daimatiyatro@gmail.com

7 Aralık 2017 Perşembe

Sherlock Hamid: Bakırköy Belediye Tiyatroları'ndan Sezona Yakışan Açılış

Tüm sezonların en çalışkan gruplarından Bakırköy Belediye Tiyatroları, bu yıl da bizi yine en sadık izleyicisi yapmaya kararlı. Bunun için açılışı, Ahmet Sami Özbudak’ın yazdığı, Berfin Zenderlioğlu’nun yönettiği ve deneyimli oyuncularının can verdiği Sherlock Hamid’le yapıyor ve amacına başarıyla ulaşıyor.

Bakırköy Belediye Tiyatroları (BBT), bu sezon perdeleri açarken soruyor: “Siz hiç ölü birinden masal dinlediniz mi?” Nasıl, ölü biri mi, masal mı diye anlamaya çalışırken kendimizi Sherlock Hamid’i izlerken buluyoruz. Sherlock Hamid, ödüllü yazar Ahmet Sami Özbudak’ın BBT için özel olarak kaleme aldığı, Makriköy’ün sokaklarına götürdüğü ve yine kendini alkışlattığı bir oyun olarak karşımıza çıkıyor. Tersane işçisi Ziya’nın çığlıklarıyla başlıyor, abisi Midhad Efendi’nin emir büyük yerden diyerek Sherlock Holmes’un romanlarından hareketle sahneye nasıl bir oyun koyacağını merak ederek ilerliyoruz. Oyun için seçilen üç kadının sinerjisine (?) hayret ediyor, düzenbaz jurnalci Memduh’a da sinir oluyoruz. Oyunun sonunda tüm bu çabalar nereye varıyor, oyun izleyiciyle buluşuyor mu, Ziya’nın ruhu sahnenin çeşitli köşelerinde dolanırken masal mutlu mu sonlanıyor izlemek gerek. Ancak, bazı gerçeklerin asla değişmeyeceğine de sayelerinde bir kez daha inanmak gerek.


Eflatun Yoncası hikayesiyle başlayan oyunda tarihin tekerrür ettiğine, aslında her devirde bazı kişilerin bir önceki devirden sanki ‘kopyala-yapıştır’ yapılmış gibi yer aldığına emin oluyoruz. Yalan dolanla dolu yaşamını, kafasındaki kırk tilkinin kuyruğunun birbirine değmemesi için türlü hilelere harcayan, dalkavukluğu en büyük erdem olarak kabul edenler için dünya ne güzel bir yer değil mi? Diğer tarafta haksızlıklarla mücadele edenler için aynı durum söz konusu değil. Ancak oyunu izledikçe, doğru söyleyeni dokuz köyden kovsalar da bir onuncu köyün olacağı umudu içimizde filizleniyor. Burada asıl suç bu insanlarda değil, onları bu hale sokan düzende. Düzen değişmedikçe, her iki uçta yaşayan bu insanlar var olmaya, iyi ve kötü çatışmaya devam edecek. İşte Ahmet Sami Özbudak, kalemiyle bunları düşündürdü. Daha önceki tüm oyunlarını izlemiş ve kendisine her seferinde bir öncekinden daha çok hayran kalmış biri olarak burada da farklı tarzı şaşırttı beni. En çok Kar Küresinde Bir Tavşan çizgisinde bir oyun beklerken polisiye romanı tadında ve politik göndermelerle örülen, içine Makriköy’ün tarihini alan, geçmiş zamanı izletip bu zamanı gösteren böyle bir oyunla karşılaşınca “Sami Özbudak, yine yazmış yazacağını” dedim.


Biz tiyatroseverler biliriz ki, önce yazarı sonra da yönetmeni, bize nasıl bir oyun izleyeceğimizin ipucunu verir. Ahmet Sami Özbudak’tan sonra yönetmeni Berfin Zenderlioğlu’nun ismini okuyunca, deriz ki, evet ortaya iyi bir iş çıkacağa benziyor. İzleyince de yanılmadığımızı görürüz. Kendisinin de belirttiği gibi gerçekçi bir yapı oluşmuş ve geçmişle şimdiki dönem arasında bağlantı kurmamızı sağlamış.


Oyuncular, Ali Rıza Kubilay, Kadir Hasman, Yunus Emre Kılınç, Nurhayat Atasoy, Didem Germen ve Nazan Koçak, Sherlock Hamid’in iyi oyun olduğunun sağlamasını yapıyor. Nurhayat Atasoy, Didem Germen, Nazan Koçak'ın yapmacıktan uzak şilveleriyle hanımefendi duruşları, Yunus Emre Kılınç'ın dalavereli halleri, Kadir Hasman'ın çocuksu masumiyeti ve Ali Rıza Kubilay’ın da yüksek enerjisi izlemeye değer. Burçak Çöllü’nün müzikleri, Kerem Çetinel’in teknolojinin nimetlerinde de yararlanarak gerçekleştirdiği dekor ve ışık tasarımı, Sadık Kızılağaç’ın her karaktere tam oturmuş dedirten kostümleri de yine bu “değer”e dahil.

İyi bir oyun izleme zevkini yaşattığı için BBT’ye teşekkürü borç bileceğiniz Sherlock Hamid, kendi mekanlarında alkışlarınızı bekliyor. Makriköy’ün sokaklarında Ziya’nın ruhuyla birlikte dolaşmaya hazırsanız, bence bu harika ekibi ve oyunu bekletmeyin. İyi seyirler!


**Fotoğraflar: Bakırköy Belediye Tiyatroları



Yorum Yap

23 Kasım 2017 Perşembe

Düşperest: Taşra Kabare’den Gerçek Düşlerle Dolu Bir Eğlence

Taşra Kabare, bu sezon bize bir güzellik yapıyor ve Düşperest ile düşlerimizi bize hatırlatıyor. Nergis Öztürk, Şevki Çepa ve Cemal Toktaş, arkalarına Düş Bandosu’nu alarak izlemeye, gülmeye ve alkışlamaya doyamadığımız bir kabareye imza atıyor.

Taşra Kabare, oyunlarını büyük bir zevkle izlediğim, mekanlarını keyifle ziyaret ettiğim ve Kadıköy’deki tiyatro yapma çalışmalarını hayranlıkla takdir ettiğim bir oluşumdur. Bu sezon da aynı duygu ve düşünceler, Düşperest ile biraz daha pekişiyor. Bu kez tiyatro oyunundan bir basamak yukarı çıkıp içinde iyi bir hikayeyi, toplumsal gerçekleri, müziği ve şarkıları birleştirdikleri bir kabare sahnede yerini alıyor.

Kahramanımız 70’li yıllardan Cemalettin, musiki eğitimi almış, kendini sanatına adamış genç bir şarkıcı. Düşleri var, yanında da kalbinin hızla çarpmasına sebep sevdiceği. Ancak işi çok zor çünkü devir değişiyor. Düşlere inanması gerektiği kadar devre de ayak uydurması gerek. Terazinin bir tarafı ağır basıyor, temiz ve saf Cemalettin de yavaş yavaş gelip geçen devirlerin adamı olmaya başlıyor. Devirlerin geçişini izledikçe ülkemizin müzik aracılığıyla kültürel değişimine ve beğenilerle değerlerin ortama göre şekil almasına yeniden şahit oluyoruz. Oyunun bazı yerlerinde kahkahamız, bazı yerlerinde acımalarımız ağır basıyor ve gökten üç elma düşüren mutlu sonla oyunu bitiriyoruz.

 Cemalettin, Cemal, Cemo ve Cemia? (yapımcı gibi biz de ismini henüz söyleyemiyoruz) ile alaturkadan, arabesk, pop ve günümüzün henüz ne olduğunu anlayamadığımız müzik tarzına uzanan yelpaze, bizim de bazı gerçeklerin altını çizmemizi sağlıyor. Oyunda da belirtildiği gibi “mesele, her devrin adamı olmak değil, her devirde adam olmak.” Düşlere inanmak, düşleri gerçekleştirmek gerek. İçinden aşk geçiyorsa, o düşlere daha da sarılmak gerek. Bir gün gelip de ‘ben ne yapıyorum’u sormamak, ‘sahi benim düşlerim vardı, ne oldu onlara’yı sorgulayarak pişmanlık yaşamamak için vicdanımızı pusula yapıp düşlerimizin üzerine yürümek gerek. Umut varsa, inanç varsa, düşperestlikten başka güzel bir kimlik var mıdır şu hayatta?

Oyun seksen dakika boyunca bizi bir devirden diğerine olduğu gibi bu düşüncelere de sürükledi. Hikaye Nergis Öztürk ve Cemal Toktaş’a ait. Aslında bir bakıma bilindik şeyler ama burada asıl olay içine müziği, şarkıları ve dansı da dahil edip eğlenceli bir kabareye dönüştürmek. Ayça Işıldar da bu zor görevin altından başarıyla kalkmış. Her devrin adamları, onların diyalogları, esprileri, hesaplaşmaları… hepsi oyunda yerli yerine oturmuş. İzledikten sonra kalemi dert görmesin demekten başka bir yorum bırakmadı. Bu arada, müziklerin ve şarkıların da hakkını yemeyelim. Şarkıların beste ve güftesi birazdan oyunculuğuyla da alkışlayacağınız Şevki Çepa’ya ait. Düş Bandosu’nun nadide müzisyenleri Ayşe Evrim Uluözyurt, Vehbi Can Uyaroğlu, Bahadır Şentürk, Batuhan Oğuz’un da notaları hiç susmasın. Beni en çok bitiren ise kostümler oldu. Tüm kıyafetlerin tasarımcısı Hilal Polat’a kırmızı assolist elbisesiyle pop kostümünden her an sipariş verebiliriz.

Oyuncular Şevki Çepa, Nergis Öztürk, Cemal Toktaş ve Yiğit Aytuğar’ı anlatmaya nerden başlasam, nasıl anlatsam? Sahnedeki her halini, büründükleri her karakteri bu kadar inandırarak canlandıracak başka kimse olamaz herhalde. Şevki Çepa’nın popçu, Nergis Öztürk’ün assolist, Cemal Toktaş’ın gazinocular kralı olduğu sahneler, oyunculuklarındaki doruk noktalarıydı. Kahkahalarımız ve alkışlarımız yetti mi, henüz emin değilim. Şevki Çepa’nın muhteşem sesiyle mest olmak ve daha önce niye izlememiş ve dinlememişim diye hayıflanmak da yanıma kar kaldı. Bu kadar büyük bir ekibi bir araya getiren, doğru rejiyle ve böylesine yüksek enerjiyle başarılı bir iş çıkartan yönetmen Oğuz Utku Güneş’e de alkış ve teşekkürlerimiz bir borç oluyor.

Sezonun en eğlenceli oyunu Düşperest’i izleyip, düşlerine ortak olmanız için istikamet Taşra Kabare, tam yol ileri! Hem oyun izleyip hem de bir şeyler atıştırarak ve içerek kabare keyfini tam anlamıyla yaşamanız da mümkün olacak. Şevki Çepa’yı izlemeye ve dinlemeye doyamadım derseniz, ki diyeceksiniz, o zaman oyundan sonra sakın bir yere ayrılmayın. Düş Bandosu’yla birlikte sahne aldığında kulağınızın pası biraz daha silinsin. O zaman kısaca ne diyoruz: düşleri kuralım, içimizdeki düşperestlere selam duralım. İyi seyirler!


**Fotoğraflar: Taşra Kabare
Yorum Yap

Tac’ın Nöbetçileri: Dikkat, Fazlasıyla Sorgu İçerir!

B Planı, Tac’ın Nöbetçileri ile “zaten kötü oyun yapmazlar” sözünü doğruluyor. Hatta bununla yetinmiyor, Murat Eken ve Kaya Akkaya’nın göz dolduran oyunculuğuyla izleyenleri inandığımız tüm değerleri sorgulamaya çağırıyor.

B Planı, bu sezon da yine herkesin izlemesi gereken bir oyunla sahnede. Obie ve Lucille Lertel ödüllerine sahip Rajiv Joseph’in yazdığı Tac’ın Nöbetçileri, dilden dile anlatılan Tac Mahal efsanesinin acı gerçekleriyle yüzleştiriyor. Mekanımız Agra, yılımız 1648. Günün doğmasına çok az var. Birazdan güneşin ilk ışıklarıyla Şah Cihan’ın ölen karısı Banu Begüm için yaptırdığı ve dünyanın yedi harikasından biri kabul edilecek Tac Mahal, güzelliğini herkese gösterecek. Böylece, yapılırken kimse görmesin diye örülen kalın duvarların arkasındaki on altı yıllık merak sona erecek.


Bu anıt mezarı görmek için sabırsızlanan iki kişi daha var. Tac’ın nöbetçileri Hümayun ve Babür. Pek bir rütbesi olmayan bu görevi oldukça zahmetli bir şekilde yerine getirmek zorundalar. Kıpırdamak yok, konuşmak yok, bağırmak hiç yok. Ancak yerinde duramayan, konuşmadan yapamayan Babür varken işleri çok zor. Otoriteye boyun eğen, bu sistemin çarkında dolanmaktan hiç şikayeti olmayan Hümayun’u bile yavaş yavaş kendine benzetiyor. Babür ne kadar çocuksa, masallara inanıp icatlarla şu dünyayı biraz yaşanılır kılmaya çalışıyorsa Hümayun da bir o kadar iktidara ve kurallara sıkı sıkıya bağlı. Hedefi haremin nöbetçisi olmak, babasını da utandırmamak. Ancak olaylar onların da hiç beklemediği şekilde gelişiyor ve Şah Cihan’ın başka bir güzellik inşa edilmemesi yönündeki kararının bizzat uygulayıcısı oluyorlar. İşte tam da burada sorgulamaya başlıyoruz. Güzelliğin karşısında otoriteyi, sadakatin karşısında arkadaşlığı, kuralların karşısında adaleti, inançların karşısında Allah’ın varlığını… Her birinin tanımını kafamızda yeniden yapmaya başlıyoruz. Her şeyin bir bedeli olmak zorunda değil ya da o bedeli masum insanlar ödemek zorunda hiç değil. İlla bir güç olacaksa, otorite sağlanacaksa güzelliği var ederken vicdanı da yanında yeşerterek yapmak gerekmez mi? Adil olmak, esnek olmak, başka güzelliklerin olmamasına izin vermek yerine iktidarı, güzellikleri çoğaltarak oluşturmak bu kadar mı zor? Masallar çocuklar için değil sadece, herkes için gerekli. Böyle bir dünya yaratmak da ancak güzellikleri paylaşmakla mümkün olur. Neredeyse oyunun başından sonuna kadar önce bunları ve yanında her değeri ayrı ayrı sorguladım durdum. Sinirlerim biraz bozularak oyundan ayrıldım ama sorular henüz aklımdan ayrılmadı. 


Sami Berat Marçalı, oyunun çevirmeni ve yönetmeni olarak başarısını burada da bizlere yeniliyor. Daha önceki oyunların çevirisinde bazı yerler biraz kulağımı tırmalamıştı ama ilk defa bu kadar temiz bir çeviriyle ve uyarlamayla oyununu seyrettim. Seksen dakika boyunca pür dikkat oyunu izlediğimizi, bir yandan sorgularken bir yandan da hikayenin içinde kendimize yer bulduğumuzu, bazı sahnelerde oyunculardan daha fazla acı çektiğimizi belirtmem, yönetmenliğini anlatmam için yeterli olur sanırım. İzlerken ve alkışlarken yardımcı yönetmen Seda Türkmen’in emeğinin hakkını da vermeyi unutmayın.


Hümayun rolünde Kaya Akkaya, Babür rolünde Murat Eken, sağlam bir oyunculuk sergiliyor ve beğeni sınırlarımızı zorluyor. Şahsen Murat Eken’in performansına düşündüğümden daha çok hayran kaldm. Kaya Akkaya’nın başarısını zaten biliyordum ve yine yanılmadım. Böylece, başarılı oyunculukları en az oyun kadar önerme sebebimiz oldu. Diğer taraftan, Hint kostümlerinin ve bir kapıdan hapishaneye kadar uzanan dekorun yaratıcısı Marta Montevecchi ile ışık tasarımında Alev Topal, alkış pastasında en az yönetmen ve oyuncular kadar büyük bir dilime sahip.

Tac’ın Nöbetçileri, sezon boyunca adından çokça söz ettireceğe, izleyenleri her gösterim sonrası daha çok sorgulatacağa benziyor. İyi bir hikayenin, enerjisi yüksek bir oyunculukla sahneye taşındığı bu oyun da listenizde (hatta mümkünse ilk beşte) olsun. Taşra Kabare de, sahnesi ve düzeni açısından bu oyunu izleyeceğiniz sahne olsun. Şimdiden iyi seyirler!


**Fotoğraflar: B Planı

Yorum Yap

16 Kasım 2017 Perşembe

Eyvah, Shakespeare Bir Baba Hamlet'le Mezarında Ters Döndü!

Baba Sahne, tiyatro seven sevmeyen herkesi Bir Baba Hamlet’le eğlenceli bir şölene davet ediyor. Şevket Çoruh ve Murat Akkoyunlu’nun harikalar yarattığı bu daveti geri çevirmek olmaz. Yoksa gülmekten ağlamadığınız için pişman olursunuz.

Baba Sahne’yi ve Şevket Çoruh’un tiyatro sahnesi kazandırma çabasını bilmeyenimiz ve takdir etmeyenimiz yok gibi. Şimdi de bilmemiz gereken Baba Sahne’ye yakışan Bir Baba Hamlet olmalı. Henüz tanışma şansına erişmemiş olabilir 'ama ilk fırsatta' diyerek merak edebilirsiniz. O zaman sözü fazla uzatmayayım, aslını sahnede göreceğiniz bu keyif ötesi oyuna kısa bir girizgah yapayım.


Saatler 20:30’u gösterdiğinde perde açılıyor ve karşımıza bir Hamlet profesörü (?) çıkıyor. Adı profesör ama kendi de bu ünvandan pek emin değil. Amacı Hamlet’i sahneye koymak da, keşke bu işten biraz anlasa... Tek başına yapamayacağı için oyuncu bir arkadaşını yanına destek alıyor. Destek olacak olmasına da maalesef onun da derdi başka. Müzikal yapmak, avazı çıktığı kadar şarkı söylemek ve bir Broadway rüyası yaşamak istiyor ama… Hayaller, şarkılar; gerçekler, tiradlar derken ha gayret başlıyorlar. Ağır rollerde profesör, yan ve kendisine göre angarya rollerde arkadaşı sallan yuvarlan ilerliyor. Arada sürtüşmeler, anlaşmazlıklar, Mersin’e gidilmesi gerekirken tersine gidildiği durumlar olmuyor değil. Hamlet’in annesinden amcasına, Horatio'dan Ophelia’ya kadar tüm karakterler biraz tepe taklak. Yetmiyor dekor da bu keşmekeşten rakibini alıyor. Kısaca Hamlet, Hamlet olalı böyle bir işkence görmüyor. Shakespeare ise kesin mezarında ters döndü ama gülmekten! Bu arada “çürümüş bir şeyler var Danimarka krallığında” ancak bunun konumuzla pek ilgisi yok :)


Baba Hamlet anahatlarıyla böyle ama detayları, izleyince anlamak, yüz felci olana kadar gülmek gerek. Bu kadar eğlendik, kahkahadan yerlere yapıştık da başka bir şey olmadı mı dersiniz? Biz ne kadar güldüysek o kadar da düşündük. Shakespeare gibi bir dehanın otorite, iktidar konusunun evrenselliğini bize anlatması ayrı, bu oyunu başarıyla günümüz dünyasına dem vurdurarak bize sorgulatması ayrı. Olay bilmem kaç yüzyıl öncesinde geçebilir ama sahnede gördükleriniz bir yerlerden fazlasıyla tanıdık gelecek. Son zamanlarda izlediğim en iyi uyarlamalardan biri diyebilirim. Giderken çok bir beklentim yoktu ve hatta klasik diyebileceğim bir uyarlama beklerken bambaşka bir Hamlet’le karşılaştım. Ancak çevirenin (ve haliyle uyarlayanın) Yücel Erten olduğunu görünce bu kadar etkilenmemin sebebini anladım. Elini attığı her oyun bu kadar mı başarılı olur! O yüzden kendisini herkesten çok daha fazla alkışladığımı belirtmek isterim.


Oyuncular Şevket Çoruh ve Murat Akkoyunlu için ne desem az, ne yazsam eksik. Hep derim, oyuncuları sahnede izlemek, ekranda izlemeye benzemez, beyaz camın arkasında gördüğünüzden bambaşka bir kılığa bürünerek sahnede olurlar diye. Oyun sonunda bu tezimi bir kez daha doğruladım (ve sanırım benimle birlikte tüm seyirciler de). Daha dakika bir, gol bir derken, uçuşa geçmeye başladılar, biz de onlarla birlikte kemerleri bağladık ve hatta gülmekten oksijen maskelerini arar olduk. En çok da Murat Akkoyunlu diyorum ve yok böyle bir şey diyorum. Zaten daha başka ne denir ki?

İki perde boyunca hiç sekteye uğramadan oyunun içinde olduysak, bazı yerlerde de oyunculardan rol çaldıysak, yönetmen Emrah Eren'in ismini anmadan olmaz, değil mi? İzlediğinizde bana hak vereceğiniz üzere, dekor, kostüm, ışık ve olabilecek en keyifli uyarlamayla müzik ve şarkılarda sırasıyla Barış Dinçel, Yakup Çartık, Can Şengün, Faruk Üstün için daha büyük alkışı lütfen eksik etmeyin.


Geçen sezondan bu yana artan bir ivmeyle ününe ün katan, gülenlerin gülmeyenlere izleyip gülsün diye anlattığı Bir Baba Hamlet, kaçmaz, kaçırılmaz! Shakespeare’i anacağınız, Hamlet’e acıyacağınız bu oyun bir sürü eğlence ve kahkaha vaad ediyor. Şimdiden seyriniz şen olsun!

**Fotoğraflar: Baba Sahne
Yorum Yap

7 Kasım 2017 Salı

Tiyatro Sahnesinde Bir Şiir: Dünyanın En Güzel Arabistanı


EKİP Tiyatrosu, yeni sezonda bir güzellik yapıyor ve tiyatro sahnesine bir şiir taşıyor. Turgut Uyar’ın başyapıtı Dünyanın En Güzel Arabistanı, Cem Uslu’nun muhteşem performansıyla dile geliyor ve yaratıcılık harikası dekoruyla ruhumuzda hoş bir tat bırakıyor.

EKİP Tiyatrosu, bu kez farklı bir şeye imza atıyor ve Turgut Uyar’ın olgunluk dönemi kabul edildiği Dünyanın En Güzel Arabistanı şiirine sahnede hayat veriyor. Şairin kendi iç dünyasıyla konuşması, hesaplaşması ve haykırışı bu şiirle karşımıza çıkar. Kadınları ve güzelliklerine değindiği mısraları içimize işler. Akçaburgazlı Yekta, onların gizli güzelliğine davet ederken aklımızda en çok, sevginin en mükemmel halini yani 'aşk’ı yalın sözlerle anlatması kalır. “Adamlar kadınları alıp Arabistan'a götürürlerdi... Dünyanın en güzel Arabistanı’na…


Hepimizi en derinden işleyen bölümü ise Göğe Bakma Durağı’dır ve defalarca okumak isteyeceğim ve ilk ezberlediğim “Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum, göğe bakalım/Tuttukca güçleniyorum, kalabalık oluyorum...” dizeleri. Şimdi ise, tüm bunları alın tiyatro sahnesine taşıyın, dinleyin, izleyin ve hissedin… EKİP Tiyatrosu’nun yaptığı da işte böyle bir güzellik!

Oyunu izlememizin birinci nedeni bir şiir ve sevdiğimiz şairin ustalığına sahne üzerinde tanık olmaksa, ikinci nedeni de bu şiirin sahneye taşınma şekli yani dekoru olmalı. Devlet dairelerinin simgesi kalın ve ince klasörler, bir ev, bir bahçe, bir kafes ve bir köy olarak karşımızda. İlk baktığımda şaşırdım ama oyun ilerledikçe böyle bir yaratıcılığa hayran kaldım. Şiirin büyüsünü ikiye katlayan, en güzel bölümlerini, gözümüzde ışıl ışıl canlandıran ve oyunun en can alıcı sahnelerinin altını çizen dekoru, ayrıca alkışlamamak mükün değil. Dolayısıyla, bu şaheserin tasarımını üstlenen Başak Özdoğan'a, ışık tasarımının sahibi Alev Topal'a ve müziklerde Orhan Enes Kuzu'ya da hakkını teslim etmeden olmaz.

Oyuna 'mutlaka' dememin üçüncü nedeni ise Cem Uslu. Zaten oyunun duyurusunu ilk okuduğumda ve Cem Uslu’nun ismini duyduğumda, ortaya başarılı bir iş çıkacağını biliyordum ve izledikten sonra yanılmadığımı gördüm. Hatta prömiyerleri çok tercih etmem buna rağmen dayanamadım, ikinci gösterimde büyük bir sabırsızlıkla en önde yerimi aldım. Bu telaşıma da fazlasıyla değdi. Cem Uslu, bir memur edasıyla anlatmaya başladığı şiirle bizi o evlere götürdü, kadınlarla tanıştırdı ve dünyanın en güzel Arabistanı’nı muhteşem performansıyla bir kez daha anlattı. Bir saati aşkın süre boyunca düşmeyen enerjisine hayran olmak bir yana, belki nasipleniriz diye karşısına oturup kadeh tokuşturmak istemeniz de an meselesi. Yangın Toplantısı'nda Necla'dan Adile'ye, Şermin'e saniyeler içinde geçmesi ve en son da Göğe Bakma Durağı’yla selam vermesi de yine bir diğer mutlaka sebebimdi. 'Bir şiir, acaba sahneye nasıl taşınır' sorumuzun cevabını oyun sonunda alkışlarınızla alırken yönetmen Mirza Metin’in de emeğini lütfen es geçmeyin.

Eğer siz de hem şiir hem tiyatro sevenlerdenseniz, her ikisini aynı sahnede izlemenin keyfini yaşamak isteyenlerdenseniz ve benim gibi, salondan ayrılırken aşkın ne hoş bir duygu olduğuna harika oyunculukla bir kez daha emin olmalıyım diyenlerdenseniz, ne yapıp edin Dünyanın En Güzel Arabistanı’na doğru yola çıkın. Şimdiden iyi ve şiirli yolculuklar!


*Fotoğraflar: EKİP Tiyatrosu (Fotoğraflar, provalardan alınmıştır.)
Yorum Yap

30 Ekim 2017 Pazartesi

Ayışığında Gökkuşağı: Mucizelere İnanmak Gibi

Her sezon olduğu gibi bu sezon da Galata Perform, biz tiyatroseverlere yine iyi bir oyun armağan ediyor. Ayışığında Gökkuşağı, Serdar Kurt’ın kaleminde ve Yeşim Özsoy’un yönetmenliğinde bizi mucizeye inanmaya davet ediyor.

Galata Perform, bu sezon açılışı Ayışığında Gökkuşağı ile yapıyor ve ayakta alkışlama sebebimiz oluyor. İlk olarak, geçtiğimiz yıl Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali’nde okuma tiyatrosu olarak karşımıza çıkmıştı. Keşke bir oyun olarak sahnelense dileklerimiz kabul oldu ve şimdi de üç harika oyuncusu ve kendine hayran bırakan dekoruyla karşımızda.


Oyun, kutlama hazırlığıyla başlıyor. Zaten salona adım adar atmaz, ışıklı ve renkli dekoruyla bizler de bu kutlamada yerimizi alıyoruz. Doğum günü, mezuniyet ve evlilik olmak üzere üç kutlamanın ne amaçla ve nasıl gerçekleşeceğini söylemek oyunun tüm büyüsünü bozacağı için sadece arkanıza yaslanın, büyük bir merakla izlemeye başlayın. Ancak şunu söyleyebilirim, merakınızın yanında kalp çarpıntısıyla salondan ayrılacaksınız ve bunu yaşamak bile inanın ömre bedel. Oyunun içeriğini anlatmam mümkün değil ama en azından 'ayışığında gökkuşağı mı olurmuş?' sorusuna cevap verebilirim. Öncelikle, evet ayışığında gökkuşağı olurmuş. Zaten gökkuşağının oluşması için illa güneş olmasına gerek yok. Çok karanlık gecelerde, ayın yüksekliğinin 42 dereceden az olması ve Ay’ın tam karşısında yağmur yağmasıyla da gökkuşağı oluşur. Hatta böyle bir gökkuşağını 2009 yılında İngiltere’nin York Shire kentinde yaşayan Chris Walker aşağıdaki şekilde görüntülemiş. Bir mucize olarak tanımlayacağımız bu gökkuşağı oyunun da çıkış noktasını oluşturuyor. Mucizeye inanır mısınız bilmem ama oyunu izledikten sonra mucizenin gerçekleşmesini, en az oyuncular kadar dileyeceğiniz kesin. Hatta onlar selamını verirken de aklınızın bir köşesinde mırıldandıkları şu sözler yerini alacak: Mucizeler, gece vakti çıkabilecek bir gökkuşağı kadar yakındır belki de... 


Galata Perform, bildiğiniz üzere oyun yazarları yetiştirmek ve onları tiyatro dünyasına kazandırmak üzere kurulan bir platform. Her yıl, yeni yazarlarla tanışıyor ve onların yazdığı oyunları alkışlıyoruz. Bu sezon da sıra, Serdar Kurt’ta. Oyunun en başından beri bizi meraklandırması, olayların bizi sona ulaştırması yavaş ve emin adımarla gerçekleşiyor. Metin gayet iyi oluşturduğu için arada boşlukların da olmasına izin vermiyor. Alkışımızda öncelik kendisinin, sonrasında ise tabi ki, yönetmen Yeşim Özsoy’un. Galata Perform’un kurucusu olarak zaten kendisini takdir ediyorduk, böyle bir oyunu seveceğimiz bir reji ile bize kazandırdığı için ve yardımcı yönetmen Koray Doğan’a da destek verdiği için ayrıca teşekkür  ediyoruz.


Oyuncular, Ayşe Lebriz Berkem, Özgün Çoban ve Oğuz Öztekin, 'iyi ki bu oyunda bir araya gelmiş' dedirtiyor. Dizilerden tanıdığımız (özellikle Deniz Yıldızı’ndan) Özgün Çoban, tiyatro sahnesinde gerçekten başkaymış. Diğer taraftan Oğuz Öztekin de, canlandırdığı karakterin hakkını başarıyla verdiği için ayrıca hayran olmadım değil. Her zaman keyifle seyrettiğim Ayşe Lebriz Berkem, oyuna kattığı enerjisiyle yine geleneği bozmadı.

Konusu, sonu bir yana ama asıl dekor, oyunun en unutulmaz unsuru. Kutlama ortamına dönüştürülen bir oda, camlarda renkli aydınlatmalar, yerde balonlar, arka fonda bir tango şarkısı ve en çok da ışıl ışıl bir salıncak... Dekor, oyunu daha izlemeden ne kadar beğeneceğimizi öndecen müjdeliyor gibi. Böyle bir ortamın içinde, oyuncuların heyecanına ortak olmak çok güzel, hatta dayanamayıp benim gibi o salıncakta sallanmaya çalışmanız da an meselesi. O zaman buyrun mekan ve ses tasarımını üstlenen Yeşim Özsoy’u bir kez daha alkışlamaya.

Ayışığında Gökkuşağı, merakla izlemeye başlayıp, mucizelere inanmayı isteyerek devam edeceğiniz ve biraz farklı duygularla ayrılacağınız bir oyun. Klasiklerle ve Shakespeare oyunlarıyla çevrilmiş bu sezonda ille de bir Türk yazar ve bir Türk oyunu olsun derseniz, kaçırmayın bence. Şimdiden keyfiniz ve mucizeleriniz bol olsun!


*** Fotoğraflar: Galata Perform ve Bahar Pilavcı'ya (@sprinkmania) teşekkürlerimle
Yorum Yap

6 Ekim 2017 Cuma

İKSV 21. İstanbul Tiyatro Festivali ve Bağımsızlık Yapacak Oyunlar

Her tiyatroseverin, en çok da benim büyük bir merak ve heyecanla beklediği festivaldir İKSV Istanbul Tiyatro Festivali! Bu yıl 21.’si gerçekleşecek festival, 13 Kasım’da perdelerini açacak ve bizler de 26 Kasım’a kadar 6 uluslarası ve 13 yerli oyunla “tiyatro bağımsızlık yapar” diyeceğiz.

Önceden iki yılda bir yapılan ancak geçen sene her yıl düzenlenme kararı alan ve tüm tiyatro tutkunlarının kalbini kazanan İKSV, 21. Istanbul Tiyatro Festivali için de yine alkışlayacağımız bir program hazırlamış. 13-26 Kasım tarihleri arasında sadece 19 oyunla değil, okuma tiyatrosu, söyleşiler ve kitap tanıtımlarıyla da doya doya bir festival geçireceğiz. “#tiyatrobağımsızlıkyapar” temasıyla yola çıktılar ve birçoğumuzu da en çok yerli yapımlarla mutlu ettiler. 27 Eylül’de düzenledikleri basın toplantısında program açıklanır açıklanmaz önce heyecanımın yatışmasını bekledim, sonra da “mutlaka izlemeliyim” listemi oluşturdum.

İşte en önde yerimi alacağım oyunlar ve detayları:

MARTI, Pürtelaş Tiyatro: Festivalin açılış oyunu Pürtelaş Tiyatro’dan. Çehov’un unutulmaz eseri, Serdar Biliş’in güncel yorumuyla buluşacak, hayranı olduğumuz oyuncularla sahnede olacak. Aradan geçen 120 yılı aşkın tarihe rağmen, günümüzün “arada kalmış, bir türlü harekete geçemeyen” insanıyla bizler de aynı dili konuşacağız.

Yazan: Anton Çehov Türkçe Versiyon: Sami Özbudak Yöneten: Serdar Biliş Oynayanlar: Boran Kuzum, Ecem Uzun, Fırat Tanış, Gonca Vuslateri, Kayhan Açıkgöz, Serdar Orçin, Sevil Akı, Şerif Erol, Tilbe Saran, Yasin Bardakçı, Cem Cücenoğlu
Gösterim Tarihleri ve Yeri: 13-14-15 Kasım, Zorlu PSM Studio 

YUVA, B Planı: Sami Berat Marçalı’nın geçen yıl New York’ta sergilenen oyunu, festival süresince bizlerle olacak. Yolu New York’un göbeğinde kesişen Tazim, Chicho, Seda ve Barış’la, göçmenlik, varoluş ve aidiyet kavramlarını, iletişim ve birbirini anlama sorunsalı üzerinden birlikte sorgulayacağız.

Yazan ve Yöneten: Sami Berat Marçalı Yapım: Yağmur Dolkun Oynayanlar: Bora Akkaş, Erol Ozan Ayhan, Özlem Zeynep Dinsel, Saim Karakale
Gösterim Tarihleri ve Yeri: 14-25 Kasım, ENKA İbrahim Betil Oditoryumu

FRESK (LA FRESQUE), Ballet Preljocaj: Unutulmaz bir deneyim yaşatacak bu dans performansı, İstanbul Tiyatro Festivali’nin senelik seyrine geri dönüşünün bir kutlaması. Kural tanımayan koreografileriyle dünya çapında ses getiren Fransız Angelin Preljocaj’ın son yapıtı Fresk, yorgun düşmüş iki seyyahın merak uyandıran serüvenini, kabına sığmayan bir yorumla aktaracak.

Prodüksiyon: Ballet Preljocaj Ortak Yapımcılar: Grand Théâtre de Provence, Maison des Arts de Créteil, Théâtre de la Ville - Paris / Chaillot - théâtre national de la danse, Scène Nationale d’Albi, National Taichung Theater (Taïwan) Koreografi: Angelin Preljocaj
Gösterim Tarihleri ve Yeri: 18 Kasım, Zorlu PSM Ana Tiyatro 

KELEBEKLER ( FARFELLE), Compagnia TPO: Festivalin en renkli gösterisiyle dünyaya bir kelebeğin gözünden bakacağız. Hepimiz, sahnede sanatçılarla birlikte renklerin, seslerin ve ışıkların da dansına davetli olacak, bir yağmur ormanındaymış hissiyle kelebeklerin mucizevi yaşam döngüsüne tanık olacağız.

Ortak Yapımcılar: Compagnia TPO, Teatro Metastasio di Prato Yöneten: Davide Venturini, Francesco Gandi Koreografi: Anna Balducci, Piero Leccese Görsel Tasarım: Elsa Mersi
Gösterim Tarihleri ve Yeri: 21-26 Kasım, Zorlu PSM Studio

AKŞAM YEMEĞİ, Semaver Kumpanya: Herman Koch’un çok sevdiğimiz romanı, farklı bir uyarlamayla tiyatro sahnesinde olacak. Volkan Sarıöz’ün yönetiminde sahnelenecek bu yüzleşme oyunu bize soracak: “15 yaşındaki oğlunuz ile kuzeni, evsiz bir kadının vahşice ölümüne sebep olursa hayatınıza nasıl devam edersiniz?” Cevabımın ne olacağını oyun gösterimine kadar düşüneceğim sanırım.

Herman Koch’un aynı adlı romanından uyarlayan: Kees Prins Çeviren: Can Çelebi Yöneten: Volkan M. Sarıöz Oynayanlar: Serkan Keskin, Sarp Aydınoğlu, Mustafa Kırantepe, Sezin Bozacı
Gösterim Tarihleri ve Yeri: 15-16-20-21 Kasım, Çevre Tiyatrosu ve Caddebostan Kültür Merkezi

SENİ SEVİYORUM TÜRKİYE, Bakırköy Belediye Tiyatroları: İstanbul’un göbeğindeki bir çamaşırhanede, yanlarına kirli çamaşırlarını alan beş kişinin bu ülkeyi sevme çabasını ve aksayan hayatın akışı içinde “buradayım ve ben de Türkiye’yim” diyebilmelerini izleyeceğiz. Hem gerçekçi hem ironik, biraz da gerimli bir yolculuk bizi bekliyor.

Yazan: Ceren Ercan Yöneten: Yelda Baskın Oynayanlar: Alican Yücesoy, Defne Şener Günay, İrem Sultan Cengiz, Emre Koç, Damla Karaelmas Gökhan
Gösterim Tarihleri ve Yeri: 16-17-25-26 Kasım, Yunus Emre Kültür Merkezi Turhan Tuzcu Sahnesi 

III.RICHARD, Schaubühne Berlin: İddia ediyorlar ki, Shakespeare’in en önemli karekterini hiç böyle görmediniz. Sahnede cani bir kral değil bir punk yıldızı ve sivri dilli bir komedyen olacak! Yönetmen Ostermeier’in “kötülük üzerine bir deneme” olarak nitelendirdiği oyunu, seyirciyi de cinayete ortak etmekten çekinmeyecek.

Yazan: William Shakespeare Çeviren ve Uyarlayan: Marius von Mayenburg Yöneten: Thomas Ostermeier Oynayanlar: Lars Eidinger, Moritz Gottwald , Eva Meckbach , Jenny König , Sebastian Schwarz , Robert Beyer, Thomas Bading , Christoph Gawenda Laurenz Laufenberg, Bernardo Arias Porras, Thomas Witte
Gösterim Tarihleri ve Yeri: 17-18 Kasım, Zorlu PSM Drama Sahnesi

GÖÇMENLEEEER, Dostlar Tiyatrosu: Mültecilerin, gözümüzün önünde cereyan eden hayatta kalma mücadeleleri, Genco Erkal’ın yönetmenliğinde sahneye taşınıyor. Bir tür olan belgesel tiyatro formunda karşımıza çıkacak olan oyunda, hem tasarım dili hem de söylemiyle biz seyirciler de işin içine dahil ediliyoruz.

Yazan: Matei Visniec Çeviren: Zeynep Irgat, Osman Senemoğlu Yöneten: Genco Erkal Oynayanlar (alfabetik sırayla): Şirvan Akan, Ayşe Lebriz Berkem, Lütfi Can Bulut, Cem Çetin, Genco Erkal, Yiğit Yarar
Gösterim Tarihleri ve Yeri: 21-22 Kasım, Kenter Tiyatrosu 

WHEN IN ROME, Galata Gerform/Platform 0090: Hikayemiz, yalnız yaşayan genç bir kadının, bir aile apartmanına taşınmasıyla başlıyor. Bir gün erkek arkadaşı ziyarete geliyor. Sonrası da hepimize tanıdık geliyor mesela kişisel alan, ikiyüzlülük ve bastırılmış cinsellik... Ancak her şey o kadar da tanıdık olmayacak, beklenmedik anları da yaşamaya da hazır olun.

Yazan: Öznur Yalgın Konsept ve Yöneten: Mesut Arslan Oynayanlar: Ersin Umut Güler, Pervin Bağdat, Sermet Yeşil, Yeşim Özsoy
Gösterim Tarihleri ve Yeri: 21-22-23 Kasım, DasDas 

İHANET, Ankara Devlet Tiyatrosu: Nihat Sırrı Orik’in bugüne kadar hiç sahnelenmemiş oyunu, Ankara Devlet Tiyatrosu farkıyla festivalde. Ben dahil birçoğumuz için festivalin kapanışı yapacağımız İhanet’le Sacide ve Macide kardeşlerin tezatlıklar üzerine kurulu rekabetine tanık olacağız, bakalım kim galip gelecek?

Yazan: Nahid Sırrı Örik Yöneten: Özen Yula Yönetmen Yardımcısı: İclal Karaduman Oynayanlar: Mehmet Akay, Serpil Gül, Levent Çelmen, Başak Vural, Nur Serengül, Şivan Binici, Kıvanç Değirmenci, Selver Kınık Onurlu, Didem Ruhi, Erkan Erkoç, Nur İsmailçebi, Merve Nur Türkan, Cem Sel, Duygu Biçer
Gösterim Tarihleri ve Yeri: 25-26 Kasım, Caddebostan Kültür Merkezi 

21. İstanbul Tiyatro Festivali için bunlarla sınırlı kalmak istemiyorsanız, programınıza göre her gün bir oyunla tiyatronun nasıl bağımsızlık yapacağını görmek üzere İKSV Tiyatro’nun sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Biletler 7 Ekim’de satışa çıkacağına göre hızlı davranıp listenizi hemen yapmalısınız. En önemli bilgiyi hemen paylaşalım ve hatta mümkünse herkese yayalım: bu yıl, öğrenciler de oyunlara doysun diye öğrenci biletlerini 10 TL’den satışa sunuyorlar. Bu demektir ki, festivalde usta oyunculardan önce böyle bir güzelliği mümkün kılan İKSV’yi alkışlayacağız.

Tiyatro hepimize lazım, festivaller de bu gerekliliği yerine getiren en güzel araç. 
O halde teşekkürler İKSV ve alkışın bol olsun 21. İstanbul Tiyatro Festivali!
Yorum Yap

27 Eylül 2017 Çarşamba

Pera'nın Zamanı: Otel Odalarında Büyüleyici Bir Yolculuk

Tiyatronun büyüsüne inanlardansanız, Pera’nın Zamanı bu inancınızı doğrular nitelikte. Altıdan Sonra Tiyatro, Pera Palas Jumeirah ile bizi zamanda bir yolculuğa ve bu zamana sıkışıp kalan insanlarla tanışmaya davet ediyor.

Pera’nın Zamanı, her tiyatroseverin başına gelebilen en büyüleyici oyunlarından biri. Bu oyunda Pera Palas’ın tarihi atmosferi, her biri kendi alanına ismini yazdırmış insanların odalardaki izleri ve bu izleri ölümsüzleştiren dört ayrı oyunla bizi bambaşka bir deneyime çağırıyor. Nasıl mı?

Önce Pera Palas’ın kapısından içeri giriyor ve dördüncü kata çıkıyorsunuz. Sizi karşılayan belbolyların verdiği kulaklık rengine göre gruplara ayrılıyorsunuz. Odalara girmeden önce hoş bir sada yankılanıyor koridorda. Bir kadın, otelin havasıyla da bütünleşen şarkısını söylüyor ve oyunun büyüsü de yavaş yavaş kendini hisettiriyor. İlk önce Agatha Christie’nin kaldığı odanın kapısını çalıyorum. Karşımda bir yazar ama tanımaya başladıkça yazar mı yazamaz mı pek emin değiliz. Diğer izleyicileri kendi hikayesine ortak ediyor, bizi oldukça eğlendiriyor ama kendisi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bu yazarın derdi nedir, derdinin dermanı var mıdır, izleyince karar vereceksiniz. Ben şahsen, hala odada olduğunu ve yine sayıklayıp durduğunu düşünüyorum.

Odadan çıkınca kulaklarınızın pası silinmeye devam ediyor, şarkı tüm koridorları dolaşıyor. Bir yandan da belboylar, tarihe sıkışıp kalan misafirleri temizleme konusunda sizden destek istemeye devam ediyor. Şimdi sıra Franz Joseph’in kaldığı odada. İki ayrı odada, yaptıkları işin kıdemlisi iki kanka, “proje bazlı” bir durumu açıklığa kavuşturma çabasındalar. Sonu hayır mıdır, şer midir, bilinmez ama hikayenin bizi sürüklediği kesin. Greta Garbo’nun kaldığı odada yaşanan olaylar ve diyaloglar ise biraz karmaşık. Gelinin ve belalısının arasında geçenleri izliyor ve kafamızdaki sorulara yenilerini ekliyoruz. Son olarak kral dairesinin sakini ise bizi gördüğüne fazlasıyla memnun. Hikayesini paylaşıyor, biz de merakla dinliyoruz. Dinledikçe hedefine bir gün ulaşacağına inanıyoruz, aşkına da.

Odaları ziyaretimiz bitince, yine orta alanda buluşuyoruz. Belboylar son sözlerini söylüyor, duygu ve düşüncelerimizi ‘söz uçar, yazı kalır’ misali ölümsüzleştiriyoruz. Ardından misafirliğimizi sonlandırmak üzere balo odasına doğru ilerliyoruz. Odalardaki hikayeler de bizimle birlikte salona ilerliyor. Şarkının son tınıları kulaklarımızdan geçiyor ve Pera’nın Zamanı selamını veriyor. 

İşte Pera’daki yolculuğumuz böyle geçti. Aklımda en çok Agatha Christie’nin odası ve misafiri kalırken kral dairesindeki hikaye canımı acıtmaya devam ediyor. Balo odasındaki son veda ise hala gözlerimin önünde… Sadece düğün hikayesi karmaşık ve anlaşılması zor. Yine de iki saat boyunca gördüğüm, duyduğum, hissettiğim ve deneyimlediğim her şey insanı ve insana ait tüm duyguları yansıtıyor ve izleyenlere de kendince dersler veriyor. Otelden ayrılırken dört farklı oyunu sahnede değil de otel odalarında sergilemek ve izleyenlere bambaşka bir oyun seyri yaşatmak adına emeği geçen herkese teşekkürümüz bir borç kalıyor. 

Alkışlarımız arasında projenin mimarı Altıdan Sonra Tiyatro, yönetmeni Yaman Ömer Erzurumlu, yazarları Gülhan Kadim, Seda Özen Yürük, Selin Girit, Yaman Ömer Erzurumlu, Selen Örcan, şarkıların söz ve besteleriyle Burçak Çöllü yer alıyor. Oyuncular Aslı Can Kortan, Cenk Hakan Köksal, Erkan Kortan, Hakan Emre Ünal, İhsan Dehmen, Merve Öztoprak Kantarcı, Özer Arslan, Seyfi Erol, Sinan Arslan’ın payı ise biraz daha büyük. Önce Seyfi Erol sonra da Hakan Emre Önal en çok alkışladığım. Belboylar Erkan Kortan ve İhsan Dehmen’in yeri ise apayarı. Bizi karşılamaları, oyun boyunca yönlendirmeleri, işlerine ortak etmeleri, çok bilmediğimiz iş tempolarını ve sorunlarını bizlerle paylaşmaları ve oyun sonunda uğurlamalarıyla, oyuna kattıklarını takdirle karşılamamak mümkün değil. 


Kısaca Pera’nın Zamanı demek Pera Palas’ın eşsiz havasını koklamak, bir tiyatro sahnesine değil bir otele hatta tarihe tanıklık eden odalarına misafir olup oyunların bir parçası haline gelmek ve tiyatronun büyüsünü hissederek ayrılmak demek. Tüm bunları da anlatmakla değil yaşayarak öğrenmek demek. Hazır, yeni sezon gelmişken böyle bir zaman yolculuğuna siz de çıkın. Kim bilir, belki belboylara temizlikte bizden daha çok yardımcı olursunuz. Şimdiden kolay gelsin!
Yorum Yap

18 Eylül 2017 Pazartesi

6. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali ile “Rüya”lar Gerçek Oluyor!


Yaşasın, en heyecanla beklediğim festivale sayılı günler kaldı! Türkiye’nin oyun yazarlığına odaklanan ilk festivali olma özelliğini taşıyan 6. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali, bu yıl “RÜYA” temasıyla 4 Ekim’de “Ve Perde!” diyecek.

Galata Perform, 6. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali ile, 4-8 Ekim tarihleri arasında “rüya”ları gerçeğe dönüştürüyor. Yedi gün boyunca sadece oyun okumalarını izlemeyeceğiz; bir prömiyer, bir özel proje, bir atölye ve artık gelenek haline gelen okuma sonrası yönetmen ve oyuncularla tiyatro söyleşilerinin de yer aldığı dolu dolu bir festival bizi bekliyor. Bu yıl, en heyecan verici proje ise 8 Ekim tarihinde gerçekleşecek Samatya Monologları olacak. 

Galata Perform'un sitesinden de takip edeceğimiz program ve alkışlayacağımız oyun okumaları şu şekilde:

PROGRAM

*kızlaröldürebilseydi (oyun okuması)
4 Ekim 2017
Yer: SAHNE KHAS
Saat: 20:00
Yazan: Asa Lindholm
Yöneten: Sanem Öge
*Ücretsiz Etkinlik.

Ayışığında Gökkuşağı (oyun-prömiyer)
5 Ekim
Yer: GalataPerform
Saat: 20.30
Yazan: Serdar Kurt
Yöneten: Yeşim Özsoy
Oyuncular: Ayşe Lebriz Berkem, Özgün Çoban, Oğuz Öztekin
Bilet : Tam 50TL, İndirimli 30TL

Sezon Açılış & Festival Partisi
NaN Şişhane
5 Ekim
Saat: 22:00

İskandar Savaşı (sahnelenmiş oyun okuması)
6 Ekim
Yer: Fransız Kültür Merkezi
Saat: 19.00
Yazan: Samuel Gallet
Yöneten: Mark Levitas
Oyuncular: Deniz Celiloğlu, Evrim Doğan, Mark Levitas
*Etkinlik ücretsiz olup Fransız Kültür Merkezi tarafından oluşturulacak online kayıt sistemine kayıt yaptırmak gereklidir. Lütfen http://www.ifturquie.org/ siteyi ziyaret edip kayıt olun.

Tiyatroda Rüya Teması Üzerine (söyleşi)
Katılımcılar: Yeni Metin Yeni Tiyatro Oyun Yazarları ve Yönetmenler Birliği Danışma Kurulu
6 Ekim
Yer: Fransız Kültür Merkezi
Saat: 20.30
Katılımcılar: Yeni Metin Yeni Tiyatro Oyun Yazarları ve Yönetmenleri Danışma Kurulu
*Etkinlik ücretsiz olup Fransız Kültür Merkezi tarafından oluşturulacak online kayıt sistemine kayıt yaptırmak gereklidir. Lütfen http://www.ifturquie.org/ siteyi ziyaret edip kayıt olun.

Finsterra (oyun okuması)
7 Ekim
Yer: GalataPerform
Saat: 13.00
Yazan: Hande Öykü Ekmen
Yöneten: Sezgi Mengi
Bilet: 20 TL

Katilleri Malum Kadınlar (oyun okuması)
7 Ekim
Yer: GalataPerform
Saat: 15.00
Yazan: Havva Karataş
Yöneten: Ceren Demirel
Bilet: 20 TL

*Asa Lindholm Çağdaş Tiyatro Atölyesinde (atölye)
7 Ekim
Yer: GalataPerform Atölye
Saat: 16:00 – 19:00
*Atölye ücretlidir.

Taziyevi (oyun okuması)
7 Ekim
Yer: GalataPerform
Saat: 17:00
Yazan: Tolga Çıklaçiftçi
Bilet: 20 TL

Ailemizin En Güzel Sırrı (oyun okuması)
7 Ekim
Yer: GalataPerform
Saat: 21.00
Yazan: Can Özden
Yöneten: Selen Uçer
Oyuncular: Burak Küçükosman, Pınar Göktaş, Güner Özkul
Bilet: 20 TL

Samatya Monologları (oyun okuması)
8 Ekim
Yer: Samatya (farklı mekanlar ilan edilecek)
Saat: 15:00
Yazarlar: Cihan Çakan, Tolga Çıklaçiftçi, Can Özden, Şirin Gürbüz
Bilet: 20 TL

Güney Yıldızı (oyun okuması)
8 Ekim
Yer: GalataPerform
Saat: 17.00
Yazan: Şirin Gürbüz
Yöneten: Berfin Zenderlioğlu
Bilet: 20 TL

Arka Bahçe (oyun okuması)
8 Ekim
Yer: GalataPerform
Saat: 19.00
Yazan: Cihan Çakan
Yöneten: Şaziye Konaç
Bilet: 20 TL

Yoğun Bakım Önlüğü (oyun okuması)
8 Ekim
Yer: GalataPerform
Saat: 21.00
Yazan: Şenay Tanrıvermiş
Yöneten: Erdem Kaynarca
Oyuncular: Nükhet Akkaya, Özlem Mahmutoğlu, Melisa Akman, Doğu Alpan, Ilgıt Uçum
Bilet: 20 TL

Genel Sanat Yönetmeni: Yeşim Özsoy
Atölyeler ve Yayınlar Direktörü:Ferdi Çetin
Özel Projeler Sorumlusu: Sami Özbudak
Yönetici Asistanı: Şükrü Buğra Akkemik
Editör ve Söyleşi Organizasyonu: Ozan Ömer Akgül
Prodüksiyon: Koray Doğan
Arşiv: Batur Belirdi

Mekanlar:
GalataPerform
Büyük Hendek Caddesi No:21 Kat:1
Galata Kuledibi
0212 2439991 / 0530 2602524
www.galataperform.com

FKM- Fransız Kültür Merkezi
İstiklal Caddesi No: 4 - 34435 Taksim
0212 3938111
www.ifturquie.org

SAHNE KHAS
Kadir Has Caddesi Cibali
0212 533 6532

NaN Şişhane
Meşrutiyet Cad. No:102 Beyoğlu
0212 243 0174

* Programla ilgili detaylı bilgilere www.galataperform.com adresinden ulaşabilirsiniz.


Yorum Yap

2. Kadıköy Tiyatro Şenliği: Sezon Uzun, Şenlik Kısa!

Her tiyatrosever ekim ayını sadece yeni oyunlar var diye sabırsızlıkla beklemez. Aynı zamanda şenlik zamanı olduğu için de heyecanlıdır., Bu yıl, 1-15 Ekim tarihleri arasında perdelerini açacak 2. Kadıköy Tiyatro Şenliği de bunun en güzel kanıtıdır.

Kadıköy Tiyatroları Platformu, “sanat uzun, şenlik kısa” sözünden hareketle ve Kadıköy Belediyesi işbirliğiyle düzenleyeceği 2. Kadıköy Tiyatro Şenliği için geri sayıma başladı. 15 gün boyunca toplam 16 sahnede, 24 oyun ve 3 atölye ile hepimizi tiyatro coşkusuna ortak olmaya ve bu şenliği gelenekselleştirmeye çağırıyor. Bizlere de biletimizi alıp, koltuğumuza yerleşmek düşüyor.


Bakalım sahneleri hangi oyunlar şenlendirecek:

PROGRAM

1 Ekim 2017 Pazar Saat: 18.30

AKLA KARA
ÜÇ DAHİ
Tiyatro Ak’la Kara
Bahariye Caddesi No: 92 Akyıldız Pasajı Kadıköy
0532 5166517 / kerem@aklakara.tv

2 Ekim 2017 Pazartesi Saat: 20.30
TİYATRO ALESTA
SÜRÜNE SÜRÜNE ERKEK OLMAK
Theatron
Söğütlüçeşme Caddesi no:64 Bulvar Çarşısı – Zemin Kat
0 541 739 47 24 / 0 216 345 18 28 info@kadikoytheatron.org

03 Ekim 2017 Salı Saat: 20.30
LİVİNG ROOM
HIRSIZ VAR
Living Room
Caferağa Mah. Arayıcıbaşı Sok No 9
0216 405 24 04 / info@livingroom.com.tr

04 Ekim 2017 Çarşamba Saat: 20.30
ÇATKAPI OYUNCULARI
GALİLEİ
Nâzım Hikmet Kültür Merkezi
Bahariye Caddesi Ali Suavi Sokak No: 7 34714 Kadıköy İstanbul
Telefon: 0216 414 22 39

05 Ekim 2017 Perşembe Saat: 20.30
İSTANBULİMPRO
OLAY RUSYA’DA GEÇİYOR
istanbulimpro SAHNE
Osmanağa Mah. Halitağa Cad. Şadırvan Pasajı No: 28
0544 580 14 00 / istanbulimpro@gmail.com

06 Ekim 2017 Cuma Saat: 20.30
KÜÇÜK SALON
OTOMATİK PORTAKAL
Küçük Salon
Caferağa Mh. Soner Sk. No 15/B Bahariye Kadıköy
0 532 720 95 94 / kucuksalonoyunculari@gmail.com

07 Ekim 2017 Cumartesi Saat: 20.30
TİYATRO MERDİVEN
BOZUŞMA
Living Room
Caferağa Mah. Arayıcıbaşı Sok No 9
0216 405 24 04 / info@livingroom.com.tr

KADIKÖY EMEK TİYATROSU
SEVMEKTEN ÖLDÜ DESİNLER
Kadıköy Emek Tiyatrosu
Uzunçayır Caddesi Doğançay İş Hanı No:29/1 Hasanpaşa
0216 545 73 76 / emeksahnesi@gmail.com

08 Ekim 2017 Pazar Saat: 13.00
NHKM ÇOCUK
EN GERÇEK MASAL
Nâzım Hikmet Kültür Merkezi
Bahariye Caddesi Ali Suavi Sokak No: 7 34714 Kadıköy İstanbul
Telefon: 0216 414 22 39

08 Ekim 2017 Pazar Saat: 18.30
ALTKAT SANAT TİYATROSU
DÖNÜŞÜM
Altkat Sanat Tiyatrosu
Caferağa mahallesi Moda Caddesi Huzur palas Pasajı 35/5
0536 214 27 33 / bilgi@altkatsanat.com / www.altkatsanat.com

OYUN ATÖLYESİ
WOYZECK
oyun atölyesi
Dr. Esat Işık Cad. No:3 Moda
0 216 345 39 39 / bilgi@oyunatolyesi.com

09 Ekim 2017 Pazartesi Saat: 19.00 (ATÖLYE)
KADIKÖY THEATRON
OYUNCULUĞUN İNŞASI
İletişim için:
kadikoytheatron@gmail.com / 0 (541) 739 47 24

09 Ekim 2017 Pazartesi Saat: 19.30 (ATÖLYE)
ALTKAT SANAT TİYATROSU
REJİ SANATI
Altkat Sanat Tiyatrosu
Caferağa mahallesi Moda Caddesi Huzur Palas Pasajı 35/5
0536 214 27 33 / bilg@altkatsanat.com / www.altkatsanat.com

09 Ekim 2017 Pazartesi Saat: 20.30
DASDAS
ALACAKARANLIK KUŞAĞI
Dasdas Atölye
Barbaros Mahallesi Sümbül Sokak, Watergarden, Batı Ataşehir
0216 970 03 27 / info@dasdas.com.tr

10 Ekim 2017 Salı Saat: 20.30
KaST
ARTIK SIĞINAĞIN KALMADI
Theatron
Söğütlüçeşme Caddesi no:64 Bulvar Çarşısı – Zemin Kat
0 541 739 47 24 / 0 216 345 18 28 info@kadikoytheatron.org

11 Ekim 2017 Çarşamba Saat: 20.30
OYUN SANDALI
TARANTA BABU
Nazım Hikmet Kültür Merkezi
Osmanağa Mahallesi, Ali Suavi Sokağı (Sanatçılar Sokağı) No:7
(0216) 414 22 39 / www.nhkm.org.tr

DASDAS
KAYIP EL
Dasdas Atölye
Barbaros Mahallesi Sümbül Sokak, Watergarden, Batı Ataşehir
0216 970 03 27 / info@dasdas.com.tr

11 Ekim 2017 Çarşamba Saat: 19.00 (ATÖLYE)

KADIKÖY THEATRON
OYUNCULUĞUN İNŞASI
İletişim için: kadikoytheatron@gmail.com / 0 (541) 739 47 24

12 Ekim 2017 Perşembe Saat: 20.30
YOLCU TİYATRO
JOKO’NUN DOĞUM GÜNÜ
CADDEBOSTAN KÜLTÜR MERKEZİ
Bağdat Cad. Haldun Taner Sok. No: 11 CADDEBOSTAN

MODA SAHNESİ
FIRTINA
Moda Sahnesi
Caferağa Mh. General Asım Gündüz Cad. Halil Etham Sk. No:34 /27
0532 617 50 48 / bilgi@modasahnesi.com

12 Ekim 2017 Perşembe Saat:19.00 (ATÖLYE)
KADIKÖY THEATRON
OYUNCULUĞUN İNŞASI
İletişim için: kadikoytheatron@gmail.com / 0 (541) 739 47 24

13 Ekim 2017 Cuma Saat: 20.30
PİYATRO
MUHTEŞEM ÇİFT
PİYATRO
İbrahimağa zaviyesi 11/a Koşuyolu
05353084493 / piyatroinfo@gmail.com

HUMAN THEATER
TÜRKLER TİTANİK’TE
CADDEBOSTAN KÜLTÜR MERKEZİ
Bağdat Cad. Haldun Taner Sok. No: 11 CADDEBOSTAN

14 Ekim 2017 Cumartesi Saat: 20.30
KABİLE SAHNE
AYNI ŞEYLERİN OYUNU
PİYATRO
İbrahimağa zaviyesi 11/a Koşuyolu
05353084493 / piyatroinfo@gmail.com

ENTROPİ SAHNE
BOŞ ŞEHİR
ENTROPİ SAHNE
Osmanağa Mah.Piriçavuş Sok.6/1
05301107313 bilgi@entropisahne.com

14 Ekim 2017 Cumartesi Saat:13.00 (Ç.O)
TİYATRO FİL
CLEAN CLEAN WITH GREEN
BARIŞ MANÇO KÜLTÜR MERKEZİ
Caferağa Mahallesi, Moda Caddesi, Nail Bey Sokak (Caferağa Spor Salonu Yanı)
0216 418 16 46

14 Ekim 2017 Cumartesi Saat:11.00 (ATÖLYE)
PİYATRO
PANTOMİM VE PERFORMANS
PİYATRO
İbrahimaga zaviyesi 11/a Koşuyolu
05353084493 / piyatroinfo@gmail.com

15 Ekim 2017 Pazar Saat: 18.30
İSTANBULİMPRO
KAYIP OYUN
istanbulimpro SAHNE
Osmanağa Mah. Halitağa Cad. Şadırvan Pasajı No: 28
0544 580 14 00 / istanbulimpro@gmail.com

15 Ekim 2017 Pazar Saat: 13.00 (Ç.O)
MİMBAZ TİYATRO
FISILTI ODASI
PİYATRO
İbrahimaga zaviyesi 11/a Koşuyolu
05353084493 / piyatroinfo@gmail.com

TİYATRO PAN
BİLGE AŞÇI
ÖYKÜ SAHNE
Bahariye cad. Sakız Gülü Sok. No:29
0541 770 27 87 / info@oykusahne.com

*Şenlik boyunca biletler 25 TL'den satışa sunulacak. Biletleri, tiyatro sahnelerini arayarak temin edinebilirsiniz.
** Program ile ilgili detaylı bilgiye www.kadikoytiyatrolari.com adresinden ulaşabilirsiniz. 



Yorum Yap