daimatiyatro@gmail.com

3 Ekim 2019 Perşembe

1. Tenedos Tiyatro Festivali: Bozcaada ve Tiyatronun Büyüsüne Ortak Olun


Tanrının, insanın ömrünü uzatsın diye yarattığı Bozcaada, izledikçe insanın ömrüne keyif katacak 1. Tenedos Tiyatro Festivali’ne ev sahipliği yapıyor. 26-28 Ekim tarihleri arasında, tiyatronun büyüsünü, adanın eşsiz güzelliğinde hissedeceğimiz, yeni oyunların ilk sahne heyecanına ortak olacağımız ve şarabın vatanında Dionysos’a selam vereceğimiz bir festival bizi bekliyor. 

Türkiye’nin 3. büyük adasında, 3 gün 3 gece boyunca tiyatroyla iç içe olacağımız 1. Tenedos Tiyatro Festivali için geri sayım başladı. Tiyatroyla Bozcaada’nın bu özel birlikteliği, Türk ve dünya edebiyatındaki eserlerin farklı yorumlarını, sanat atölyelerini, çocuk oyunlarını, söyleşilerini ağırlıyacak. İki yeni oyunun prömiyerini gerçekleştireceği festival, adına düzenlenen etkinlikle tiyatronun da başlangıcı kabul edilen Dionysus Şenlikleri’ne de bir nevi gönderme olacak. Bozcaada Belediyesi ve Kaymakamlığı’nın ortaklığıyla ücretsiz olarak düzenlenen, sanatsever Bozcaadalı işletmelerinin de desteğini arkasına alan festival, adaya eminim çok yakışacak.

Önce 26-28 Ekim tarihlerini sonra da programını not edeceğimiz festivalin detaylarına gelin hep birlikte bakalım ve böylece heyecanımızı pekiştirelim:

26 Ekim Cumartesi

13.00 Atölye: Çocuklar için oyunculuk atölyesi (Müfit Aytekin) / Yer: Halk Eğitim Merkezi

15.00 Atölye: Oyunculuk atölyesi (Kayhan Berkin) / Yer: Salhane

20.00 Tiyatro Oyunu: Lampedusa* (prömiyer) ve oyun sonrası söyleşi / Yer: Halk Eğitim Merkezi

*Yazan: Anders Lustgarden
Yöneten: Kayhan Berkin
Çeviren: Hira Tekindor
Oynayanlar: Özlem Öçalmaz ve Cem Zeynel Kılıç
22.00 Konser: Chromas / Yer: Salhane

27 Ekim Pazar

13.00 Atölye: “Sesin Ruhu” voice acting atölyesi (Olcay Yusufoğlu) / Yer: Halk Eğitim Merkezi

15.00 Söyleşi: “Bir Sanat Beldesi Olarak Bozcaada” (Haluk Şahin) / Yer: Salhane

17.00 Söyleşi/etkinlik: Başarısızlık hikâyeleri (Moderatör Cenk Doğar) / Yer: Gümüş Otel

20.00 Tiyatro Oyunu: Kreutzer Sonat* (prömiyer) ve oyun sonrası söyleşi / Yer: Halk Eğitim Merkezi

*Yazan: Lev Tolstoy
Yöneten: Kayhan Berkin
Oynayanlar: Kayhan Berkin

28 Ekim Pazartesi

13.00 Atölye: “Toprağın Büyüsü” Seramik Atölyesi (Murat Atsay) / Yer: Miskin Atölye

15.00 Atölye: “Yazı Masasında Bir Gün” Yazarlık Atölyesi (Murat Mahmutyazıcıoğlu) / Yer: Gümüş Otel

16.00 Tiyatro Oyunu: Soğuktan Korkmayan Tek Kuş (Çocuk Oyunu) / Yer: Halk Eğitim Merkezi

20.00 Tiyatro Oyunu: Kader Can* ve oyun sonrası söyleşi / Yer: Halk Eğitim Merkezi

*Yazan: Murat Mahmutyazıcıoğlu
Yöneten: Murat Mahmutyazıcıoğlu
Oynayanlar: Deniz Karaoğlu

22.00 Kapanış Kokteyli / Yer: Salhane


Programdan da gördüğünüz gibi, üç gün boyunca sadece doğanın değil sanatın da eşsiz havasını soluyacağız. O halde, bundan sonra Bozcaada’yla birlikte tiyatroyu da anacağımız bu özel proje için hazırlığımız şimdiden başlasın, heyecanımız ve alkışımız adanın rüzgarına eşlik etsin. Emeği geçen herkese teşekkürlerimiz de hemen bir borç olarak yazılsın. Şimdiden iyi seyirler!

***1. Tenedos Tiyatro Festivali ile ilgili bilgi/öneri için tenedostiyatrofestivali@gmail.com  adresinden ve 0542 610 8159 numaralı telefondan ulaşılabilirsiniz. 



**Fotoğraflar: Bozcaada Belediyesi ve karar.com 
Yorum Yap

25 Eylül 2019 Çarşamba

23. İstanbul Tiyatro Festivali ile Hayat Ters Yüz



Tiyatro tutkunları olarak sadece yeni bir sezonu değil, 23. İstanbul Tiyatro Festivali’ni de karşılamanın heyecanını yaşıyoruz. Yabancı ve yerli yapımlarla, 13 Kasım-1 Aralık tarihleri arasında şehrin dört bir yanında oyunlara doyacağız.

Tiyatro sahneleri 23. İstanbul Tiyatro Festivali’ne ev sahipliği yapmak üzere çoktan harekete geçti. İKSV’nin tiyatro tutkunlarına armağanı 23. İstanbul Tiyatro Festivali, “hayat ters yüz” sloganından hareketle, tiyatronun yanı sıra, dans ve performans topluluğunun 78 gösterimiyle bizlere bir şölen yaşatacağa benziyor. Sıra dışı performanslarla , bu festival için özel olarak kaleme alınan oyunlarla ve ustalara saygı kuşağıyla kasımda tiyatro bizim için bir başka olacak.

Festival için geri sayıma başlamadan önce, alkışımı bekleyen oyun önerilerimi paylaşmak ve sonrasında bazı oyunlara, tabir yerindeyse bilet almak için pusuya yatmak üzere hemen hazırlıklara başlıyorum.

İşte 23. İstanbul Tiyatro Festivali’nde “bence siz de izlemelisiniz” dediğim oyun önerilerim:

IO, Studio Oyuncuları
Şahika Tekand, tragedya ve klasikleri özgün yaklaşımıyla sahneye taşıyacak ve Olympos-Zeus hesaplaşmasıyla festivale yakışan bir açılış gerçekleşecek. Yaptığı tüm işlerde farkını ortaya koyan Studio Oyuncuları, ataerkil dünya düzenini, hafızasını ve sorgulama yetisini terk eden bugünün insanını, şiirsel bir aksiyon düzenini bizlere sunacak. Işık, ses ve hareketin dinamik ve gerilimli birlikteliğiyle yürüyen oyun, konuşma düzeniyle müzikal bir dinleti niteliği kazanacak.

DÜNYANIN ORTASINDA BİR YER, Tuşba Kent Tiyatrosu
Özen Yula’ya hayranlığım doruklarda olunca, kalemiyle imzasını attığı Dünyanın Ortasında Bir Yer’i listeme almam da kaçınılmaz oldu. Dünyanın Ortasında Bir Yer’in festival kapsamında özel bir durumu da bulunuyor. "Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı (DAKA) ve İKSV işbirliğiyle yürütülen proje kapsamında; Van’da, bir yıl boyunca tiyatro eğitimi alan bölge gençlerinin katılımıyla Tuşba Kent Tiyatrosu hayata geçiriliyor. Topluluk, Özen Yula’nın yazdığı Dünyanın Ortasında Bir Yer adlı oyunun yeni bir yorumuyla perdelerini açıyor. Erkeklerin koşullarını belirlediği zamansız ve mekânsız bir diyara sıkışmış kadınların öykülerini konu edinen oyunda; farklı kültür ve toplumlardan ırgat kadınların gözüyle söylenceler canlanıyor."

TRAPTOWN, Ultima Vez
Festivalde seyircileri selamlayacak ilk yabancı oyun Traptown, bizi zaman ve mekandan bağımsız paralel bir gerçekliğe doğru yola çıkartacak. Dünyanın en önemli dans topluluklarından biri olan Ultima Vez, kadim ruhları ve yeni mitleri; dans, müzik ve metinle örecek. Vandekeybus’un yönettiği ve koreografisini üstlendiği Traptown, nefes kesici ekibiyle bizi kehaneti bol ve olağanüstü coşkulu bir evrene taşıyacak.

HER YOL KUZEYE ÇIKAR, Ballet Moscow
Moskova Balesi’nin dansçılarının ne kadar özenli ve tutkulu olduğunu hepimiz biliriz. Bu kez de, Her Yol Kuzeye Çıkar ile bizi gözümüzü kırpmadan izleyeceğimiz bir gösteriye davet ediyor. Belçikalı koreograf Karine Ponties’in topluluğun yedi çağdaş dansçısıyla, sadece dans severlere değil, güncel sanata ilgi duyan ve bu sanatın sıra dışı örneklerini görmekten haz duyanlara da sesleniyor. Yaşama, duygu durumlarımıza, çatışmalarımıza, ani patlayışlarımıza ve içe kapanışlarımıza getirdikleri farklı yorumu izlemek için heyecanlıyız.

BİR DELİNİN HATIRA DEFTERİ, Dostlar Tiyatrosu
Genco Erkal’ı ve kendisiyle özdeşleşen Bir Delinin Hatıra Defteri’ni her sezon izlemek büyük bir keyiftir ve festival kapsamında bir kez daha izlemek de, yine aynı şekilde olacak. Bir Delinin Hatıra Defteri, Türkiye’nin ilk tek kişilik oyunu olarak Genco Erkal tarafından 1965’te oynanmıştı. O gün bugündür Poprisçin'in hikayesini anlatmaya ve kendine hayran bırakmaya devam ediyor. Festivalde Genco Erkal’ın 60. sanat yılını ve Dostlar Tiyatrosu’nun 50. sanat yılını sadece bu oyunla değil, Merhaba ve Yaşamaya Dair oyunlarıyla da kutlayacağız.

SİRK, Theatre of Nations
Rusya’nın köklü tiyatrosu Theatre of Nations’ın baş döndürücü bu müzikal davetini memnuniyetle kabul edeceğiz. Günümüz Rus tiyatrosunun yeni neslinin adından en çok söz ettiren yönetmeni Maxim Didenko’nun yönettiği Sirk, ünlü sinema yönetmeni Grigory Alexandrov’un kült filmi, 1936 yapımı Sirk’e dayanıyor. İnsani duygular ve hayallerin geçmişin inatçı yok ediciliğine karşı koyduğu bu performansla, rüyanın gücünü̈ yeniden tanımlayacağız.

BİR RUS MASALI: YEVGENİ ONEGİN, Eugeve Vakhtangov Theatre
Çağdaş Rus edebiyatının kurucusu kabul edilen Puşkin, annesinin hikayesini bize anlatıyor. Bir söylentiye göre annesi, İstanbul’da köle pazarında satılan bir Habeş prensinin torunuydu; işte belki de Yevgeni Onegin’in hikâyesi de tam bu noktada başlıyor. Yazarın yedi yılda tamamladığı Yevgeni Onegin, Puşkin’in gücünü ve Tuminas’ın tutkulu yorumunu, gerçek ile hayal gücünü hayranlık uyandıran bir koreografiyle yansıtıyor.

KALDIRIM SERÇESİ, Altıdan Sonra Tiyatro
Sadece sesiyle değil, hayata, müziğe ve aşka olan tutkusuyla hafızamızdave gönlümüzde bir yer edinmiştir Edith Piaf. Şimdi ise tiyatro sahnesinde 1950’ler Fransa’sından 80’ler Türkiye’sine uzanan bu hayatına hep birlikte şahit olacağız. Edith Piaf, zerafetine hayran olduğum Tülay Günal yorumuyla bizlerle olacak. Başar Sabuncu’nun kaleminde ve Yiğit Sertdemir’in yönetmenliğinde, 1982’deki yorumuyla Edith Piaf ile özdeşleşen Gülriz Sururi’ye de bir saygı duruşunda bulunacağız.

SAHİBİNDEN KİRALIK, biriken
Festivalde beni en çok heyecanlandıran, tahmin edeceğiniz üzere Özen Yula’nın kalemi. Sahibinden Kiralık da bu heyecanım perçinleniyor. Büyük bir kentin ortasındaki sıradan bir park ve geceleri bu parkta yaşanan sıradışı olaylar eşliğinde parkın sert ikliminde ortaya çıkan, başına buyruk Simay ile parkın yenilerinden Adnan’ın öykülerini, sinematografik, şiirsel ve yer yer metafizik bir his eşliğinde izleyeceğiz. biriken’in yorumuyla , bir ülkenin umutsuz gençliğinin metaforu sahnede bizlerle olacak.

TEMİZ ŞEHİR, Europoly Project: Onassis Stegi-Athens & Goethe-Institut
Temiz Şehir’de, “Daha iyi bir hayat mümkün mü?” sorusunun cevabını bir umutla Atina’ya gelen göçmen kadınlarla bulmaya çalışacağız. Belgesel bir tiyatro niteliğindeki bu oyunda, şehrin kahramanlarına sahnenin karşısından bakacağız. “Temizlik” ve “saflık” gibi kavramlar üzerinden Yunanistan’a olan kadın göçünü, göçmen temizlikçi kadınların karşılaştığı sorunlarını irdeleyip, gerçekçi bir bakış açısıyla sahneye taşınan hikâyeleri gerçek sahiplerinden dinleyeceğiz.  

23. İstanbul Tiyatro Festivali’nin oyunları etkileyici bir performans, aklımızda yer edecek ve kalbimizi kazanacak bir deneyim vadediyor. Biletler çoktan satışa çıktı ve bazılarında neredeyse tükenmek üzere. O zaman hiç vakit kaybetmeden, harekete geçelim ve oyunları sabırsızlıkla bekleyelim. Şimdiden iyi seyirler, emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler!

** Festival programına buradan ulaşabilirsiniz. 
**** Fotoğraflar: İKSV
Yorum Yap

22 Eylül 2019 Pazar

2019-2020 Tiyatro Sezonu: Yeni Oyunlarla Açılsın Perdeler!


Ve artık tiyatro mevsimi için geri sayım başladı! Bizlerde heyecan, tiyatrolarda yeni oyunlarının telaşı her geçen gün artıyor. Listelerimiz şimdiden hazırsa, tiyatro ekipleri ve oyunlar hazırsa, o zaman açılsın perdeler!

Sonbaharın gelmesi demek, tiyatro ekiplerinin son hazırlıklarını tamamlaması ve oyunlarını biz tiyatro severlerin beğenisine sunmaya başlaması demek. Her gün yeni bir oyun müjdelendikçe, heyecanımız da giderek artıyor. Sözü fazla uzatmayalım, sabırsızlığımızın doruğunda sahnenin karşısında yerini alacağımız yeni oyunlara ve tanıtım bilgilerine gelin, hep birlikte bakalım.

**Oyunlar alfabetik sıraya göre listelenmiştir.

AŞK GEÇMİŞİM, Pangea ve Tatlı Ekşi Tiyatro

Yazan: Daniel Craig Jackson

Yöneten: Tuğrul Tülek

Çeviren: Erdem Avşar

Oynayanlar: Şebnem Bozoklu, Melisa Doğu ve Rıza Kocaoğlu

BANA AMY DE, Tiyatro Keyfi

Yazan: Kosta Kortidis

Yöneten: Kemal Başar

Oynayanlar: Ceylan Yılmaz, Alkış Peker, Savaş Alp Başar ve Didem Karataş


BARAKALAR VE SARAYLAR-LEONCE ile LENA ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA, Tiyatro Pera

Yazan: Geog Büchner

Yöneten, Çeviren ve Uyarlayan: Yücel Erten

Oynayanlar: Aydın Sigalı, Alican Yılmaz, Melih Düzenli, Selin Sevdar, Nurşin Durmaz, Doruk Akçiçek, Gökçe Burcu Zümrüt, Nazmi Karaman, Vakur Pehlivan, Ege Gritcu


BEYOĞLU’NUN EN GÜZEL ABİSİ, Tiyatro Kare

Yazan: Ahmet Ümit

Yöneten ve Uyarlayan: Nedim saban

Oynayanlar: Nuri Gökaşan (diğer oyuncular daha sonra açıklanacaktır.)
BİZ İYİ İNSANLARIZ, Fafa Tiyatro

Yazan: Philip Ridley

Yöneten: Eyüp Emre Uçaray

Çeviren: H. Can utku

Oynayanlar: Fürüzan Aydın ve Aşkın Şenol


BÖBREK, Rest Tiyatro

Yazan: Stefan Vögel

Yöneten: Ragıp Ertuğrul

Çeviren: Erce A. Kardaş

Oynayanlar: Buket Dereoğlu, Özgür Özgülgün, Devrim Atmaca, Barış Kıralioğlu


CARDENIO, Semaver Kumpanya

Yazan: William Shakespeare ve John Fletcher

Yöneten: Volkan M. Sarıöz

Oynayanlar: (Daha sonra açıklanacak.)


DAHA İYİ GÜNLERİMİZ OLMUŞTU, Oyun Atölyesi

Yazan: Szabolcs Hajdu

Yöneten: Muharrem Özcan

Çeviren: Aslı Sarıoplu Nagy

Oynayanlar: Tuna Kırlı, İpek Türktan Kaynak, Pınar Çağlar Gençtürk, Tolga iskit, Sen Başdoğan, Berke Karabıyık ve Laçin Dirikol
EĞLENCE DÜNYASI-MÜJDAT GEZEN MÜZİKALİ

Yazan: Müjdat Gezen

Yöneten: Müjdat Gezen

Oynayanlar: Müjdat Gezen, Cüneyt Arkın, Oya Başar, Ercan Bostancıoğlu, İlhan Daner, Kayhan Yıldızoğlu ve Behzat Uygur, Cem Cücenoğlu, Fehmi Dalsaldı, Şebnem Schaefer, Selen Seyven, Buket Dereoğlu, Nazlı Mengi, Fide Köksal ve Aşık Nesimi, Yaşar Ayvacı, Barış Taşkın, Kıvanç Tiner, Nejat Uygur, Seran Bilgi ve Emre Özmen

EVLAT

Yazan: Florian Zeller

Yöneten: İbrahim Çiçek

Çeviren: Hira Tekindor

Oyuncular: Onur Saylak, Cem Yiğit Üzümoğlu, Sezin Akbaşoğulları, Şükran Ovalı, Esra Bağışgil, Burakcan Doğan

GİZLİ EMİR, Kadıköy Emek Tiyatrosu ve Tiyatro Alesta

Yazan: Melih Cevdet Anday

Yöneten: Elif Sözer

Oynayanlar: Eray Bekir Mursal, Gamze Bayraktaroğlu, Leman Aydın, Nevra Ayşem Savaşçı, Oğuz Gülen, Onur Sarıaltın, Orçun Ucal, Sinem Kotiloğlu, Tara Haçikoğlu ve Yasin Çıray

HAYALET KUMPANYA, Altıdan Sonra Tiyatro

Yazan: Anton Çehov

Yöneten ve Kurgulayan: Yiğit Sertdemir

Oynayanlar: Ayşe Demirel, Aslı Can Kortan, Erkan Kortan, Gülhan Kadim, İhsan Dehmen, Onur Kahraman, Seda Yürük, Selin Girit, Seyfi Erol, Yaman Ömer Erzurumlu, Yiğit Sertdemir
HEDDA GABLER, DasDas Tiyatro

Yazan: Henrik Ibsen

Yöneten: Mehmet Birkiye

Çeviren: Beliz Güçbilmez

Oynayanlar: Demet Evgar, Tuğrul Tülek, Osman Karakoç, Yeşim Koçak, Tolga Çiftçi, Nazan Diper, Merve Satılan

HİPOKRAT, TOY İstanbul

Yazan: Erdi Işık

Yöneten: Kayhan Berkin

Oynayanlar: Canan Ergüder ve Kenan Ece

İNSAN ÇAĞI, Tiyatro Tatavla

Yazan: Volker Ludwig

Yöneten ve Uyarlayan: Eraslan Sağlam

Oynayanlar: Arzu Suriçi Kireççi, Meyra Ahsen Temel, Barış Özkoçak, Nasmina Tüten, Atahan Keskin, Tuba Zehra Sağlam, Yiğit Emrah Gümrah, Eraslan Sağlam, Ege Kılavuz, Batuhan Yunus Taşkın, Mira Öztüfekçi, Sunay Gökçepınar, Memo Sağlam, Pınar Yalım, Ömer Gürses
KALDIRIM SERÇESİ, Altıdan Sonra Tiyatro

Yazan: Başar Sabuncu

Yöneten: Yiğit Sertdemir

Oynayanlar: Tülay Günal, Süreyya Güzel, Öner Ateş, Mehmet Solmaz, Cihat Süvarioğlu, Ali Büyükkartal, Zeynep Güngörenler, Elif Gizem Aykul (Diğer oyuncular daha sonra açıklanacak.)


KAPILARIN DIŞINDA, Yolcu Tiyatro

Yazan: Wolfgang Borchert

Yöneten: Ersin Umut Güler

Çeviren: Behçet Necatigil

Oynayanlar: Cenk Dost Verdi, Pervin Bağdat, Burak Üzen ve Emre Sancar


KLAN, Tebdil-i Mekan Prodüksiyon

Yazan: Ahmet Sami Özbudak

Yöneten: Ayşenil Şamlıoğlu

Oynayanlar: Esra Dermancıoğlu ve Halil Babür

KREUTZER SONAT, Versus Tiyatro

Yazan: Leo Tolstoy

Yöneten: Kayhan Berkin

Oynayanlar: Kayhan Berkin

LAMPEDUSA, Versus Tiyatro

Yazan: Anders Lustgarden

Yöneten: Kayhan Berkin

Çeviren: Hira Tekindor

Oynayanlar: Tuğçe Altuğ ve Cem Zeynel Kılıç

MARAT/SADE, Kadıköy Emek Tiyatrosu ve Küçük Salon

Yazan: Peter Weiss

Yöneten: Emre Tandoğan

Çeviren: Aytuğ Erdil

Oynayanlar: Batuhan Gelener,Sercan Dede, Melike Tekin, Rüya Erdoğan, Buğra Üstün ve Mehmet Fahri Etik

MASANIN ALTINDA, Bizim Tiyatro

Yazan: Roland Topor

Yöneten: Derya Artemel

Çeviren: Esen Özman

Oynayanlar: Memetcan Diper, Derya Artemel, Mustafa Ergüven, Nurjan Törün, Ercüment Acar

MİSAFİR, Altıdan sonra Tiyatro

Yazan: Ömer Kaçar

Yöneten: Nefrin Tokyay

Oynayanlar: Mert Asutay, Sinem Öcalır ve Meriç Rakalar

NARİN NAPALIM, İkinci Kat Tiyatro

Yazan: Philip Ridley

Yöneten: Eyüp Emre Uçaray

Çeviren: Fulya Peker

Oynayanlar: Mehmet Bilge Aslan ve Fulya Peker

ON KÜÇÜK ZENCİ, Tiyatro Ak’la Kara

Yazan: Agatha Christie

Yöneten: Burak Karaman

Çeviren ve Uyarlayan: Savaş Özdural

Oynayanlar: Ediz Hun, Oya İnci, Ali İl, Pelin Turancı, Fatih Gülnar, Özdemir Çiftçioğlu, Hakan Akın, Ilgın Angın, Cengiz Eşiyok, Berke Üsdiken

ORİJİNAL GÜNAHLAR, Gestusart

Yazan: Gökhan Ersaslan

Yöneten: Gökhan Ersaslan

Oynayanlar: Şirvan Kalenderoğlu, Ezgi Eraslan, Özer Keçeci, Özge Ünal
SAHİBİNDEN KİRALIK, Biriken

Yazan: Özen Yula

Yöneten: Melis Tezkan ve Okan Urun

Oynayanlar: Zeynep Su, Ozan Güçlü, Meral Çetinkaya, Semi Sertkızıl, Ertuğrul Ataç, Aytaç Uşun ve Yusuf Sefaoğlu

SEKRETER, Altsahne

Yazan: Uluç Esen

Yöneten:Uluç Esen

Oynayanlar: Tuğçe Çakır ve Uluç Esen

SESİN RESMİ, DOT Tiyatro

Yazan: Kieran Hurley

Yöneten: Mert Öner

Çeviren: Mehmetcan Mincinözlü

Oynayanlar: Esra Bezen Bilgin ve Yağız Can Konyalı

TANRININ ELİ, Two Two Production ve Şaft Tiyatro

Yazan: Robert Askins

Yöneten: Kerem Pilavcı

Çeviren: Kerem Pilavcı

Oynayanlar: Şenay Gürler, Barış Gönenen, Cansu Diktaş, Şencan Güleryüz ve Alp Özbayram

TARTÜF, Mam’art Tiyatro

Yazan: Moliere

Yöneten: Emrah Eren

Çeviren ve Uyarlayan: Irmak Bahçeci

Oynayanlar: Beyti Engin, Fatih Al, Feri Baycu Güler, Goncagül Sunar, Cemil Büyükdöğerli, Sefa Tantoğlu, Sevi Demirçivi ve Ziver Armağan Açıl
TER, Tiyatro Pera

Yazan: Lynn Nottage

Yöneten ve Çeviren: Zeynep Özden

Oynayanlar: Eray Bekir Mursal, Gamze Bayraktaroğlu, Leman Aydın, Nevra Ayşem Savaşçı, Oğuz Gülen, Onur Sarıaltın, Orçun Ucal, Sinem Kotiloğlu, Tara Haçikoğlu, Yasin Çıray

TÜCCARLAR, Rest Tiyatro

Yazan: Joel Pommerat

Yöneten: Ragıp Ertuğrul

Çeviren: Ayberk Erkan

Oynayanlar: Zeynep Erkekli

VAHŞET TANRISI, DasDas Tiyatro

Yazan: Yasmina Reza

Yöneten: Celal Kadri Kınoğlu

Oynayanlar: Tilbe Saran, Binnur Kaya, Güven Kıraç, Levent Ülgen

VER PARAYI, Moda Sahnesi

Yazan: Andreas Sauter ve Bernhard Studlar

Yöneten: Kemal Aydoğan ve Çağlar Yalçınkaya

Çeviren: Gülen İpek Abalı ve Ayşe Gülsüm Özel

Oynayanlar: Süreyya Güzel, Öner Ateş, Mehmet Solmaz, Cihat Süvarioğlu, Ali Büyükkartal, Zeynep Güngörenler ve Elif Gizem Aykul

WATERPROOF, Craft Tiyatro

Yazan: Neil Anthony Docking

Yöneten: Çağ Çalışkur

Çeviren: Bircan Çağlar

Oynayanlar: Hande Doğandemir, Başak Daşman, İdil Sivritepe, Bala Atabek ve Aslı İnandık

WESTEND, DasDas Tiyatro

Yazan: Moritz Rinke

Yöneten: Hakan Savaş Mican

Çeviren: Hakan Saygun

Oynayanlar: Tülin Özen, Volkan Yosunlu, Mert Fırat, Ece Çeşmioğlu, Pervin Bağdat ve Evren Bingöl
YAK BUNU, B Planı ve TOY İstanbul

Yazan: Lanford Wilson

Yöneten: Sami Berat Marçalı

Çeviren: Sami Berat Marçalı

Oynayanlar: Büşra Develi, Hakan Kurttaş, Sertan Erkaçan ve Toprak Can Adıgüzel

YALNIZLIKLA NASIL SAVAŞILIR, Tiyatro Yan Etki

Yazan: Neil LaBute

Yöneten: Serkan Üstüner

Oynayanlar: Faruk Barman, Bedir Bedir ve Tuğçe Tanış

YENİ BİR ŞARKI, Moda Sahnesi

Yazan: Marguerite Duras

Yöneten: Kemal Aydoğan

Çeviren: Murat Erşen

Oynayanlar: Melis Birkan ve Caner Cindoruk

Gördüğünüz gibi dopdolu bir sezon bizi bekliyor. Oyun listem bunlarla sınırlı değil elbette, her geçen gün bir yenisi daha eklenecek ve bu bizi çok mutlu edecek!

Yeni oyunlar, yeni güzelliklerle, heyecanlarla ve bol bol alkışlarla gelsin. Hepimiz için keyifli bir sezon olsun. Şimdiden iyi seyirler!

***Fotoğraflar: tiyatrolar.com.tr 
Yorum Yap

13 Mayıs 2019 Pazartesi

Teftişör: Tiyatro Adam'dan Sezona En Eğlenceli Hediye

Sezonun en güldüren, en düşündüren ve en keyifle izlenen oyunu, Tiyatro Adam’dan geliyor. Gogol’un Müfettiş’i, zaman ve mekandan bağımsız bir uyarlama, zirve yapan oyunculuk, hareketli ve bereketli bir sahne düzeniyle Teftişör’de buluşuyor.

Tiyatro Adam ve iyi oyunları sohbetimize, Meçhul Paşa’dan sonra Teftişör de ortak oluyor. Gogol’un başyapıtlarından Müfettiş’ı bilirsiniz. Çarlık Rusya’sındaki yönetimi, devletin tüm kurumlarını,  çürüyen, yozlaşan, aymaz işleyişini ve rüşvetle çıkara dayalı ilişkilerini anlatır. Tiyatro Adam ise bunu, kendi deyimleriyle “kahkaha dolu distopik bir komedya” haline getiriyor. Irmak Bahçeci, Ayşe Ayter ve Oğuz Utku Güneş, klişeye kaçmadan, her biri not etmelik esprilerle zekice güldürmeyi ilke edinerek oyunu olabilecek en eğlenceli uyarlamaya dönüştürüyor. Önce zaman ve mekan kavramından çıkartıyor, bilinmeyen bir yer küreye ve havada asılı kalmış bir zamana yerleştiriyorlar. Bildiğimiz tek şey var, bu ülke Bulaşık Uluslararası Meclis’ne tabi. Ülkenin yönetim şekli ise bir “Baş” ve “Makamları”. Bir gün ülkeye bir son dakika haberi bomba gibi düşüyor ve Teftişör’ün ülkenin o mükemmel (?) işleyişini teftiş edeceği duyumunu alıyorlar. Bir tarafta Baş’ın memleketi iyi gösterme, diğer tarafta Başkarı’yla Başkız’ın kısmet telaşıyla hep birlikte buyuruyoruz cenaze namazına! Sonrasında ne mi oluyor? Teftişör, Baş ve saz arkadaşları olayları hem düşündüğümüz hem de düşünmediğimiz bir yöne doğru çekiyor. Sonu ise, bazı şeylerin değişmediği ve o insanların her dönemde var olacağı gerçeğiyle bir fasit daireye dönüşüyor.

Oyun, var’la yok arasında bir yapıda. Mesela bir Baş var, beraberinde eğitim, sağlık gibi makamları var ama ama kesin olarak adalet yok. Başkan, Başkarı ve Başkız var ama aile bağları yok. Teftişör var ama ortada teftiş edilecek olumsuz (?) bir şey yok! Bir de, 1836 yılında yazılsa da, günümüzle de en az 1836 kez benzerlikleri var. Bazı şeyler yıllar hatta yüzyıllar geçse de, başka coğrafyalarda olsa da, aynı kalacağı gerçeği var ama bunu nedense anlayacak bir bilinç yok. 
Oyuncular Barış Yıldız, Berk Yaygın, Çağdaş Tekin, Çetin Kaya, Deniz Özmen, Ediz Akşehir ve Gökhan Azlağ önce uyumuyla sonra da müthiş dışında başka hiçbir yorum gerektirmeyen oyunculuklarıyla bizleri mest ediyor. Oynarken o kadar çok eğleniyorlar ki, enerjileri içimize işliyor. Kendileri aynı zamanda  ana rolleri dışında, ikinci üçüncü role hemen geçebilme ve hatta iki rolü aynı anda oynama becerilerine sahip. Neredeyse bütün ödül törenlerinde, birden çok adaylıkları ve kazandığı ödülleri boşuna değilmiş, hemfikir oluyoruz (Bakınız: Gökhan Azlağ ve Ediz Akşehir). Ne diyelim böyle bir ekip her oyunun başına!

Oyunun sahnelenmesi de özgünlükte sınır tanımıyor. Ortaya iç içe dairelerle, biraz da kaydırağı anımsatan bir dekor ve iki yanına ışıklı makyaj masaları konuşlanıyor. Oyuncular, kulis misali masaların kenarına geçerek sıralarının gelmesini bekliyor, rolüne ısınıyor ve bir yandan da sahne arkadaşlarını izliyor. Makbule Mercan dekorda, Ayşe Ayter de ışık düzeninde harikalar yaratmış. Oğuz Utku Güneş ise, keyfi de heyecanı da yerinde bir ekip ve yine basamaklı ve bol enerjili sahne düzeniyle yönetmenliğini konuşturuyor. 
Kısaca Teftişör, yoğun geçen gündemimizle özdeşleştirip sorgulayacağınız, üstüne çok güleceğiniz, tebessümünüzü uzun süre devam ettireceğiniz ve alkışlamaya doyamayacağınız bir oyun deneyimi vaad ediyor. Bu güzel özelliklerini bir kenara bırakın, oyun sırf selam sahnesi için bile izleme nedeni. Ne yapıp edin, Teftişör’ü radarınıza alın, ek gösterimlerini takip edin ve sezon bitmeden mutlaka seyredin. Eğer kaçırdım derseniz de üzülmeye gerek yok, şimdiden listeye alabilirsiniz. Yeni sezonda da yine bizi eğlendirmeye devam edecekler çünkü. O zaman şimdiden iyi seyirler! 


***Fotoğraflar için Emre Mollaoğlu'na özel teşekkürlerimle...
     

Yorum Yap

7 Mayıs 2019 Salı

Tiyatro Günlüğüm: Nisan 2019


En sevdiğim ay, nisan ve en keyif aldığım oyunlarla geçen ay da yine nisan oldu. Sezonun bitimine çeyrek kala, oyunları alkışlamakla birlikte ödül törenleriyle de beğenimizi taçlandırdık.

Nisan ayı da yine bir oyundan diğer oyuna tatlı bir koşuşturmayla geçti. Güzel oyunlar izlediğim için mutlu olurken sezonun sonuna doğru yaklaşmanın da hüznünü yaşadım. Afife Jale’den Direklerarası’na, Sadri Alışık’tan Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’ne kadar ödül törenlerinin heyecanına dahil oldum. Tüm adayları ve ödül kazananları tekrar tebrik ediyor, daha nice umut dolu oyunlarımızın ve ödüllerimizin olmasını diliyorum.

Sözü fazla uzatmayayım, nisan ayında oyunlarla ilgili kısa izlenimlerimi sırasıyla hemen paylaşayım.

Günışığına Mektup, Tiyatro P.A.S
Yusuf Dündar’ın kaleme aldığı Günışığına Mektup, hikayesi ve metniyle sezonun başarılı işleri arasında haklı yerini aldı. Doktor bir annenin hasta kızına çare ararken, kızının da göçmenler için adalet arayışına hep birlikte şahit olduk. Bir tarafta çaresizliğin insanı düşürdüğü durum içimizi acıttı, diğer tarafta masum insanların gördüğü muamele karşısında vicdanımızı masaya yatırdık. Aile, etik, sadakat ve hatta aşk gibi kavramlar zihnimde film şeridi gibi geçti ve hala kim haklı kim haksız sorusunun cevabını bulmaya çalışıyorum. Yönetmen koltuğunda Caner Bilginer’n oturduğu oyunda İpek, Ebru ve Murat karakterlerine Sevtap Çapan, Uğur Özbağı ve Balca Aydoğdu hayat veriyor. Oyuncu değişikliği sonucunda Balca Aydoğdu’nun, üçüncü kez oynadığı gösterimi izlemiştim. Daha çok yeni olmasına rağmen canla başla oynaması takdire şayandı. Denk getiremediğim için izleme şansım olamamıştı ancak farklı bir yorum olarak Ece Bozkaya’dan aynı karakteri görmeyi de isterdim. Ayakları yere sağlam basan bir metni, yerli yerine oturmuş karakterleri, her dönemde ve mekanda anlatmak istediği birden çok meselesi olan bir oyun olarak Günışığına Mektup’u bu sezon iyi ki listeme almışım dedim.

Kalp, Craft Tiyatro
Sezonun, A’dan Z’ye en mükemmel işi benim için tartışmasız Kalp oldu. Larrv Kramer’in yazdığı oyun, AIDS’in ortaya çıkmasıyla, ötekileştirilenlerin hak ve eşitlik çabası üzerine kurulu. Daha tıp dünyasının bile henüz tam isimlendiremediği bir virus nedeniyle her geçen gün eksilen hayatları, sağ kalan veya henüz virüsten nasibini alamayanların da çetin mücadelesini izledik. Kalbimizin çarpmasına ve boğazımızın düğümlenmesine engel olamadık ama umudumuzu asla kaybetmemeyi öğrendik, iki gencin aşkı içimizi ısıtırken... Aras Aydın, Nilperi Şahinkaya, Cem Yiğit Üzümoğlu, Kerem Arslanoğlu, Burak Sarıkaya, Sinan Çatıkkaş, Nejdet Sert, Süleyman Kara ve Soner Kurt, zirveyi zorluyan bir oyunculuk şöleni yaşattı. Kusursuz çevirisini Hira Tekindor’un, yönetmenliğini de İbrahim Çiçek’in üstlendiği oyun ayakta alkışımızı sonuna kadar hak etti. Eğer henüz izlemediyseniz sezonun kapanışını yapmış sayılmazsınız.

Merhaba, Dostlar Tiyatro
Büyük usta Genco Erkal, hem uyarladığı, hem yönettiği, hem de rol aldığı yeni oyunu Merhaba ile Dostlar Tiyatrosu’nun 50. yılını kutladı. "Benim yazarlarım" dediği Aziz Nesin, Bertolt Brecht, Can Yücel, Nâzım Hikmet ve William Shakespeare’in yapıtlarını, ülkemizin hareketli gündemiyle ve mizahi bir üslubuyla aydınlattı. Bize de, büyük ustanın önünde bir kez daha saygıyla eğilmek ve sahnelerde hep görmeyi dilemek düştü.

Cadı Avı, Kadıköy Emek Tiyatrosu
Cadı Avı, Kadıköy Emek Tiyatrosu’nun biz Shakespeareseverlere yaptığı bir güzellik. Venüs ile Adonis'in hikayesinin 66. soneyle birlikte harmanlandığı oyun, aşkın hırs karşısında aciz kalışını ve kabul edilemez yenilgisini anlatıyor. Böylesine bir trajedi, renkli kostümler, dekor, müzik ve bolca şarkıyla her açıdan bir Engin Alkan işi dedirtiyor. İki perde boyunca başta Ayşegül Sünetçioğlu olmak üzere Pınar Yıldırım ve Sitare Akbaş rolündeki üç cadı kendilerini zevkle izlettiriyor. Emre Yetim ve Mert Arat, oyunculuk açısından her ne kadar kadın karakterlerin gölgesinde kalsa da, sahne arkasındaki müzisyenlerle uyumunu not ettik. Sezonun son gösterimlerindeyken Cadı Avı da, listenizde yerini alsın bence.

Bırak İçeri Gireyim, dot Tiyatro
Bir dot Tiyatro projesi olmasına rağmen hayal kırıklığı yaşadığım ve yorum bakımından birçok arkadaşımla ters düştüğüm bir oyun oldu. Film olarak bana hiç hitap etmediğini düşünürsem oyun olarak da durum değişmedi. Çevirisinin çok iyi olmaması, beraberinde oyuncuların dekorlara sürekli tırmanması, bir platformdan diğerine düşme tehlikesi atlatırmış gibi geçişleri ve kan efektinin yoğunluğu oyundan kopmama neden oldu. Oyunun bu kalabalık yapısı, Selçuk Borak, Begüm Akkaya, Şirin Kılavuz, Atakan Akarsu, Barab Can Eraslan, Meriç Rakalar, Uygar Özçelik, Tan Temel ve Umutcan Ütebay’ın oyunculuğunun önüne geçti. Sadece Begüm Akkaya’nın performansı kayda değerdi ancak oyuna, bir bütün olarak artı puan yazmama yetmedi.

Red Light Kışı, No Act Sahne
'İyi bir metin ve uyumlu bir ekiple ortaya başarılı bir oyun çıkar' tezini doğruluyor Red Light Kışı. Amsterdam’ın ünlü Red Light sokağından kiralanmış güzel bir kadınla, Amerikalı iki adamın hostel odasına başlayan ve New York’a kadar uzanan hikayesinde kırılgan bir aşk üçgeniyle kuşatılıyoruz. Aşk, ilk başta o güzel yüzünü gösterse de, madalyonu çevirdiğimizde iyileştiremeyen, güçlendiremeyen ve aksine en ufak bir darbede paramparça eden bir katile dönüşüyor. Edip Tepeli’nin oyunculuktan sonra yönetmenlikteki başarısını da alkışlıyor; oyuncular Gün Koper ve Ali Yoğurtçuoğlu’nu hayranlıkla izliyoruz. Ayşecan Tatari için işin açıkçası oyun öncesi biraz önyargıya sahiptim ancak oyunun ilk dakikasından itibaren tüm bunları sildi ve sonuna kadar da inandırıcılığından hiçbir şey kaybetmedi. Mayıs ayında da sahnelenmeye devam eden Red Light Kışı, sezon finali öncesinde sahnenin karşısında yerinizi alacağınız oyunlardan olsun.

Teftişör, Tiyatro Adam
Teftişör, sezonun en eğlenceli oyunu olarak adını altın harflerle yazdırıyor. Gogol’un Müfettiş eserini, Irmak Bahçeci, Ayşe Sedef Ayter ve Oğuz Utku Güneş, inanılmaz eğlenceli bir şekilde uyarlıyor ve iki perde boyunca hepimizin kahkahasını da ortak ediyor. Oyunda her şey hem var hem yok. Mesela eğitim, hukuk, sağlık var (?) ama kesin olarak adalet hiç yok. Başkan, Başkarı ve Başkız var ama aile bağları yok. Teftişör var ama ortada teftiş edilecek olumsuz (?) hiçbir şey yok! Bir de, 1836 yılında yazılsa da, günümüzle de en az 1836 kez benzerlikleri var. Yönetmen koltuğundaki Oğuz Utku Güneş’in bundan sonra daha sıkı takipçisi oluyor; acınacak halimize gözlerimizden yaş gelene kadar gülerken oyuncular Barış Yıldız, Berk Yaygın, Gökhan Azlağ, Çağdaş Tekin, Deniz Özmen, Ediz Akşehir ve Çetin Kaya’nın muhteşem performansına da doyamıyoruz. O halde ne yapıyoruz, Teftişör en yakın ne zaman sahnedeyse hemen gidip bilet alıyoruz. Gülerken düşünmeye, düşünürken de gülmeye ihtiyacımız var çünkü.

Mayıs ayına hızlı bir giriş yaparak, listemde de yavaş yavaş sona geliyorum. Nasıl iyi oyunlarla sezonu açtıysam, iyi oyunlarla da kapanışı yapacağıma eminim. O zaman, hepimize iyi seyirler!

***Fotoğraflar: tiyatrolar.com.tr 
Yorum Yap

7 Nisan 2019 Pazar

Tiyatro Günlüğüm: Mart 2019

Baharı karşıladığımız ve güzel haberlere sevindiğimiz şu günlerin bereketi izlediğim oyunlara da yansıdı. Mart ayını birbirinden güzel oyunlarla geçirdim, alkışlarımı da mevsimin coşkusuna ortak ettim.

Oyunları listeme göre izleme telaşı, mart ayında biraz daha ivme kazanırken, sahnenin karşısında yer aldığım oyunlar da kalbimi ve alkışlarımı kazandı. O zaman vakit kaybetmeden, sezonun en kalabalık oyun günlüğümün yıldızlarına hep birlikte bakalım.

Seyretme sırasına göre oyunlardan işte izlenimlerim :

Benimle Gelir misin?, B Planı
Bir oyunda yazarından yönetmenine ve oyuncularına kadar hepsi sevdiğim ve takdir ettiğim tiyatro insanları olursa, sahneye koydukları oyunu da yine aynı derecede sevmem kaçınılmaz olur. Ebru Nihan Celkan’ın Berlin-İstanbul hattında geçen dokunaklı hikayesine Elif Ürse ve Başak Kıvılcım Ertanoğlu hayat veriyor, Sami Berat Marçalı da yönetiyor. Bu birliktelikten de bizi aşka yeniden inandıran bir oyun doğuyor. Fedakarlık, inanç ve kararlılık aşkın yapı taşları, ne kadar sağlam bir temel oluşturmak da bize kalmış. Oyunu izlerken sadece bunları görmekle kalmıyor, Hep birlikte gezi parkına giderek biraz da nostalji yaşıyoruz. Neler atlattığımızı, nelere maruz kaldığımızı ve aşkın nelere kadir olduğunu sonuna kadar sorguluyor ve Elif Ürse’yle Başak Kıvılcım Ertanoğlu’nun da muhteşem uyumunu ve performansını alkışlayarak salondan ayrılıyoruz. Ötekileştirenlerin hikayesini tiyatro penceresenden izlemeniz için önerimdir.

Red Speedo, Two Two Production
Two Two Production, bu sezon bizi şaşırtıyor ve Red Speedo'yla etkileyici bir hikayeyi, kalıpların dışına çıkartıyor. Kahramanımız bir yüzücü ve olimpiyat seçmelerine hazırlandığı yer havuz olunca, ortaya da sahnede sınır tanımayan eşsiz bir oyun çıkıyor. Kerem Pilavcı ve Ahmet Sami Özbudak’ın güçlü işbirliğiyle, Lucas Hnath'ın çarpıcı oyunu bir sahnede değil havuzda tiyatroseverlere sunuluyor. Yaklaşık iki saat süren oyun boyunca, hepimizin kendimize sorduğu en önemli soru “kazanmak için ne kadar ileri gidersin?” oluyor. Oyuncular, Tuğçe Tanış, Erdem Kaynarca, Erol Babaoğlu ve Fehmi Karaarslan, oyunun heyecanını ve sürükleyiciliğini ikiye katlıyor. Kısaca Two Two Production ve Red Speedo, sizi hırsın ve zaafların birinci gelmek üzere bir havuzda yarıştığı ve uyumlu bir ekiple emeğin galip geldiği bu oyuna davet ediyor. Böyle bir davete kayıtsız kalmak olmaz.
(Oyunla ilgili izlenim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.)

Karabahtlı Kardeşlerin Bitmeyen Şen Gösterisi, Altıdan Sonra Tiyatro
Sadece bu sezonun değil tüm sezonların en izlenilesi ve baştacı edilesi oyunlarındandır Karabahtlı Kardeşlerin Bitmeyen Şen Gösterisi. İkiz kardeşlerin uzak ülkelerde, sirke hapsolmuş hayatı, içimize dokunur ama kardeşlerin dayanışması bir o kadar da içimizi ısıtır. Bakmayın öksüz yetim kardeşlerin hikayesi olduğuna, acıklı değil kahkahası da, esprisi de bol bir oyun. Kumbaracı50’nin ilk olarak sekiz yıl önce sahnelediği bu oyun, uzun bir süre ortadan kaybolmuştu ve biz de çok üzülmüştük. Ancak geçtiğimiz sezondan itibaren yine sahnelere merhaba dedi ve ben de ilk fırsatta eğlenmeye ve gülmeye hazır bir şekilde yerimi aldım. İkizlerin şarkısı hala dilimde, aile kavramının önemi aklımda, yazarı ve oyuncularından Yiğit Sertdemir ile yine harikalar yaratan Aslı Can Kortan’a hayranlığım da hala doruklarda. Keşke her ay olsa ve her ay bıkmadan usanmadan izlesem… O nedenle oyunu izlemeniz şiddetle tavsiye, sonrasında bana hak vereceksiniz.

Kendi Gökkubbemiz, İstanbul Devlet Tiyatroları
Kendi Gökkubbemiz, bu sezon Devlet Tiyatroları’nın tiyatro ve edebiyatseverlere yaptığı bir güzellik. Sönmez Atasoy’un kaleme aldığı oyun, Yahya Kemal’in hayatından kesitlerle, şair dostlarını, Fransa yıllarını, Atatürk’le buluşmasını, memleket özlemlerini, şiire bakış açısını ve cananını anlatıyor. Yahya Kemal’i canlandıran Okday Korunan ise, yazarından aldığı bu emaneti çok güzel taşıyıp bize sunuyor. Şiirlerini okurken zihnimde canlandırdığım Yahya Kemal karşımdaydı. Onun yaşadığı sıkıntıları, güzel günleri, yazarken ki heyecanını, cananına duyduğu sevgisini iliklerime kadar hissettim. En son Sessiz Gemi şiirini gözüm kapalı dinlerken heyecandan kalbim çarpıyordu. Nefesinizi tutarak izlerken büyük şaire ve şiirine hayranlığınızın biraz daha artacağı bu oyun, şiddetle tavsiye.
(Oyunla ilgili izlenim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.)

Aslında Özgürsün, ProjectAS
Duygu Asena’nın sevdiğim romanlarından Aslında Özgürsün, sahnelerde olmayı da hak ediyor. Belgin ve Berna’nın hayatı bize günümüz dünyasının iki farklı kadınını anlatıyor ve kadın olmayı sorgulatıyor. Şu hayatta hem çok güzel şeydir kadın olmak hem de bir o kadar zordur. Bize en çok gereken de cesarettir. Önyargılardan kurtulsak, bilmediğimiz sularda yüzecek kadar cesur olsak, işte o zaman ne kadar güçlü olduğumuzu herkes görecek. Ali Kemal Güven’in yönetmenliğinde, Emel Çölgeçen ve Pelin Öztekin’i bir arada görmek ve Pelin Öztekin’i ilk defa da olsa sahnede izlemek çok keyifliydi. Ancak metin uyarlanırken klişelerden kurtulmuş olsaydı, bazı sahneler biraz daha özgün aktarılsaydı daha başarılı olurdu.

disLOKASYON
Dört dansçı ile sekiz bedenden oluşan hareket korosunun tekinsiz zaman ve mekânlara yolculuğudur disLOKASYON. MDT İstanbul dansçılarının iddialı bir beden kullanımı ile gerçek anlamda saf ve eklektik olan bu performansını izlerken, bilet alıp bindiğimiz bir hız trenindeymiş hissini yaşadık. Sahnede canla başla dansını icra edenlerin enerjisine, sekteye uğramayan uyumunu takip ederken, bir iken çoğul, çoğul iken tek olan performanslarından etkilendik.

At Gözü, Kumbaracı 50
Yiğit Sertdemir bizi müthiş ve düşündürücü bir aşk hikayesiyle buluşturuyor. Usta oyun yazarı ve tiyatro insanı Sermet Çağan’ın başladığı ancak tamamlayamadığı At Gözü'nü, Yiğit Sertdemir, kaldığı yerden Seçkin Selvi’nin anlatımıyla devralıyor. Kendilerinin yorumuyla Sermet Hoca, atların her şeyi iki kat büyük gördüğünü fark eden bir diktatörün, herkesi kendinden büyük görenleri korku ve ayrışmayla daha kolay yöneteceğini akıl edip, ülkedekilere at gözü taktırdığı bir kurgu tasarlamış, hatta oyunun finalini bile düşünmüş. Yiğit Sertdemir’in dehasıyla, masalla gerçeğin harmanlandığı bu oyuna son şekli veriliyor. Kalabalık oyuncu kadrosuyla ve düşmeyen enerjileriyle biz de Fi-Li-Fu’ların dünyasına ortak oluyor en çok da Aslı Can Kortan’ı alkışlıyoruz. Bence siz de, bu güzel oyunu alkışlamalısınız.

Yan Rol, İkinci Kat
Geçtiğimiz sezon seyircisine merhaba diyen Yan Rol, izlemekte geç kaldığıma hayıflandığım bir oyun oldu. Bugüne kadar oyunculuk kariyerinde ve kendi hayatında hep yan rollerin kadını olan Canan’la tanışmakla başlıyoruz. Hikayesini anlattıkça neden yan rolde olduğuna bir kez daha emin olurken birden şaşırtıyor bizleri. Bir karar veriyor ve karanlık tarafa geçiyor. Sonrası da, izleyicinin takdirine kalıyor. Kalemine her zaman hayran olduğum Deniz Madanoğlu, hayattan başka bir kadını koymuş sahneye. Oyuncu Başak Kara böyle bir karaktere çok yakışmış. Sahneye adımını atmasından yeni Canan olarak selamını vermesine kadar olan süre boyunca karakterin travmalarını, ikilemlerini, hırsını, mahcubiyetini, kısaca hissettiği her bir duyguyu ayrı ayrı bize de yansıttı. Yönetmen Pınar Çağlar Gençtürk, bu iyi oyunu doğru oyuncuyla buluşturmayı ve bize de böylece güzel bir oyun seyri yaşatmayı başarmış. Kendimizden, anne babamızdan ve çevremizden çok fazla ortak özellik bulacağımız Yan Rol, sezon bitmeden izlenecekler listenize mutlaka konulsun.
(Oyunla ilgili izlenim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.)

Çiğdem Erken’le Sahneden Aşk Şarkıları, ENKA Kültür Sanat
ENKA Kültür Sanat’ın geleneği haline gelen Çiğdem Erken'le 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlaması, bu yıl her zamankinden çok daha coşkuluydu. Çiğdem Erken piyanosunun başında, sahneler bu kez Devrim Yakut, Gonca Vuslateri, Birce Akalay, Asu Maro, Tolga Tekin, Salih Bademci, Nuri Harun Ateş, Fırat Tanış, Celil Nalçakan ve Doğan Duru'yu ağırladı. Müzikle, bizi anlatan şarkılarla kulaklarımızın pasını sildiler, hem eğlendirip hem de ruhumuzu beslediler. ENKA Kültür Sanat’ın Koordinatörü Murat Ovalı’nın okuduğu Can Yücel şiiri gecenin en etkili bölümüydü ve alkışlarımız eminiz Can Baba’nın ruhuna da gitmiştir. Dileriz her sene bir öncekinden daha çok coşkuyla kutladığımız, daha çok oyunu sahnelerde görme şansını yakaladığımız daha nice 27 Mart’larımız olur.

Eylül, Tiyatro Sıfır Pozitif
Bu sezonun en çok konuşulan oyunlardan oldu Eylül. Tiyatro Sıfır Pozitif’in ilk oyunu, bizi Uğur Kanbay’ın kalemi ve oyunculuğuyla tanıştırıyor. Trans bireyin hayatta kalma, zorluklara direnme hikayesini bu kez Eylül’den dinliyoruz. Aslında bize anlattığını, yaşadıklarını hepimiz bir şekilde biliyoruz. Pek farklı bir şey söylemiyor gibi ama diğer bildiklerimizden çok daha fazla dokunuyor. Aşkla kendi öyküsünü parlatıyor, güvercinlere bile bakış açımızı değiştiriyor. Kimi yerde kahkahamız salonda çınlıyor, kimi yerde gözyaşlarımız yanımızdakiyle yarışıyor. Toplumun anlayışsız tutumuna, ötekileştirme hırsına ve şu koca dünyada bir tek onlara yer açamayışına hep birlikte kızıyoruz. Gerçek bir hikayeden yola çıkılarak yazılan bu oyundan geriye, daha kaç tane Eylül bunlara maruz kalacak, daha kaç tanesi hayattan küskün ayrılacak diye sorularımız ve boğazımızda bir düğüm kalıyor. Uğur Kanbay’ın iki saate yakın performansına, Eylül’le Kasım arasındaki yolculukta gerçekleştirdiği müthiş oyunculuğuna da şapka çıkartıyoruz. XIX. Direklerarası Ödülleri'nde Tek Kişilik Prodüksiyon ödülüne layık görülmesi boşuna değil, bundan sonra da birçok başarıya imza atacağına da eminim. O halde siz de Eylül’ü bekletmeyin!


Nisan ayıyla birlikte baharın gelişini teyit ettik. Sezonun bitmesine çeyrek kala diğer oyunlarda ve alkışlarda sıra. Afife Jale Tiyatro Ödülleri’ni ve sahiplerini heyecanıyla bekliyor ve bir sonraki ay görüşmek üzere diyorum. Sizlere de, şimdiden iyi seyirler!

Yorum Yap

Oyuncusu Tek, Alkışı Pek İki Güzel Oyun: Yan Rol ve Kendi Gökkubbemiz

Sezonun tek kişilik oyunları diğerlerinden bir adım öne çıkıyor. Nasıl çıkmasın ki? Tek kişi, belirli bir süre boyunca canlandırdığı karakterin, anlattığı hikayenin hakkını veriyor, oturduğumuz koltuklarda gözümüzü kırpmadan izlememizi sağlıyor ve sonunda böylesine emeğin karşılığında alkışlarımızı kazanıyor. Geçtiğimiz ay izlediğim Yan Rol ve Kendi Gökkubbemiz de böyle bir tanıma uyan oyunlarda başı çekiyor.

Tek kişilik oyunlar zor ama iyi yapılırsa, benim için en özel oyun oluyor. Bir kişi bazen tek bir karekteri, bazen de birden fazlasına can veriyor, bizi hikayenin içine çekiyor ve anlattığı ne varsa sonuna kadar inandırıyor. Bize de bu başarıyı takdir etmek düşüyor. Tüm bu nitelikleri taşıyan İkinci Kat Tiyatro’nun Yan Rol ve İstanbul Devlet Tiyatroları’nın Kendi Gökkubbemiz oyunları, sezonun en çok sevdiğim tek kişilik oyunları arasında haklı yerini alıyor.

Yan Rol, İkinci Kat
Geçtiğimiz sezon seyircisine merhaba diyen Yan Rol, izlemekte geç kaldığıma hayıflandığım
bir oyun oldu. Bugüne kadar oyunculuk kariyerinde ve kendi hayatında hep yan rollerin kadını olan Canan’la tanışmakla başlıyoruz. Her ne kadar şuh bir giriş yapsa da bunda bile yan rolde olmaktan geri duramıyor. Sonra çıkarıyor ayakkabısını, topluyor ayaklarını, koltuğa geçip hikayesini anlatmaya başlıyor. En yakın arkadaşıylamuhabbetinden, babasıyla ve ailesiyle ilişkisine kadar hayatını bir film şeridi gibi gözlerimizin önüne seriyor. Neden yan rolde olduğuna bir kez daha emin olurken birden şaşırtıyor bizleri. Bir karar veriyor ve karanlık tarafa geçiyor. Sonrası da, izleyicinin takdirine kalıyor. 

Önceliğimiz ve iyi ki’miz ailemiz, destekçimiz, adı üstünde arka çıkanımız arkadaşlarımızdır. Ancak daha önemlisi, kendimiz ve toplamamız gereken cesaretimiz var. Bunlar gerçekleşirse diğer kavramlar değer kazanır ve hayatımızın başrolünde oynamaya başlarız. Biraz risk ve biraz gözünü karartmaktan bir zarar gelmez, hatta kim bilir yeni kapıların da anahtarı olabilir. İnanmaktan ve kendine güvenmekten sonra kendini gerçekleştirmeye gelir sıra. İşte o zaman gelsin başrol, denensin yeni fırsatlar… Kalemine her zaman hayran olduğum Deniz Madanoğlu, oyunda aynen bunları anlattı bana. Tıpkı Poz’da, Medet’te olduğu gibi, hayattan başka bir kadını koydu sahneye. Yine başarıyla ördüğü oyun akışı ve getirdiği sonla, sevdiğim oyunlarına bir halka daha eklemiş oldum.
Oyuncu Başak Kara böyle bir karaktere çok yakışmış. Sahneye adımını atmasından yeni Canan olarak selamını vermesine kadar olan süre boyunca karakterin travmalarını, ikilemlerini, hırsını, mahcubiyetini, kısaca hissettiği her bir duyguyu ayrı ayrı bize de yansıttı. Canan’a yapma artık demek, haydi daha ne duruyorsun diye sarsmak, sonrasında da sarılmak istedik. Kısaca Canan’ı yani Başak Kara’yı çok sevdik.

Yönetmen Pınar Çağlar Gençtürk, bu iyi oyunu doğru oyuncuyla buluşturmayı ve bize de böylece güzel bir oyun seyri yaşatmayı başarmış. Ancak oyunun sadece İkinci Kat’ın sınırları içinde kalmaması, İstanbul’un iki yakasındaki birçok sahnede yerini alması konusundaki dilek ve temennimi belirtmek istiyorum. Oyun, daha fazla ilgiyi ve seyirciyi hak ediyor çünkü. Daha çok kişiye ulaşmalı ki, izleyenler izlemeyene anlatsın; onlar da izlesin ve alkışlasın, sonra onlar da diğerlerine anlatsın ve bu, hep böyle gitsin….
Kendimizden, anne babamızdan ve çevremizden çok fazla ortak özellik bulacağımız, hayata karşı cesur, fırsatlara karşı daha çok açık olmak konusunda birbirimizi motive edeceğimiz, belki içimizdeki yeni Canan’ı uyandıracağımız Yan Rol, sezon bitmeden izlenecekler listenize mutlaka konulsun. Sizlere iyi seyirler, benden de Canan’a selamlar!

Kendi Gökkubbemiz, İstanbul Devlet Tiyatrosu
Devlet Tiyatroları’nın, tadı damağımızda kalan oyunlarına hasretiz ve iyi oyunlar izleme keyfini de arıyoruz. Birkaç yıldır istisna iki oyun hariç kapısını nerdeyse hiç çalmadığım Devlet Tiyatroları’na gitmeme kuralımı Kendi Gökkubbemiz ile bozdum. Oyun sonunda o eski tadı ne kadar özlediğimi hatırlayarak, iyi bir metin ve harikalar yaratan oyuncusu Okday Korunan’a hayranlığımla içim titreyerek Üsküdar Tekel Sahnesi’nde ayrıldım.

Kendi Gökkubbemiz, Yahya Kemal’in hayatından kesitlerle, şair dostlarını, Fransa yıllarını, Atatürk’le buluşmasını, memleket özlemlerini, şiire bakış açısını ve cananını anlatıyor. Cerrahpaşa’daki hasta yaşamından geriye doğru hayatının dönüm noktalarını, ilhamını, Türkçeye hayranlığını ve şiirlerini paylaşıyor. Edebiyatın bu en özel alanına kendini nasıl adadığını izliyoruz ve onunla birlitke içimizden tekrarlıyoruz “insan alemde hayal ettiği kadar yaşar.Akıncı ve Sessiz Gemi şiirlerini onun ağzından dinlerken de mest oluyoruz. Ve ben heyecanla alkışlarken bir kez daha inanıyorum ki, Yahya Kemal, bu dünyaya şiir yazmak ve bizi sanatıyla, edebiyatla bir araya getirmek için gelmiş, iyi ki gelmiş.
Sönmez Atasoy, Kendi Gökkubbemiz’i 1990 yılında yazmış, ilk olarak Ankara Devlet tiyatrosu’nun oda tiyatrosu bölümünde Rüştü Asyalı tarafından sahnelenmiş. Sonra da, Toron Karacaoğlu tarafından yaklaşık 10 yıl boyunca izleyicilerle buluşmuş. Toron Karacaoğlu aynı zamanda Yahya Kemal’le bir araya gelme şansını da elde etmiş. Kalemindeki ustalığına saygı duruşunda bulunduğumuz Atasoy, bu oyunla Yahya Kemal’i daha çok sevmemizi ve takdir etmemizi sağlamış. Bir de, Türkçemizin ne kadar güzel bir dil, şiirin de ne kadar özel bir alan olduğunu bir kez daha anlamamızı. Yahya Kemal’i canlandıran Okday Korunan ise, yazarından aldığı bu emaneti çok güzel taşıyıp bize sunuyor. Şiirlerini okurken zihnimde canlandırdığım Yahya Kemal karşımdaydı. Onun yaşadığı sıkıntıları, güzel günleri, yazarken ki heyecanını, cananına duyduğu sevgisini iliklerime kadar hissettim. En son Sessiz Gemi şiirini gözüm kapalı dinlerken heyecandan kalbim çarpıyordu. Keşke oyun en az iki perde olsa ve bu keyif biraz daha sürse dedim.

Salona girdiğiniz zaman Yahya Kemal’in hasta yatağının, bavulunun yer aldığı, şiirli sayfaların, not kağıtlarının gökyüzündeki bulut misali asılı kaldığı, zemini sonbahar yapraklarının kapladığı muhteşem bir dekor sizi karşılıyor. Sahne tasarımını üstlenen Şirin Dağtekin Yenen oyunla birebir özdeşleşen, şiir gibi bir dekor tasarlamış. Oyunun sonunda benim gibi o şiirleri koparıp Okday Korunan’a okuması için vermeyi ve tek bir sayfa kalmayana kadar hepsini mest olmuş bir şekilde dinlemeyi isteyebilirsiniz (kendinizi engellemeniz biraz zor olacak).
Bu sezon Devlet Tiyatroları’nın tiyatro ve edebiyatseverlere yaptığı bir güzellik Kendi Gökkubbemiz*. Nefesinizi tutarak izlerken büyük şaire ve şiirine hayranlığınız biraz daha artacak. Okday Korunan’ı ve tek kelimeyle muhteşem olarak nitelendireceğiniz oyunculuğunu alkışlarken yorulabilirsiniz. Hatta, daha Üsküdar Tekel Sahnesi’nden ayrılmadan bir daha izlemek için plan yapabilirsiniz. Halen şiirler kulaklarımdan gitmemişken yakın zamanda yeniden seyredecek olmamın heyecanı içinde önerim, sizin de bu özel deneyime ortak olmanız. O zaman, şimdiden iyi seyirler ve hep şiirle kalmanız dileğiyle!

*Kendi Gökkubbemiz, bu sezon Direklararası Ödüllerinde Tableau (Tablo) Oyun kategorisinde ödüle layık görüldü. Tebrik ediyoruz             

**Fotoğraflar: İkinci Kat, Devlet Tiyatrosu ve tiyatronline.com.tr


Yorum Yap