daimatiyatro@gmail.com

31 Ekim 2018 Çarşamba

Tiyatro Günlüğüm: Ekim 2018

Ekim ayına girdiysek, sahneler için “ve perde” vakti gelmiş demektir. "İyi ki tiyatro var" dediğim bereketli bu döneme, alkışa değer oyunlarla giriş yaptım ve tüm sezonun da böyle geçmesini diledim.

Bilindiği üzere 1 Ekim, tiyatro mevsiminin başlangıcıdır ancak bu kez biraz sabırsız davrandım ve eylül ayının sonlarına doğru, oyunların kapısını araladım. Bir aylık bu süreyi, yeni oyunlardan ziyade, önceki sezon izleme şansı bulamadığım oyunlarla ve yine yeniden dediğim harika performanslarla geçirdim. İşte, izleme sırasına göre ruhumu besleyen oyunlar:

Godot’yu Beklerken’i Beklerken, Asmalı Sahne 
Bana, sezonu iyi ki bu oyunla açmışım dedirtti Godot’yu Beklerken’i Beklerken… Samuel Beckett’in başyapıtı, bu kez yazar Dave Hansen ile sahnenin arkasındaki yedek oyuncularla yeniden dile gelmiş, “beklemek” kavramının altı kalın kalemle çizilmiş gibi. Metin o kadar güçlü ki, oyundan sonra elime alıp okumak ve özellikle bazı diyalogların yanına yıldız koymak istedim. Muharrem Uğurlu, başarılı rejisi ve yönetmenliğiyle; Olcay Tanberken, Metin Kurt ve Muzaffer Yöntem ise, oyunculuklarıyla metni partlatmış. Açıkçası, bu oyun Godot’yu Beklerken’den daha çok sevdirdi kendini bana. Geçen sezon izleme şansı bulamadıysanız, Asmalı Sahne’nin bu iyi işini listenize alın derim. 

OBEB, Kumbaracı50 
Altıdan Sonra Tiyatro ve Kumbaracı50’nin efsanesi sahnelere geri dönerse, bilet alıp gidilmez mi? İlk olarak 2004 yılında sahneye adımını atan ve bundan ancak üç yıl önce izleme şansı bulduğum OBEB, yine kalbimi fethetti ve yine Yiğit Sertdemir’in önce zekasına ve sonra da kalemine hayran kaldım. Bence her sezon izlenilesi ve her sezon bir öncekinden daha çok beğenilesi bir oyun. Oyuncular, Aslı Can Kortan, Erkan Kortan, Gülhan Kadim, Seda Yürük, Selin Girit ve Yiğit Sertdemir, iki perde boyunca düşmeyen performanslarıyla, oynarken eğlenmelerine bizi de ortak etti. Psikodrama tekniğinin sahnedeki yansıması ve oyundan sonra bile günlerce süren sorgularımızın kaynağı OBEB, bu sezon da seyircisine göz kırpıyor. Bence kaçırmayın!
(Oyunla ilgili izlenim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.)

444, Kumbaracı50 
Bu ay takip ettiğim iyi oyunlar zincirine bir halkayı da 444’le ekledim. Yazarı yine Yiğit Sertdemir olunca, ortaya kaliteli bir oyun çıkma geleneği yine bozulmamış. Bir çağrı merkezinde sıradan bir gece yaşanırken, akıl karıştıran telefonlar birbirini izliyor, unutulmaya çalışılan geçmiş defterler açılıyor ve biz koltuğumuzda olan biteni şaşkınlıkla izliyoruz. Oyunun finali ise keşke gerçekten olsa ve keşke hiçbir şeyi unutturmasa dedirtiyor. Yiğit Sertdemir ve Gülhan Kadım’ın oyunculukları da, bu dilekleri fazlasıyla güçlendiriyor. Sahneyi paylaşan başka bir oyuncu daha var, oyun sonunda onu da alkışlayacaksınız. Kim derseniz, sürpriz olsun!

Eve Dönüş, Gnom Tiyatro 
İçimi ısıtan, sıcak mı sıcak, tatlı mı tatlı bir oyun olmuş Eve Dönüş! Gnom Tiyatro, seyircisine merhaba dediği ilk oyunuyla harikalar yaratmış diyerek sözümüze başlayalım. Karşımızda üç Zeynep, üç dönem, üç kütük ve en az üç yüz travmadan oluşan bir oyun var. Zeynep’in çocukluğu, ergen çağları ve üniversite yılları ile sonrası, üç ayrı oyuncu tarafından seyirciye aktarılıyor. İrem Yünsel, Tara Demircioğlu, Ece Nur Ateş ve Yusuf Sefaoğlu, ise oyunculuklarıyla göz dolduruyor. Söyleyecek sözümüz çok, izlerken kendinizden bir şeyler bulacağınız duygu ve düşünceler daha çok. O bakımdan, Aylak Zeynep’i çok bekletmeyin ve ilk fırsatta Toy İstanbul’un yolunu tutun bence.
(Oyunla ilgili izlenim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.)

7. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali, Galata Perform 
İlk okuma tiyatrosu olma özelliğini taşıyan ve bu yıl 7.'si düzenlenen Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali, bize birbirinden güzel oyunları dinleme ve izleme keyfini yaşattı. Açılışta Yağız Can Konyalı’nın okuduğu Paçayı Kurtarmak oyunun ritmine şahit olmak çok güzeldi. Okuması gerçekleşen oyunlardan Kalbim O Tepede Atıyor ve Bir Evi En Çok Ne Zaman Terk Edersin?’e olan beğenimi, sonrasında yazar-yönetmen-oyuncularla gerçekleştirilen sohbetlerle pekiştirdim. Cemal Toktaş’ın yönettiği, Nergis Öztürk’ün oynadığı, Sultana’nın ve festivalde en iyi yazar ödülünü alan Ömer Kaçar’ın kaleme aldığı Misafir’in bir an önce sahnelerde olmasını diledim.

Leenane’in Güzellik Kraliçesi 
Bir zamanlar, Devlet Tiyatroları’nın kapalı gişe oyunu Leenane’in Güzellik Kraliçesi, yıllar yıllar sonra aynı kadroyla yine alkışlarımızın arasında. Bir aile ve aşk dramının anlatıldığı, izlerken içinizi acıtacak bu oyunun sonunda kırılan parçalarınızı toplamak zorunda kalacaksınız. Rüçhan Çalışkur, Sumru Yavrucuk, Hakkı Ergök ve Yurdaer Okur ile ustaların oyunculukta zirve yaptığı gövde gösterisine şahit olurken sevgili Cüneyt Çalışkur’a da saygı duruşunda bulunduk. Daha önce izlediyseniz, uzun bir aradan sonra yeniden izleyip yine çok beğenmeye; ilk defa izleyecekseniz de, keşke daha önce de görme şansım olsaydı diye üzülüp, uzun bir süre etkisinde kalmaya hazır olun.

Hamlet, İstanbul Devlet Tiyatrosu 
İşte büyük eser Hamlet ve ondan da büyük usta Bülent Emin Yarar! Bana göre Shakespeare’in gözbebeği Hamlet’i, kendisinden daha güzel oynayan ve tüm karakterlere yetmiş dakika gibi kısa bir süre içinde can veren başka bir oyuncu olamaz. O meşhur tirad “olmak ya da olmamak” ile açıldı perde, sonra öldürülen kralın ruhundan, Ophelia’ya, Leartes’e kadar tüm karakterler sırayla saniyeler içinde sahnede yerini aldı. Bülent Emin Yarar, her oyununda beni kendine hayran bırakmıştır ama bu oyunda katsayı en az ikiye katlandı. İzlemeye doyamadım ve yine yeni yeniden sahnenin karşısında olmak üzere pusuya yattım. Biliyorum, bilet bulmak zor ama ne yapın edin, hatta tüm imkanlarınızı seferber edin. Sabahın köründe gişenin açılışını beklemeye inanın değiyor.

Ekim ayını işte bu oyunlarla kapatırken, kasım ayı için de planlarımı çoktan yaptım. Şu anda sabırsız bir bekleyiş hakim bende çünkü 22. Istanbul Tiyatro Festivali’ne artık sayılı günler kaldı! Aylar öncesinden biletimi aldığım oyunları alkışlayacak olmak heyecan verici. Gelecek ay görüşmek dileğiyle...


Yorum Yap

22 Ekim 2018 Pazartesi

Sezona Sımsıcak Bir Başlangıç için: Gnom Tiyatro'dan Eve Dönüş



Yeni oyunlar yavaş yavaş sahnelenedursun, geçtiğimiz sezonların en beğenilen oyunları önceliğimiz olsun! Bu önceliği ilk kime verelim diye sorarsanız; cevabım, bu zamana kadar izlemediğime hayıflandığım Gnom Tiyatro’dan Eve Dönüş olur.

Benim gibi prömiyerci değilseniz, yeni oyunların biraz demlenmesini bekleyenlerdenseniz; bu süre içinde geçtiğimiz sezondan izleme şansı bulamadığınız oyunlarda yerinizi alabilirsiniz. Enerjinizi de acaba hangisinden başlayalım diye düşünmek yerine ilk fırsatta Eve Dönüş’ü izlemek için harcayabilirsiniz.


Gnom Tiyatro, sahnelere merhaba dediği ilk oyunu Eve Dönüş’le harikalar yaratmış diyerek söze başlayalım. Karşımızda üç Zeynep, üç dönem, üç kütük ve en az üç yüz travmadan oluşan bir oyun var. Zeynep’in çocukluğu, ergen çağları ve üniversite yılları ile sonrası üç ayrı oyuncu tarafından seyirciye aktarılıyor. Mini mini Zeynep, çocukluğunu ve korunun mekan sahipliğinde kendine ait kurduğu dünyasını bize anlatıyor. Onunla birlikte ay dedenin koynunda hayallerine ortak olurken, lise çağlarındaki Zeynep’e çevriliyor tüm ışıklar. Bir yanda üniversite ve gelecek planları, diğer yanda dershane-ev-baba üçgeninden aşkına doğru giden yeni yolunda hep birlikte ilerliyoruz. Derken, Ankara-İstanbul arasında mekik dokuyan üniversiteli Zeynep’le tanışıyoruz. Önce yeni erkek arkadaşıyla ilişkisine, iş yaşamının zorluklarına tanık oluyoruz. Sonra ne mi oluyor, “eve dönüş” nasıl gerçekleşiyor, merakla izleyeceksiniz. Başrolde Zeynep kadar travmalarının ana kahramanı babası ile hepimizin yaşamında yer alan, balkondaki çamaşırlarımızı bizden çok düşünen komşu teyze de var. Zeynep’in aşkları da bazen yan rolde bazen de tüm olayların merkezinde. Bir de koruyu unutmamak gerek; olaylarda zaman ve mekan birliği yapan, kimi zaman adı üstünde koruma görevini icra eden kimi zaman da dönemin getirilerine yenik düşen…


Oyunu izlerken, her sahnede ve Zeynep’in her halinde kendinizden bir şeyler bulmanız kaçınılmaz. En başta, daha küçük yaşlarda atılan travma tohumlarının, ileride bize nasıl yol, su elektrik olarak döndüğünü, ruhen sağlıksız bir yaşamın ve aynı hataların müsebbibi olduğunu göreceksiniz. “Tıpkı ben, işte benim de böyle hayallerim vardı” diye iç geçirirken “benzer yollardan ben de geçmedim değil, işte böyle büyüdük, yitirdiklerimizle eksile eksile” diye söyleneceksiniz. Babasına, erkeklere, patronlara öfkenizi izlerken değil de alkışlarken kusacaksınız. Ailenin ve sevginin önemine, ufacık bir sevgi kırıntısının bile bir çocuğun sadece o zaman değil ileride ki yaşamına yapılacak en doğru yatırım olduğuna bir kez daha inanacaksınız. Oyun boyunca bunlar gibi kendinize pay çıkaracağınız o kadar çok şey olacak ki, bir de altını çizeceğiniz şu söz: Biz hepimiz, bütün insanlar ayakkabı giymeyi bırakırsak özgür olacağız, bir kuş gibi!

Eve Dönüş’ün mimarları Barış Gönenen ve Ece Nur Ateş, sade görünümlü ve derin düşünceli bir oyun kaleme almışlar. Metin gayet dengeli, ne izlerken öyle kahroluyoruz ne de klişe esprilerle gülmek zorunda bırakılıyoruz. Barış Gönenen, ilk yönetmenlik deneyiminde sadece üç kütükle zihnimizde üç ayrı dünyanın resmini çizmemizi sağlamış.


Oyunculara gelince, İrem Yünsel, Tara Demircioğlu, Ece Nur Ateş ve Yusuf Sefaoğlu, resmen içimizi ısıttı. Zeynep’i yaşamının her farklı döneminde sevdiysek, başarılı oyunculukların bunda payı büyük. Ece Nur Ateş’in canlandırdığı çocuk Zeynep’le birlikte orman cinlerinin izini sürmek; İrem Yünsel’in hayat verdiği genç Zeynep’e, sınava hazırlığında ve Ali’yle aşkında arkasında olduğumu söylemek; Tara Demircioğlu’nun oyunculuğunda mimar Zeynep’e ise, karşılaştığı her zorlukta sarılmak istedim. Yanına en çok yıldızları, İrem Yünsel’in canlandırdığı Zeynep’e yazdım, Yusuf Sefaoğlu’nun üstlendiği erkek arkadaşı Ali’yi de en sahici aşkı yaşattığı için takdir ettim.


Sezona güzel bir oyunla giriş yapmanın keyfini yaşarken, bu keyfin herkese nasip olması için Eve Dönüş’ü şiddetle tavsiye etmeyi de borç bilirim. Yetmiş dakika gibi bir süre içinde Aylak Zeynep’in sürükleyici (tamam itiraf ediyorum, bir o kadar da içinizi acıtan) hikayelerini izleme şansına sahip olacaksınız. O zaman dersimize hemen çalışmaya başlıyoruz ve bu sezon, öncekilere nazaran daha fazla sahnede göreceğimiz Eve Dönüş’ü alkışlamak için acele ediyoruz. Şimdiden iyi seyirler…


***Fotoğraflar: Gnom Tiyatro

Yorum Yap

13 Eylül 2018 Perşembe

7. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali: Tiyatroya ‘Yabancı’ Kalma!

Galata Perform, her yıl olduğu gibi bu yıl da ekim ayına Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali ile başlıyor. Böylece bizler de, 4-7 Ekim tarihlerinde tiyatroya “yabancı” kalmayacağız.

Türkiye’nin ilk oyun yazarlığı festivali özelliğini taşıyan Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali, tiyatro tutkunlarını yabancı ve yerli yazarlarla ve özgün oyun metinlerle buluşturacak. Bu yıl daha geniş alana yayılan bir işbirliği de söz konusu. Fransız Kültür Merkezi, İsveç Başkonsolosluğu, Norveç Başkonsolosluğu, Taşra Kabare, A Corner in the World ve bomontiada ALT, 4-7 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek bu festival için güçlerini birleştirecek.


Dört gün boyunca, bomontiada mekanlarına yayılacak oyun okumalarının ve yönetmenlik-yazarlık atölyelerinden çıkan özel bir proje niteliğindeki VantaBlack performansının yanı sıra 7 Ekim Pazar sabahı gerçekleşecek olan Kahvaltıda Tiyatro Sohbetleri de festivalin ilgi çeken bir diğer etkinliği.

O zaman gelin hep birlikte, “tiyatroya ‘yabancı’ kalma” temasıyla yola çıkan 7. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali’nin programına ve detaylarına bakalım:

Paçayı Kurtarmak*
(oyun okuması)
4 Ekim 2018
Yer: İstanbul Fransız Kültür Merkezi
Saat: 19.30
Yazan: David Leon
Çeviren: Reyhan Özdilek
Yöneten: Mark Levitas
“Paçayı Kurtarmak”, fiziksel olarak hassas durumdaki çocuk ve ergenlik çağındaki gençlerin bakımı ve desteği üzerine uzmanlaşmış bir kurumda çalışan bir eğitimcinin bu kurumdan istifasını konu alır. Anlatıcı doğrudan bir sesleniş biçimi ile “eğitim prangası” ve “ailevi prangası” olarak adlandırdığı durumlarla bizi yüzleştirir.
*Etkinlik ücretsiz olup Fransız Kültür Merkezi tarafından oluşturulacak online kayıt sistemine kayıt yaptırmak gereklidir. Lütfen http://www.ifturquie.org/ sitesini ziyaret edip kayıt yaptırın.

Devrim*
(oyun okuması)
5 Ekim 2018
Yer: bomontiada ALT
Saat: 20.30
Yazan: Dimen Abdulla
Çeviren: Arzu Lejontatel*
Yöneten: Sanem Öge
Trifa, Helin ve Arazo isimli üç kız kardeş birbirlerine saçlarından bağlıdır. Hep birlikte yaşarlar, birlikte yemek yiyip, birlikte nefes alıp, birlikte şarkı söyleyip, birlikte uyurlar ta ki içlerinden biri bu oyuna devam etmeme kararı alana kadar. Devrim; saç, özgürlük ve kimlik hakkında bir oyundur. Gerçek devrim tüm dünyanın değiştiği andır.
* Bu çeviri Swedish Arts Council’ın değerli katkılarıyla gerçekleştirilmiştir. Etkinlik, ücretsiz olacaktır. 

Palimpsest
(oyun okuması)
6 Ekim 2018
Yer: bomontiada ALT
Saat: 13.00
Yazan: Tülin Ulutürk
Yöneten: Ersin Umut Güler
Bilet: 20 TL
Yerli, salonunun ortasındaki üçlü koltukta oturmaktadır. Koltuğun önünde üzeri gazetelerle kaplı bir ölü... Aniden televizyon açılır ve son derece yüksek bir sesle Neşeye Övgü çalmaya başlar, sonra azalarak kapanır. Klozetten Yabancı çıkar. Palimpsest aymaz ve neşeye yazgılı bir halkın öyküsüdür.

İstasyon
(oyun okuması)
6 Ekim 2018
Yer: bomontiada ALT
Saat: 15.00
Yazan: Zeynep Kıymacı
Yöneten: Ahmet Sami Özbudak
Bilet: 20 TL
Yakup ve Leyla aynı kasabada çocuklukları geçmiş iki yakın arkadaştır. Kasabadaki istasyonda meydana gelen tren kazasıyla uzun süre sonra bir araya gelirler. İstasyonda yüzleştiklerinde kendileriyle ve çocukluklarıyla ilgili de birçok şeyin farkına varmış olurlar.

Sekiz Kişi Bir Odaya Nasıl Sığar?
6 Ekim 2018
Yer: bomontiada ALT
Saat: 17.00
Yazan: Aslı Ceren Bozatlı
Yöneten: Arzu Suriçi
Oyuncular: Ergün Metin, Tanıl Yöntem, Serkan Rutkay Ayıköz
Bilet: 20 TL
Eminönü, Küçükpazar; İstanbul’un dünyalısına, dünya kadar adamına açar sevgi dolu kollarını... Kimler yok ki bu filancanın faslında; Arabı, Kürdü, Afganı, Pakistanlısı hatta Osmanlı Paşalısı… Hepsi bir yerlerden çalınmış, satılığa çıkarılmış burada. Hayallerini odalara sığdıramayan, düşündükçe düşen, düştükçe düşünen abilerimiz… kardeşlerimiz…
Bir ev bulurlar memleketten gelecek sekiz akrabaları için. Dayarlar, döşerler onlar gelmeden. Hikâye bu ya sekiz kişiyi hapsedecekken İstanbul’un dehlizine, kendileri o eve hapsolup kalırlar; sıkışıverirler koca konağın içine.
Ne yapalım, hayaller gerçeklere üstün gelivermiştir bir kere…
Eminönü’nün arka mahallelerindeki bir konaktan, yepyeni bir dünyaya açılan;
üç mahalle arkadaşının trajikomik ve garip hikâyesi.

Helen*
(oyun okuması)
6 Ekim 2018
Yer: bomontiada ALT
Saat: 20.30
Yazan: Finn Iunker
Çeviren: Ferdi Çetin
Yöneten: Onur Karaoğlu
Yüz yıllardır Truva Savaşı’na neden olan ve dünyanın en güzel kadını olduğuna inanılan Helen’in serüveni ya düşündüğümüz gibi değilse? Uzun yıllar süren savaşın ve kayıpların ardından bir anlamsızlık evreninde çıkıyor karşımıza bu kez Helen. Varoluşçuğun sınırlarında dolaşan Absürt tiyatro ile Brecht estetiğinin çağdaş bir yorumu olan Helen, dünden bugüne savaşların anlamsızlığını bir çığlık olarak yüzümüze çarpıyor.
*Bu oyun okuması Norveç Başkonsolosluğu’nun ve Norveç Oyun Yazarları Sendikası’nın değerli katkılarıyla gerçekleşmektedir. Etkinlik, ücretsiz olacaktır.

Kahvaltıda Tiyatro Sohbetleri
(sohbet)
7 Ekim
Yer: bomontiada
Saat: 10.30
Bu sene ilk defa festival kapsamında gerçekleşecek olan kahvaltıda tiyatro sohbetleri etkinliğinde, yeni oyun yazarları, yönetmenler ve tiyatro profesyonelleri arasındaki iletişim ağını, sıcak sohbet ve çay eşliğinde oluşturmak hedefleniyor.

Kalbim O Tepede Atıyor
(oyun okuması)
7 Ekim 2018
Yer: bomontiada ALT
Saat: 13.00
Yazan: Banu Solak
Yöneten: Murat Mahmutyazıcıoğlu
Bilet: 20 TL
Zagreb Kabaresi’nde işler uzun zamandır kesat gitmektedir ve Patron çareyi oyunu yerel bir radyoya satmakta bulur. Miguel ile oyunun yazarı ve oyunda bir Şamanı canlandıran Marlene’den gizli olarak yeni bir final eklemeye karar verir ve Marilyn’in asla sevmeyeceği astronomi mezunu Laila’yı işe alırlar. Zamanla kabarede sihirler, büyüler, tılsımlar ile gerçekler birbirine karışırken “kendi hikayesini bulan sonsuz yaşamı da bulmuş sayılır mı” sorusunun peşine düşerler.

Bir Evi En Çok Ne Zaman Terk Edersin?
(oyun okuması)
7 Ekim 2018
Yer: bomontiada ALT
Saat: 15.00
Yazan: Şengül Can
Yöneten: Ayşe Lebriz Berkem
Bilet: 20 TL
Oyun, yazma ve yaşama motivasyonunu kaybetmiş bir yazar olarak Leman’ın bir kahraman arama düşüncesi ile Ayla’nın hikâyesine tutunmasını konu alır. Leman’ın bulduğunu zannettiği, didiştiği hikâye hiç de bir yabancının değildir. Hikâyesi aslında Leman’ın gerçeği midir? Oyun bir yandan bu durumu sorgularken diğer yandan kahraman yaratma miti üzerinden bir yolculuğa çıkartır: Bir evi en çok en zaman terk edersin?

Misafir
(oyun okuması)
7 Ekim 2018
Yer: bomontiada ALT
Saat: 17.00
Yazan: Ömer Kaçar
Yöneten: Tuğrul Tülek
Bilet: 20 TL
Kimsiniz? Kimlerdensiniz? Neresinden? Biz mutlu bir aileyiz, ya siz? Buyurun, buyurun hoş geldiniz. Lütfen rahat oturun, kendi eviniz gibi... "Misafir", sözde misafirperver bir aile üzerinden güncel sorunlara değiniyor. Ötekileştirme, ikiyüzlülük, mülkiyet üzerine absürt ve çarpık bir kara komedi.

Sultana
(oyun okuması)
7 Ekim 2018
Yer: Taşra Kabare
Saat: 20.30
Yazan: Erdi Işık
Yöneten: Cemal Toktaş
Bilet: 20 TL
“Sultana”, birbirinden farklı iki kadını İstanbul’un en gözde mekânlarından birinde dansla hayata tutunmaya çalışmalarını ve bu mücadelelerinde toplumda kadının yerinin farklı bir gözle sorgulayan, gerçekle masalı iç içe barından bir oyun.

VantaBlack*
(özel proje)
5-6-7 Ekim
Yer: bomontiada dış mekanlar
Saat: Farklı saat dilimlerinde
Proje Konsepti ve Reji: Aslı Ceren Bozatlı
Proje Yazarları: Emre Göğebakan, Ömer Kaçar, Sercan Özinan, Erdi Işık, Aslı Ceren Bozatlı
Yaşam öylece akıp gidiyor. Sen olduğun yerdesin. Aslında sen iyisin, bir şeyin yok. Ama bir durum var, tanıyamadıkça içinde büyüyor. Bir gün, bir sabah öylece gelip kalıyor ve altından kalkamayacağın bir dışlanmışlık hissiyle doluyorsun. İşin garibi nedenini bilmiyor, nereden geldiğini çözemiyorsun. Ona nasıl yaklaşman gerektiğini kestiremiyorsun. İşte bu his her şeyi bir hamlede yabancı kılıyor. Seni, yaşadığın yeri, dilini, ülkeni... Etkinlik, ücretsiz olacaktır.
*2014 yılında bilim adamları tarafından keşfedilen dünyanın en koyu siyah rengi. Renk %99,96 oranında ışığı emiyor. Bu oran rengin bulunduğu cismi tanımsız, anlamlandırılamayan bir şekil haline de getirmiş oluyor. 


Gördüğünüz gibi keyifli bir festival bizi bekliyor. Emeği geçen herkese teşekkürlerimizi iletelim ve hiç vakit kaybetmeden şimdiden kendi takvimimizde yer açalım. İyi seyirler...


***Detaylar için Galata Perfom’un sosyal medya hesaplarını takibe alabilirsiniz.





Yorum Yap

22. İstanbul Tiyatro Festivali ile Tiyatro Bir Kez Yaşanır!


Biz tiyatro tutkunları, eylül ayını çok severiz; sadece yeni sezonun değil, alkışa değer oyunlarla 22.İstanbul Tiyatro Festivali’nin de müjdesini verdiği için.

İKSV yine geleneği bozmuyor ve 17 Kasım-4 Aralık tarihleri arasında dopdolu bir programla 22. İstanbul Tiyatro Festivali’ne imzasını atıyor. “Tiyatro Bir Kez Yaşanır” sözünden hareketle sahneler, 12’si yabanci, 12’si Türk olmak üzere 24 tiyatro, dans ve performans topluluğunun 52 gösterisini ağırlamaya hazırlanıyor. Bizlerde de benzer bir hazırlık söz konusu olmaya başladı çünkü biletler 15 Eylül Cumartesi günü satışa çıkmadan önce hemen “mutlaka izlemeliyim” listemizi oluşturma telaşına düştük.

O zaman vakit kaybetmeden, gösterim tarihine göre oluşturduğum listemi paylaşmak için harekete geçiyor ve detayları da hemen altına ekliyorum:

Komik Tiyatro, Piccolo Teatro Di Milano
Benim için altın bir kural vardır: her festivali, kendisiyle birlikte ilk oyunuyla açmak. Bunun için de takvimler 17 Kasım’ı gösterdiğinde, Goldoni’nin Komik Tiyatrosu’nu güncel yorumuyla izlemek üzere UNIQ Hall’un yolunu tutacağım. Piccolo Tiyatrosu, bu oyunda commedia dell’arte tiplemelerinin ötesine geçecek ve özgün karakterleriyle İtalyan mirasını arkasına alarak Avrupa tiyatrosunun geleceğini imgeleyecek.

Gösterim Tarihleri: 17 Kasım – 18 Kasım
Gösterim Mekanı: UNIQ Hall 

45’lik
Festivalin en farklı deneyimi, en özgün mekanında sahneleniyor. Çağdaş dans sanatçısı, koreograf Tuğçe Tuna,  “Sayı, Suret, Sanrı, Ses, Sağaltma” temalı hikâyeleri bir araya getiriyor. Bizler de, Pınar Akyüz, Olcay Karahan, Ezgi Yaren Karademir, Aybike İpekçi, Canan Yücel Pekiçten, Hilal Sibel Pekel, Leyla Postalcıoğlu, Gizem Seçkin, Filiz Sızanlı, Tuğçe Tuna ve Bahar Vidinlioğlu’nun sıra dışı dansını izlemek üzere Sultanahmet’teki Abud Efendi Konağı’nda buluşuyoruz.

Gösterim Tarihleri: 18 Kasım – 19 Kasım
Gösterim Mekanı: Abud Efendi Konağı 

Yüzleşme, Duru Tiyatro
Festivalin ilk yerli yapımı Duru Tiyatro’dan. Hem festivalin hem de sezonun en güzel haberlerinden Yüzleşme’de Graham Farrow, çarpıcı bir vakayı ele alıyor. Yeri doldurulamaz bir kaybın ardından hukukun adının anılmadığı bir toplumda kendi adaletini arayan yalnız bir adam başrolde. Hem Esra Kızıldoğan’la birlikte sahnede, hem de yönetmenlik koltuğunda göreceğimiz Emre Kınay, oyunu, modern bir Suç ve Ceza hikayesi olarak tanımlıyor.

Gösterim Tarihleri: 18 Kasım – 19 Kasım
Gösterim Mekanı: Duru Tiyatro 

Hamlet, Collage
İKSV, biz Shakespeareseverlere bir güzellik yaptı ve festivalin ilk sürprizini bir ay önce açıkladı ve hatta biletlerini de aynı gün satışa sundu. Hal böyle olunca, 22 Kasım’ı takvime işaretledim ve biletimi de hemen aldım. Bizler için farklı bir deneyim olacak çünkü Robert Lepage’in uyarlamasıyla Evgeny Minarov, 11 farklı Hamlet karakterine adeta nefes verecek. Performansını fizik kurallarını zorlayan küp bir tasarımının içinde ve küpe yansıyan görüntülerle gerçekleştirecek. Böylece, farklı bir Hamlet bilinci yaratacak.

Gösterim Tarihleri: 22 Kasım – 23 Kasım
Gösterim Mekanı: Zorlu PSM Ana Tiyatro 

Zebercet, Talimhane Tiyatrosu
Zebercet, beni en çok heyecanlandıran, en önlerde yerimi almak için tüm imkanlarımı seferber edeceğim bir oyun olarak listemde. Yusuf Atılgan’ın kült eseri Anayurt OteliFiruze Engin’in uyarlamasıyla ve Kerem Ayan’ın yönetmenliğinde sahneye taşınıyor. Zebercet ise, yazar ve oyuncu olarak hayranlığımın üst seviyesinde yer alan Halil Babür tarafından can buluyor. Böyle bir karakteri, kendisinden başka bir oyuncu da taşıyamazdı zaten. Bu durumda, takvimler işaretlendi, sabırsız bekleyiş başladı.
Gösterim Tarihleri: 27 Kasım – 28 Kasım
Gösterim Mekanı: Oyun Atölyesi 

Yu, Platform oogo
Belçika merkezli Platform oogo, Gizem Aksu’nun dans performansıyla izleyenleri içsel bir yolculuğa çıkartacak. Yalnız bu yolculuk, manevi olmaktan ziyade iç organlarımızın yaşamla kurduğu ilişkiye dayanıyor. Sinematik öğelerin de zaman zaman dansla harmanlanacağı bu performansla, bedenimin duyumsama, hissetme ve hareket etme izini sürmeye ve yaşamla olan etkileşimime bambaşka bir pencere açmaya hazırım.

Gösterim Tarihleri: 28 Kasım – 29 Kasım
Gösterim Mekanı: Salon İKSV 

Misafir
Ortadoğu’nun savaş dolu ikliminden zorunlu bir çıkış yaparak, Türkiye üzerinden yeni bir yaşama adım atma mücadelesindeki insanlar, bu kez bir tiyatro sahnesine “misafir” oluyor. Türkiye’nin bu göç çabasına tanıklığını, daha önce Ev’vel  Zaman oyunuyla kalemini not ettiğim Gülce Uğurlu yazdı. Ata Ünal, oyunun yönetmenliğini üstlenerek, Güneş Sayın, Korhan Karabal ve yine Gülce Uğurlu’yla birlikte gerçek deneyimlerle yola çıkıyor ve içinde bulunduğumuz trajik göç çağını gözler önüne seriyor.

Gösterim Tarihleri: 29 Kasım – 30 Kasım
Gösterim Mekanı: Moda Sahnesi 

Ruhiye, Hareket Atölyesi Topluluğu
Festivalin en davetkar oyunlarından biri olarak adından söz ettireceğe benzeyen Ruhiye, bizi “paralel bir evrene” taşıyacak. Farklı yaş ve kişileri buluşturan Hareket  Atölyesi’nin kalabalık kadrosu, Zeynep Günsür’ün genel sanat yönetmenliğinde, tanımsız bir dişil varlığı araştıracak. Ece Ulutan Yüceil, Deniz Yamanus, Gizem Erman Soysaldı, Gülsu Okay, Leyla Okan, Nilgün Büyükgökçesu, Sibel Günsür ve Zeynep Günsürsahneye çıkmadan hemen önce seyircileri, oyunun evreniyle tanıştıracak.
Gösterim Tarihleri: 1 Aralık – 2 Aralık
Gösterim Mekanı: ADAHAN İstanbul 

Sahibinin Sesi, İstanbul Devlet Tiyatrosu
Festivali, Sevim Burak’ın kaleminden çıkan ve hayatının esintilerini taşıyan Sahibinin Sesi‘yle yavaş yavaş sonlandıracağız. İskender Altın’ın rejisiyle Fatih Topçuoğlu, Ebru Aytürk, Lebib Gökhan, Meltem Evcioğlu, Oğuz Tunç, Eren Özyalçın, Murat Yatman, Esra Aktaş, Tayfun Sav, Nazlı Uğurtaş, Berk Sezenler, Duygu Başkaya ve Burak Aksak, tango eşliğinde 1930’larda Kuzguncuk’taki konakların birinde paranoyak Bilal’in sanrılarla dolu dünyasında gezintiye çıkartacak.

Gösterim Tarihleri: 2 Aralık – 3 Aralık
Gösterim Mekanı: Üsküdar Tekel Sahnesi 

Pixel, CCN Créreil & Val-de-Marne
Festivalde ışığın ve dansın sınır tanımayan dostluğunu göz kırpmadan izleyeceğimiz bir performans varsa, ben de hemen sahnenin karşısına yerleşmeye varım! Koreograf Mourad Merzouki, ününü borçlu olduğu hip-hop dansını sirk, dövüş sanatı, güzel sanatlar ve canlı müzikle buluşturarak melez bir dans dili oluşturuyor. Bununla da yetinmiyor, dansçıları, üç boyutlu sahnelemede yaratılan sanal manzaralarla harekete geçiriyor. Gözlerimiz, bambaşka bir boyuta geçeceğe benziyor.

Gösterim Tarihleri: 3 Aralık – 4 Aralık
Gösterim Mekanı: Zorlu PSM Ana Tiyatro 

Gördüğünüz gibi, festival daha öncekilerden çok daha farklı ve “hareketli” olacak. O halde, bu harekete ortak olmanız, bu oyunlar dışında ilginizi çeken tüm performanslar ile söyleşiler gibi yan etkinlikleri de değerlendirmeye almanız tavsiye olunur. Böyle keyifli bir programı ve izlesinler diye öğrenci biletlerini 10 TL’den satışa sunan İKSV’ye teşekkürü borç bilerek, herkese şimdiden iyi seyirler…

UNUTMADAN



***Fotoğraflar: İKSV
Yorum Yap

6 Eylül 2018 Perşembe

2018-2019 Tiyatro Mevsimi Başlıyor!


2018-19 tiyatro sezonuna bir aydan az bir zaman kaldı. Tiyatrolar, oyunlarını duyurmaya başlarken, biz izleyiciler de onların telaşına ve heyecanına ortak olmaya başladık, biraz da sabırsızlanmaya…

Yeni tiyatro sezonu, gördüğümüz, duyduğumuz ve okuduğumuz kadarıyla yeni güzellikler ve sürprizlerle geliyor. Son bir aydır oluşturmaya çalıştığım yeni oyunlar listesini tam bitirdim derken yenileri eklendi ve bu durum beni fazlasıyla mutlu etti. O zaman açılsın perdeler, sahnelensin oyunlar, gelsin alkışlar!

İşte yeni sezon, işte sahnenin karşısında yerimizi alacağımız oyunlar:

Dogville: Yeni sezonun ilk haberi Versus Tiyatro’dan geldi. Lars von Trier’in filmi, Kayhan Berkin’in yönetmenliğinde ve zengin oyuncu kadrosuyla tiyatro sahnesine taşınıyor. Açılışı bu oyunla yapmak isteyenler Ece Çeşmioğlu, Cenk Doğar, Esra Yaşar, Gökhan Gürün, Güzide Arslan, Mehmet Yılmaz, Müfit Aytekin, Nihan Aypolat, Olcay Yusufoğlu ve Rüzgar Aksoy’u alkışlamaya şimdiden hazır olabilir.


Zengin Mutfağı: Sezonun en büyük ve en heyecan verici sürprizi bu olacak çünkü sahnede Şener Şen var! Lütfü Usta’yı daha önce hem tiyatroda hem beyaz perdede canlandıran Şener Şen, heyecan ve sabırsızlığımızın en büyük müsebibi oldu. Daha önce Şehir Tiyatroları’nda büyük bir keyifle izlediğim Vasıf Öngören’in bu harika eseri için gözümüz, DasDas’ta; DasDas ise Ataşehir’de yeni sahnesinde.

Hırçın Kız: Devlet Tiyatrosu’nun iki yeni haberi hepimizin yüzünü güldürüyor. Yücel Erten’in 1985 yılındaki uyarlaması, tekrar sahneye koyuluyor. Veda Yurtsever ve Hakan Meriçliler başrolde. Shakespeare sevenler, şimdiden not almalı bence.

Kaldırım Serçesi: Bir zamanlar Gülriz Sururi’nin hayat verdiği bu harika eseri şimdi de Devlet Tiyatroları’nın rejisiyle sahnede izlemenin mutluluğunu yaşayacağız. Hemen belirtelim Edith Piaf rolünde Tülay Günal olacak!

Kassandra: Haberini alır almaz hemen listemin en başlarına yazdığım bu oyun, Krops Tiyatro’nun bize bir sezon armağanı olacak. Christa Wolf’un romanının, sahneye uyarlanması ve yönetilmesi, Dilek Güven’in ustalığına emanet. Özlem Durmaz, Özlem Aktaş ve Öykü Candanadam, bizlere Kassandra’nın iç acıtan hikayesini anlatacak.

Hakikat, Elbet Bir Gün: Beni sanırım en çok heyecanlandıran bu oyunda Tiyatro D22 ve Berkay Ateş’in imzası var. Serkan Salihoğlu’nun rejisiyle, Seda Türkmen, Gizem Erdem, Can Kulan, Emir Çubukçu, ve Berkay Ateş’ten oluşan iyi bir kadro bizi bekliyor.

 
Bir İnsanı Sevmekle Başlar Her Şey: Bu sezon sahnede öykü uyarlamalarını da izleme şansını yaşayacağız. Sait Faik’in bu güzel hikayesini, çok sevdiğim Jale Sancak oyunlaştırıyor. Egemen Sancak ise hem yönetiyor, hem de Emir Baran Sezginer ve Ozan Elaltunterin’le aynı sahneyi paylaşıyor. Sabırsızlığım şimdiden artan bir ivme kazandı.

Yalnızlar Kulübü: Sami Berat Marçalı, çok konuşulan oyunlarından Yalnızlar Kulübü’ne bu kez B Planı ile yeniden hayat veriyor. Oyun güzel, Kaya Akkaya, Devin Özgür Çınar, Olgu Baran Kubilay, Umut Kurt, Ceren Taşçı ve Duygu Yetiş’ten oluşan kadro zengin... Daha ne olsun?

Kıyı: Moda Sahnesi, sezonu bir Wajdi Mouawad oyunuyla açıyor. Kadronun zenginliği de içimizi açıyor. Onur Ünsal, Uluç Esen, Caner Erdem, Mert Şişmanlar, Melek Ceylan, Barış Yurtsever, Çağla Buldak ve Talha Kaya; Kemal Aydoğan yönetmenliğinde provalara başladı, biz de beklemeye…

Ne Evet Ne Hayır: No Act Sahne’nin ilk oyunu, Oğuz Atay’ın en sevdiğim hikayesi olacak. Özge Erdem’in yönetmenliğinde Özer Arslan ve Sinan Arslan, perdeyi 14 Eylül’de açıyor. No Act Sahne’nin ikinci yeni oyunu da Cehennem Tanrısı. Detayları bekliyoruz.

Gloria: Yan Etki Sahne, Branden Jacobs-Jenkins’in Plutizer’e aday gösterilen oyununu bu sezonda repertuarına alıyor. Serkan Üstüner’in yönetmenliğini üstlendiği ve Sevil Akı, Evrim Doğan, Murat Eken, Reyhan Kıroğlu, Kutay Kunt ve Tayfun Yılmaz’ın oyunculuklarını konuşturacağı Gloria’yı keyifle izleyeceğiz.


At Gözü: Dile kolay, Altıdan Sonra Tiyatro yirminci sezonunu, Kumbaracı50 ise onuncu yılını dolduruyor. Bu güzel yıldönümünü dört yeni oyunla kutlamaya hazırlanıyorlar. İlk oyunları At Gözü, Yiğit Sertdemir’in uyarlamasıyla alkışımızı bekliyor.

Nihayet Makamı: Kumbaracı50’nin ikinci yeni oyunu Burçak Çöllü imzasını taşıyor. Daha önce başka oyunlarda beğenerek izlediğim Ayşegül Uraz, Dolunay Pircioğlu/Ayşegül Aykaç ve Gülhan Kadim sahnede güçlerini birleştiriyor. Bize de Kumbaracı50’nın yıldönümünü kutlamak düşüyor. Diğer oyunlarından Kefaret Oteli ve Babaannemin Masalı için de Kumbaracı 50’yi şimdiden yakın takibe aldık.

Efsane Kadın: Ezop Sahne, sezonu bir müzikalle karşılıyor. Oyunu Ali Kemal Güven kaleme alıyor, Naz Erayda da yönetmen koltuğunda oturuyor. Derya Alabora ise 80’li yılların Kızıl Bomba’sına can veriyor, hem de kulaklarımızın pasını silecek şarkılarla…

Markopaşa’nın Çocukları: Tiyatro Adam’ın iki güzel haberlerinden ilki ve Ahmet Sami Özbudak’ın kaleminden Markopaşa dergisinin hikayesi... Emrah Eren’in yönetmenliğinde, İbrahim Selim, Erdem Akakçe ve Fatih Koyunoğlu sahnedeyse, bizi iyi bir oyunun beklediğinden eminiz.

Teftişör: Gogol’un Müfettiş uyarlaması Tiyatro Adam’ın sezondaki ikinci güzelliği olacak. Sevdiğim yönetmen Oğuz Utku Güneş, oyuncular Gökhan Azlağ, Deniz Özmen, Çetin Kaya, Berk Yaygın ile birlikte Teftişör'ü, alkışlarımız ve beğenilerimiz arasına yerleştirecek.

Kral Lear: Tiyatroseverlerin en merakla beklediği oyunların başında geldiği şüphesiz. Oyun Atölyesi tarafından sahnelenecek oyunun kadrosunda Haluk Bilginer, Berfu Öngören, Hare Sürel, Nazlı Bulum, Arif Pişkin, Deniz Celiloğlu, Kaan Turgut, Onur Özaydın, Sertan Müsellim, Efe Tunçer ve Hüseyin Sevimli yer alıyor. Yönetmenlik koltuğunda ise Muharrem Özcan oturuyor.


Don Kişot: Baba Sahne, Mihagil Bugakov’un uyarlamasıyla karşımızda. Emrah Eren’in yönettiği bu oyunda sürprizler bitmiyor çünkü Don Kişot’u Ozan Güven, Sanço Panza’yı Günay Karacaoğlu canlandırıyor. Sizce de ilginç olmayacak mı?

Korku: Alt Sahne, Stefan Zweig’ın Korku isimli eserini sahneye koymak üzere provalara çoktan başladı. Künye bilgilerini de paylaşacak olursak, yönetmen Tuğçe Mine Aktulay Çayır, oyuncular ise Zeynep Aytekin, Kerim Urun, Asena Yıldırım ve İsmail Nadir Bilgili. Listemize aldık bile!

Cyrano de Bergerac: Bir sürpriz de Tiyatro Keyfi’nden geliyor çünkü Cyrano karakterini Okan Bayülgen canlandırıyor. Bir bilgi daha paylaşmakta yarar var: çok sevdiğim Öykülerden Oyunlar, yeni sezonda yeni öykülerle sahnede olacak. Bu arada, Tiyatro Keyfi’ni artık Dada Art Gallery’de alkışlayacağız.

Anne Frank’ın Hatıra Defteri: Alt Kat Sanat, yeni oyunlarının provalarına, Müge Saut’un yönetmenliğinde son sürat devam ediyor. Nevzat Süs, Aydan Cömert, Mustafa Dinçer, Aybike Turan, Selver Çavuş, Beyza Candemir ve Özlet Ezgi Çelebi sayesinde, savaşın bir çocukta bıraktığı izlere hep birlikte tekrar şahit olacağız.

Bahar Noktası Opereti: Sezonun ikinci yeni müzikali Tatavla Sahne’den. Can Yücel çevirisiyle Bahar Noktası Opereti, 1 Ekim’de prömiyer yapıyor. Sadık Seven, Ürün Can Keskin, Tuba Sağlam, Utku Çetin, Yiğit Emrah Gümrah, Atahan Keskin, Aydan Akboğa, Deniz Çelik, Murat Yılmaz, Murat Avni Yürekli , Erdi Öztürk, Ercan Ertan, Halil İbrahim Zal, Yağmur Yılan, Gözde Yıldız veNasmina Tüten; Eraslan Sağlam'ın yönetmenliğinde provalara devam ediyor. Bakalım bizi nasıl bir oyun bekliyor?


Küskün Yüreklerin Türküsü: Tatavla Sahne, Cumartesi Anneleri’yle ilgili yeni oyunu için Metin Balay yönetiminde geri sayıma başladı. Detaylar çok yakında…

Jacques ile Efendisi: Rest Tiyatro, çevirisi Ayberk Erkay’ın, yönetmenlğini Ragıp Ertuğrul’un yaptığı Milan Kundera’nın oyunuyla sezonu karşılıyor. Zeynep Erkekli, Cem Baza, Serhan Süsler, Umut Demirdelen, Ayşegül Yalçıner, Ali Yalçıner, Halit Barış Öncü ve Erce Ahmet Kardaş oynuyor. Oyunun müzikleri ise Çiğdem Erken’e emanet.

Manastır: Asmalı Sahne’de perde Manastır’la açılıyor. Hristo Boytchev’in oyununu Muharrem Uğurlu yönetiyor. Aydoğan Temel, Arzu Yanardağ, İlayda Fidanlık, Emel Çetin, Sevcan Başaydın ve Osman Ataseven şu sözlerin altını çizecek: …çünkü deliler ve hiç kimse onları anlamıyor.

Aslında Özgürsün: Duygu Asena’nın iki yakın arkadaşın yaşamlarından bir kesit sunduğu kitabı, bu kez bir tiyatro sahnesinde. Ali Kemal Güven'in hem uyarladığı hem yönettiği, dramaturjisini Melisa Kesmez’in üstlendiği oyunda iki arkadaşı da Ayşecan Tatari ve Gözde Ayar canlandıracak.

The Treatment: Siyah, Beyaz ve Renkli, sezonu Martin Crimp’in yazdığı ve Barış Arman’ın çevirisini yaptığı “The Treatment” ile karşılıyor. Mehmet Birkiye’nin rejisiyle, Salih Bademci, İmer Özgün, Çağrı Şensoy, Güneş Sayın, Nişan Şirinyan, Tuğçe Yolcu ve Cem Özeren’i izlemek için takvimlerimizde kasım ayına yıldız koyduk.

Fotoğraf 51: Craft Tiyatro, bu sezon iki yeni oyunla karşımızda. İlk olarak Anna Ziegler’in yazdığı Fotoğraf 51’in çevirisi Hira Tekindor’a, yönetmenliği de Çağ Çalışkur’a ait. Sahnede ise Funda Eryiğit, Edip Tepeli, Cenk Avnayim, Barış Arman, Bahadır Efe ve Orçun Soytürk’ü’alkışlayacağız.

 
Kalp: Craft Tiyatro’nun ikinci oyununda da yine Hira Tekindor’un imzası var. Yönetmeni ise İbrahim Çiçek. Başroller de belli oldu: Nilperi Şahinkaya ve Cem Yiğit Üzümoğlu.

Şeytan Kırmızı Sever: TwoTwo Production bu sezon da Lucas Hnath’ın Red Speedo oyunuyla adından söz ettireceğe benziyor çünkü oyun bir havuzda geçecek. Kerem Pilavcı’nın çevirisi, Ahmet Sami Özbudak’ın yönetmenliğiyle buluşacak ve Pera Palas Oteli’nin havuzu, Erdem Kaynarca, Erol Babaoğlu, Mert Tümer ve Tuğçe Tanış’ı ağırlayacak.

Tezgah: İkinci Kat, yeni oyunlarından ilk olarak Tezgah’ı duyurdu. Elit Andaç Çam, Aziz Caner İnan ve Haki Biçici, evlilik ve ilişki sorunsalına sahneden bakacak. Oyunun mimarı Erkan Kolçak Köstendil, yönetmeni de Eyüp Emre Uçaray.

Closer: İkinci Kat’ın provalara başladığı bir diğer oyunu Closer da, zengin kadrosuyla beğenimizi toplayacağa benziyor. Cengiz Bozkurt yönetmenliğinde, Cansel Elçin, Pelin Akil, Zeynep Tuğçe Bayat’ı izlemek için ekimde yerimizi alacağız.

İyi Geceler Anne: Sezonun bir diğer müjdesi Ankara Sanat Tiyatrosu’ndan geldi ve artık İstanbul’da da düzenli olarak perde açacaklar. Açılışı, Marsha Norman’ın İyi Geceler Anne ile yapıyorlar. Yeşim Özsoy yönetirse, Lale Mansur ve Gizem Aldemir oynarsa, iyi bir oyun bizi bekliyor demektir.

 
Herkes Tek Başına Ölür: Tiyatro Pera, yeni sezona yeni sahnesi Şişli Blackout’ta, Hans Fallada’nın romanıyla merhaba diyecek. Nesrin Kazankaya’nın uyarlayıp yönettiği oyun, Otto ve Elise Hampel’in gerçek hikayesine dayanıyor. Hampel çiftine Murat Göksu ve Nesrin Kazankaya hayat verecek. Başak Meşe, Doğan Akdoğan, Rüştü Onur Atilla, Zeynep Özden, Dilşah Demir, Oğuz İşçi ve Mustafa Sevim ise sahnede onlara eşlik edecek.

Yüzyılın Evi: Sezonun özgün çalışmalarından biri de Galata Perfom’dan geliyor. Yüzyılın Evi, prömiyerini ekim ayında Berlin’de yapacak. Yeşim Özsoy şöyle anlatıyor: bir konak ve 100 yıllık yaşanmışlıklar ve hikayelerlei müzik film, tiyatro ve belgesel arasında gerçek ve kurgu iç içe olacak. Sinema yönetmeni Melisa Önel ve müzisyen, besteci Kıvanç Sarıkuş ile gerçekleşecek oyun canlı müzik, video ve hikaye anlatımı üzerine…

Günışığına Mektup: Tiyatro P.A.S., Yusuf Dündar’ın kaleme aldığı Günışığına Mektup’la sahnede yerini alacak. Sevtap Çapan, Ece Bozkaya ve Uğur Özbağı; Caner Bilginer yönetmenliğinde selamını verecek ve bizler de onları alkışlayacağız.

Beş Sevim Apartmanı: Tiyatro Alesta, Mine Söğüt’ün öyküsünü, biz tiyatroseverlerin beğenisine sunacak. Orçun Ucal tarafından uyarlanan ve yönetilen oyunun koreografisinde Seçil Demircan, müziklerinde ise Özge Eypoğlu ve Oğuz Gülen’in imzası var. Elif Sözer, Leman Aydın, Nevra Ayşem Savaşçı, Mehmet Şerif Tozlu, Oğuz Gülen ve Orçun Ucal, 12 Ekim’de Kadıköy Emek Sahnesi’nde prömiyer yapmak üzere geri sayıma başladı. Tiyatro Alesta, ikinci oyunlarının da müjdesini verdi: Melih Cevdet’ten uyarlanan Gizli Emir, önümüzdeki aylarda sahnede olacak.

 
Frida: Küçük Salon, bu sezon da Beliz Güçbilmez’in yazdığı Frida’yla sezona iddialı bir giriş yapacak. Yönetmenlik koltuğunda Emre Tandoğan, sahnede ise Elif Arman var. Dekor ve kostüm tasarımları ise Melis Boyacı'ya ait.

Süper İyi Günler: Tiyatro Kare, Mark Haddon’un romanını sahneye taşımakla kalmıyor, bir sosyal sorumluluk projesine de imza atıyor. Tohum Otizm Vakfı ile ortaklaşa gerçekleştireceği bu proje için 9 Ekim’de Uniq İstanbul’da perdeyi açmaya hazırlanıyor.

Hiçbir Şey: İstanbul Kumpanyası, yeni sezonda önce Raşit Çelikezer’in yazdığı ve yönettiği bu oyunla tiyatro izleyicisiyle buluşmaya hazırlanıyor.; aynı şekilde sahnede de, Serhan Atak, Gizem İnceoğlu ve Burak Akbulut...

Kader Can: BAM Tiyatro’dan çok yeni bir oyun haberi var! En sevdiğim yazarlardan Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı ve yönettiği bu tek kişilik oyunun kahramanı Deniz Karaoğlu olacak.

Artık Bir Davan Var: Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu, ilk olarak 22. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında yeni oyununu bizlere sunacak. Cüneyt Alaz ve İlker Yasin, Kafka’nın Dava’sından ilham alarak yazdığı oyunda, Banu Açıkdeniz, Cüneyt Yalaz, Duygu Dalyanoğlu, İlker Yasin Keskin ve Özgür Eren, Bay K’nın içine düştüğü çıkmazı çözmeye çalışacak.


Yüzleşme: Sonunda Duru Tiyatro’dan da güzel bir haber geldi. Graham Farrow’un yazdığı Yüzleşme, Emre Kınay ve Esra Kızıldoğan’ı sahnede buluşturuyor. Aynı zamanda yönetmen koltuğunda da oturan Emre Kınay, oyunu modern bir Suç ve Ceza yorumu olarak nitelendiriyor. Oyun, ilk olarak 22. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında 18 Kasım’da prömiyer yapacak.

Julie: Ekim ayında prömiyer yapmaya hazırlanan bir diğer oyun ise Julie! August Strindberg’in klasik trajedisini’nin çevirisi, çalışmalarını yakından takip ettiğim Ferdi Çetin’e ait. Yusuf Demirkol yönetiminde Ahmet Varlı, Gizem Erman Soysaldı ve Nilay Erdönmez, provalara devam ededursun, bizler 27’sinde Moda Sahnesi’nin yolunu tutmak üzere planımızı yaptık.

Göç Dalgası: Ezop Sahne, geçtiğimiz sezon sonunda Yusf Dündar'ın tek kişilik oyunu Göç Dalgası ile seyirciye göz kırpmıştı. Bu sezon da aynı şekilde yönetmen koltuğunda Burcu Salihoğlu, Nuri Karadeniz de sahnede olmaya devam edecek.


Rita: Tiyatro Gerçek, Willy Russel’ın yazdığı Rita oyununu sahneliyor. Mehmet Birkiye’nin yönetmenliğindeki bu oyunda Ege Kökenli ve Hakan Gerçek’i hayranlıkla seyredeceğiz.

Judy: Pulse Tiyatro, geçen sezonun sonuna doğru izleyicisine Judy ile merhaba demişti. 25 Ekim'den itibaren de Yılmaz Sütçü'nün yönetmenliğinde tekrar sahnede olmaya devam edecek. Sena Işıldar, Can Türkkan ve Ferhat Akgün'le müzikal tadında bir oyun izlemek isterseniz, listenizde olsun derim.

Altar: Geçtiğimiz sezonun sonlarına doğru izleme fırsatı bulduğum Can Bora'nın disiplinlerarası projesi Altar, bu sezon yenilenmiş ve çok daha güçlü bir şekilde No Act Sahne'de karşımızda olacak. Ekim ayında takvimlerinize işaretlemeyi unutmayın.

Maraton: Yılmaz Sütçü, bu kez bir dans tiyatrosuna imza atıyor. Horace McCoy’un “Atları da Vururlar” romanı ve Sydney Pollack’ın aynı adlı sinema filminden hareketle gerçekleşen projeyi,
İlke Kodal, Tolga İskit ve Yılmaz Sütçü icra ediyor. Üstelik canlı müzikle birlikte!

Deliliğe Övgü: Erasmus’un kaleme aldığı, Togay Kılıçoğlu’nun yönettiği, Karma Drama'nın bir “delirme hikayesini” sahnede izlemek kesinlikle keyifli olacak.

Varyemez: İstanbul Kumpanyası, Moliere’nin Cimri oyunundan Ahmet Vefik Paşa tarafından uyarlanan Azarya adlı oyununu Binnur Şerbetçioğlu’nun kaleminden Varyemez adıyla sahneye taşıyor.

Manifesto: Oyun Sandalı, yeni oyunlarının ilk provasını gerçekleştirdi. Detaylar ve künye bilgisi de merakla bekleniyor.

Adı Aylin: Tuba Ünsal, bu sezonda Ayşe Kulin’in romanıyla sahnede olacak. Oldukça yüksek maliyetli bu yapımın da detaylarını bekliyoruz.

Çiçekçi Sokağı Cinayeti: Kedi Sahne Sanatları, tiyatroseverleri Kosta Kortodis’in yazdığı Çiçekçi Sokağı Cinayeti’yle buluşturuyor. Detaylar çok yakında...

Balans: Şermola Performans, sadık izleyicilerini Balans’a davet ediyor. Selim Akgün'ün yazdığı oyunu, başarısını sıkça duyduğumuz Berfin Zenderlioğlu yönetiyor. Özlem Taş, Sabahattin Ozan Aslan ve Selim Akgül ise bir oto tamirhanesinde yaşanan ikiyüzlülüğün ve çıkarların hikayesini anlatıyor. 


Gördüğünüz gibi yeni oyunlar listesi, uzadıkça uzuyor. Sizler bunları okurken, yeni oyunlara yenilerinin de ekleneceği kesin. Ne güzel değil mi? 

Yeni oyunlar, sahnelere ve tüm tiyatroseverlere bereketiyle gelsin; 
alkışların susmayacağı bir sezon olsun!
Yorum Yap

12 Haziran 2018 Salı

Ve Sezon Finali: Taşra Kabare'den Alacakaranlık Kuşağı

Bir sezonun daha sonuna gelirken açılışı iyi bir oyunla yaptığım gibi kapanışı da yine güzel bir oyunla yapmanın mutluluğunu yaşadım. Bu mutluluğun kaynağı ise Taşra Kabare’den Alacakaranlık Kuşağı oldu.

Bu sezon Düşperest ile kalbimi fetheden Taşra Kabare, Alacakaranlık Kuşağı ile yerini pekiştirdi. Tüm yılı, birkaç istisna hariç güzel ve alkışlamaya değer oyunlarla geçirdim ve sezon finalini yapmak da Oğuz Utku Güneş’in uyarlayıp yönettiği Alacakaranlık Kuşağı’na kısmet oldu. Böyle verimli bir sezona, enerjisi yüksek bir kapanış da çok yakıştı.

Küçükken, geç saatte olduğu için ‘haydi artık uykuya’ uyarıları arasında az da olsa seyretme şansına eriştiğim Alacakaranlık Kuşağı, sahnede daha iyi bir iş olarak karşıma çıktı. Oyunun başında yönetmenimizin uyarısıyla fantastik bir dünyanın kapısını aralayacağımızı ve farklı bir boyuta geçeceğimizi öğrendik. Sonrasında “alacakaranlığın tekinsiz dünyasındaymışız, ızdırap da çekecekmişiz, acaba iyi mi ettik gelmekle…” diye sorgularken ve arkamıza yaslanıp yaslanmama kararını yaşarken, aşk iksiri dediğim oyunla açıldı perde. Çılgın bir mucidin iksiriyle aşk, evlilik, ayrılık gibi durumlar sahnede bir film şeridi gibi geçti. 

Farklı bir boyuta ışınlandığımıza emin adımlarla, paraya karşılık yaşam oyununa doğru yol aldık. Beni en çok etkileyen ve bir kefede adil olmayı diğer kefede mutluluğu tarttığım bu bölümde terazide hangi tarafın ağır geldiğini gördüm. Sonra da aile bağları bölümüne geldi sıra. Gecenin bir yarısında aileniz sizi uyandırırsa ve bir kabus yaşatırsa ne yaparsınız bilmiyorum ama bunu da gözünüz kırpmadan izleyeceğinizi çok iyi biliyorum. Son bölümde ise, içine çekildiğimiz bilmem kaçıncı boyutun doruklarına çıktık. Bir film çekimiyle başladık, ‘kim aktör, kim figüran, nerede bu yönetmen, nerede bu devlet?’ gibi sorularla ve çok çok alkışlarla bir alacakaranlık kuşağının sonuna geldik. Her bölüm insani tüm duygularla, zayıflıklarla, ikilemlerle ve tezat hislerle bizi, bize anlattı. 

Bir buçuk saati aşkın bir süre, dört ayrı bölüm ve hızlı temposuyla Alacakaranlık Kuşağı’nı yeni tiyatro mevsimi için şimdiden not etmeniz bence şart, izledikten sonra kimleri alkışlayacağınızı da: Öncelik, çok sevilen bir diziden sahneye aynı tatta bir oyun çıkartan, zamanında ilgi gören bölümlere bir tiyatro metniyle hayat veren Oğuz Utku Güneş’te. Dört farklı bölümü uyarlamak ve arada boşluklar olmadan arka arkaya seri bir şekilde sahneye taşımak ve iyi bir rejiyi bir araya getirip yönetmek kolay bir iş değil çünkü. 

Melina Özpromodos, Ayşegül Tekin, Cemal Toktaş, Çağdaş Tekin ve Oğuz Utku Güneş, oyunculukta sınırları zorlayan bir performansın sahipleriydi. Hızı, aksiyonu ve hareketi bol bu oyunda onların bir saniye bile düşmek bilmeyen enerjilerine hayran kaldık. İzlerken biz yorulduk ancak kendilerinin en ufak bir sekteye uğraması söz konusu bile değildi. Herkese emeğini teslim ediyorum ama Melina Özpromodos’unkini daha fazla. Özellikle ilk sahneyi ondan daha şeker canlandıracak başka kimse olamazdı sanırım. 

Oyunun başarısında en az oyuncular kadar sahne tasarımı, kostümler ve ışık da başroldeydi. Oyunun temposunu yükselten basamaklı sahne düzenini, geçtiğimiz boyutun gizemini parlatan ışık tasarımını ve karakterlerin kendine has özelliklerini vurgulayan kıyafetleriyle aksesuarlarını mutlaka belirtmek gerek. Ve beraberinde tüm bunları mümkün kılan Ayşe Ayter, Hilal Polat ve Ceren Yılmaz’ı da alkışlamak. Aklımda en çok kostümler kaldı, hatta ilk bölümdeki tüylü terliklerin ve son bölümdeki kürk yeleğin bir örneğini her an satın alabilirim. 

Kısaca dört bölümüyle, dört dörtlük izleme keyfi yaşatan Alacakaranlık Kuşağı’nı yeni sezon için şimdiden listenizin başına yazın derim. Ekim ayında yeni oyunların sahnede yerini almasını beklerken, gelin sezonu alacakaranlık bir coğrafyada karşılayın. Pişman olmayacaksınız!

***Fotoğraflar: Taşra Kabare
Yorum Yap

Tiyatro Günlüğüm: Mayıs 2018

Mayıs ayını bitirdim ve bir sezonunun daha perdelerini kapattım. Hayal kırıklığı yaratan, beklentilerimi biraz sekteye uğratan birkaç oyunu saymazsam, dokuz ay boyuca keyifle “oyuna geldim”. Mayıs ayı da bu oyuna gelme eylemine dahil!

Mayısta günlerim, listemdekileri bitirmiş olmanın mutluluğunu yaşadığım, tekrar izlediğim ve yeni sezon öncesi onlar gibi benim de seyirci koltuğunda göz kırptığım oyunlarla geçti. İşte sezonun finaline yakışan oyunlardan kısa izlenimlerim:

Damdaki Kemancı, Zorlu PSM 
Cüneyt Gökçer’in “Ah bir zengin olsam” şarkısıyla zihnimizde yer eden Damdaki Kemancı, tıpkı yıllar öncesinde izlediğim gibi içimi ısıttı. Bu kez Mehmet Ali Kaptanlar, muhteşem oyunculuğunu konuşturdu. Binnur Kaya, Özgür Çevik’in yanısıra yediden yetmişe deneyimli oyuncu kadrosu da, bu eşsiz klasiğe hakkını verdi. Müzikler, şarkılar, danslar, bizi de o mahalleye götüren dekor ve büyük bir emekle hazırlanmış kostümler de cabası. İki perde boyunca ailenin sahip olduğumuz en değerli zenginlik; komşularımız ve dostlarımızın da hayatta tutunacağımız en sağlam dal olduğunu hatırladık. Önemli olan para değil sevgidir, yanımızda götüreceğimiz… Büyük küçük herkesin izlemesi ve kendine göre dersler çıkarması gereken Damdaki Kemancı, yeni sezonda sahneye adımını atar atmaz, siz de karşısında mutlaka yerinizi alın.

Altar, Berika 
Bu sezonun en beğendiğim farklı ve iyi işlerden biri olarak sahnedeydi, Altar. Can Bora, insanın şu dünyadaki doğum-yaşam-ölüm üçgenindeki var oluş yolculuğunu anlattı. Tiyatro ve dansla disiplinlerarası bir performans sunan Altar, sahnedeki başarısıyla kendini alkışlattı. İlk önce dansla sahneye geldi, bir hastane odasındaki endişeli bekleyişle bizi aldı götürdü. Çocukluğunda başlayan, büyürken daha da şiddetlenen var olma çabasını, farklı sahnelerle, ampül ve naylon pencerelerden ibaret dekorla bize sergiledi. İzlerken, yansımamızı sahnede görmemiz kaçınılmazdı. Bizler de kendimizi anlatma cesaretini kaybettik, ‘gel beni gör’ diyemedik ve bir süre sonra benliğimiz, kapıların arkasında kaldı. Oyunun, sonunda sorduğu soruyu düşünür olduk: sahi, kendimize küsmeden önce “olduğumuz kişiyi” hatırlıyor muyuz? Oyun sonrasında Can Bora ile yazışmalarımda, sahnenin arkasındaki tüm hazırlık sürecinin ne kadar büyük bir emekle gerçekleştiğini ve ayaklarının yere ne kadar sağlam bastığını gördüm. Bu durumda, yeni sezonda bir kez daha izleyip özümsemenin de şart olduğunu. Bence siz de listenize şimdiden alın derim.

Düşperest, Taşra Kabare 
Bu sezon alkışlamaya doyamadıklarımın başında, bir Taşra Kabare güzelliği Düşperest geldi. Eğlencesi şahsına münhasır bu kabareyle, Nergis Öztürk, Şevki Çepa ve Cemal Toktaş, arkalarına Düş Bandosu’nu alarak, inatla peşinden gitmemiz gereken düşlerimizi hatırlattı. Oyunun alaturkadan, arabeske, pop ve günümüzün -henüz ne olduğunu anlayamadığımız- müzik tarzına uzanan yelpazesi, bizim de bazı gerçeklerin altını çizmemizi sağladı. Oyunda da belirtildiği gibi “mesele, her devrin adamı olmak değil, her devirde adam olmak.” Düşlere inanmak, düşleri gerçekleştirmek gerek. Eğer içinden geçen aşksa, o düşlere daha da sarılmak gerek. Yeni sezonda mutlaka’larınız arasında olmalı Düşperest. İzlediğinizde yeni düşler kuracağınıza ve içinizdeki düşperestlere selam duracağınıza eminim. (Düşperest ile ilgili izlenim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.)

Alacakaranlık Kuşağı, Taşra Kabare 
Sezonu başka bir Taşra Kabare güzeliyle, Alacakaranlık Kuşağı ile yapma şansına eriştim. Böyle verimli bir sezona böylesi bir final de çok yakıştı. Oğuz Utku Güneş’in uyarlayıp yönettiği oyun, bir zamanların çok sevilen Alacakaranlık Kuşağı serisinin dört bölümünden oluşuyor. Her biri, bir öncekinden heyecanlı ve yüksek tempolu bu oyun, insani tüm duygularla, zayıflıklarla, ikilemlerle ve tezat hislerle bizi, bize anlatıyor. Yönetmenin uyarısıyla tekinsiz bir coğrafyada geçen seksen dakika boyunca, Melina Özpromodos, Ayşegül Tekin, Cemal Toktaş, Çağdaş Tekin ve Oğuz Utku Güneş’in zirveden inmeyen enerjisine hayran olduk, izleyince sizde de aynı hayranlık söz konusu olacak. Bence hiç düşünmeden, hareketi bol bu oyunla yeni sezona harika bir başlangıç yapın, pişman olmayacaksınız. (Alacakaranlık Kuşağı ile ilgili izlenim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.)

Tiyatrolar şimdeden yeni sezon için hazırlıklara başladı. Kimisi provalara start verdi, kimisi hangi oyunu repartuarına alacağına. Bunları takip etmekse biz tiyatroseverler için heyecan verici. Bakalım, yeni sezon neler getirecek? Bizlerde sabırsız bir bekleyiş, onlarda telaş hakim. O zaman, eylülde görüşmek, yeni oyunlar listesini paylaşmak dileğiyle…
Yorum Yap