Jülyet” ve “İstanbul Efendisi”nden sonra yine bir Engin Alkan klasiği olarak görmek istedim ve oyunu izledikten sonra ‘yine yapmış yapacağını’ dedim. Ancak bu kadar başarılı bir yönetmen, ancak bu kadar başarılı müzikaller gerçekleştirebilir.


Oyun, 1865 yılının Osmanlı’sında geçiyor ve 19. yüzyıl Ermeni mizah edebiyatının en büyük temsilcilerinden Hagop Baronyan’ın kaleminden çıkıyor. Günümüzden yaklaşık iki yüzyıl önce yazılmış olmasına rağmen, işlediği konu ile geçerliliğini hala koruyor ve hala üstüne konuşulacak sözler, yapılacak yorumlar bırakıyor. Yüzyıllardır hep tartışılan konular olan evlilik, sadakat ve aldatma bir müzikal formatında sanki dün yaşanmış veya hala yaşanıyormuş gibi aynı güncellikle ve çok güzel işlenmiş. Tiyatronun hangi dönemde olursa olsun hayatın aynası olduğu gerçeğinin bu oyunda bir kez daha altı çiziliyor.



Şark Dişçisi, benim için en güzel müzikallerinden biriydi. Daha salona girer girmez renkli ve bol cümbüşlü bir oyun olacağını anlamıştım. Nitekim Selçuk Borak‘ın sahneye çıkıp seyirciyi selamlamasıyla birlikte eğlence de başladı. Geçenlerde Demet Akbağ, yaptığı açıklamada “sahneye kim ilk çıkarsa ve nasıl başlatırsa tüm oyun da o tempoda devam eder” diye belirtmişti. Zaten Selçuk Borak’ın çıkması da oyunun yoğun ve hızlı bir tempoda geçeceğinin ve bizim de koltuklarımıza yaslanıp sonuna kadar tüm duyu organlarımızla bu tempoya eşlik edeceğimizin habercisiydi. Oyundaki bütün koreografiler de kendisine aitmiş. Bu yaşında olmasına rağmen tüm yeni nesil oyunculara taş çıkartacak nitelikteki hızına ve enerjisine hayran kaldım.

Giriş bölümü bittikten sonra Sevil Akı sahnede belirdi ve sonrasında planlar ve entrikalar aldı başını yürüdü. Benim izlediğim sezonda Çağlar Çorumlu, Şark Dişçisi rolündeydi ve dizi veya filmlerden görmeye alıştığımızdan çok farklı bir karakterle karşımızdaydı. Bugüne kadar rollerinde oldukça silik ya da ezik karakterler oynarken burada bir başrolde hem de baskın ve tüm bu olaylara sebep olan, yalancılık ve sahtekârlıkta usta çapkın bir kocayı canlandırıyordu. Oyunda zaten kim sahneye çıktıysa hayranlığım katlanarak arttı ve hangisini nasıl alkışlayacağımı bilemedim. Oldukça kalabalık bir kadroya sahip oyundaki tüm oyuncular, oynadıkları karakterlere o kadar güzel bürünmüşler ve onlarla özdeşleşmişlerdi ki sanki 1865 yılından direkt sahneye ışınlanmışlar, biz de onları sahnede misafir etmişiz ve seyrediyormuşuz gibi geldi.


Aslında uzun bir oyundu, yaklaşık 2,5 saat boyunca tempoda en ufak bir düşme, en küçük bir dil sürçmesi vs. olmadı ya da olsa bile bunu bize hissettirmeyecek derecede profesyoneldiler. İşte bu nedenle sanırım birçok ödülü de hak etmişler. 2012 Afife Jale Tiyatro Ödüllerinde, Çağlar Çorumlu, Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Erkek Oyuncusu; Selçuk BorakYardımcı Rolde Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Erkek Oyuncusu; Sevinç Erbulak Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Erkek Oyuncusu ödülüne değer görülmüş. Şark Dişçisi ayrıca 10. Tiyatro Ödüllerinde de dört dalda ödül kazanmış.

Oyuncuların yanı sıra sahne tasarımı, ışık, kostüm ve makyajın da bu başarıda rolü büyük. Cıvıl cıvıl kostümler, bol aksesuar, rengarenk makyajlar, oyundaki karakterlerin rolünü daha etkin kılmış ve performanslarının en büyük destekçileri olmuş. Bir müzikal ancak bu kadar renkli ve cümbüşlü olabilirdi. Oyunda bir yandan esprilere ve ince mizah öğelerine kahkahalarla gülüyor, gülerken düşünüyor bir yandan da danslara ve müziklere alkışlarla yetişmeye çalışıyordum. Diyaloglar, danslar ve şarkılar tam bir denge içindeydi; biri diğerinden ne eksik ne fazla. Oyun sonunda ise “bana bak arkadaşım”, “Hay hay, Aksaray” ve “Öptüm seni canım” replikleri hepimizin diline dolandı, aklımızın bir köşesinde kaldı. Oyun bittiğinde bile hala bazı esprilere gülmeye devam ediyordum ve o hafta aklıma geldikçe de metroda, otobüste ya da nerede olduğumu unutarak çok güldüm.

Daha önceki Şehir Tiyatroları’ndan bilet alma deneyimime dayanarak söylüyorum, bu oyunun biletleri de satışa çıkar çıkmaz tükeniyor. İlk günden acele etmek gerek yoksa birkaç saat içinde en arka sıralar için bile şansınızı zorluyor olabilirsiniz. Eğer seçme imkanınız olursa oyunu mutlaka Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde izleyin. Böylece, sahne ve akustik açısından oyuna tam hakim olabiliyorsunuz. Biletinizi aldığınızda oyunu görmeyi ve eğlenmeyi sabırsızlıkla bekleyeceğinize eminim.

0 yorum:

Yorum Gönder