daimatiyatro@gmail.com

14 Ocak 2019 Pazartesi

ENKA Kültür Sanat Tiyatro Buluşmaları: Alkışa Değer Oyunlarla Yine Dopdolu

Yılın en merakla beklediğim organizasyonu ENKA Tiyatro Buluşmaları için artık geri sayıma başlayabiliriz. ENKA Kültür Sanat yine dersine iyi çalışmış dedirten bir programla karşımızda. Bu demektir ki, 12 Şubat- -15 Nisan tarihleri arasında tiyatronun güzelliğine hep birlikte ortak olacağız.

ENKA Kültür Sanat Tiyatro Buluşmaları, çizgisinden hiçbir şey kaybetmiyor ve yine dopdolu bir programla sahnenin karşında yerimizi almamızı sağlıyor. Takvimler 12 Şubat’ı gösterdiğinde harika bir oyunla, ENKA oditoryumunda tiyatro şöleninin açılışını yapacağız. 15 Nisan’da ise sezonun en yeni ve en özel oyunuyla programın sonuna geleceğiz.

Sözü fazla uzatmayalım, bakalım alkışımızı hangi oyunlar bekliyor:

Profesyonel, İstanbul Devlet Tiyatrosu
12 Şubat Salı – 20.30

ENKA Tiyatro Buluşmaları'nın açılışına bundan daha güzel bir oyun yakışmazdı. Sırp yazar Duşan Kovaçevic, Yugoslavya’daki büyük dönüşümden önceki ve sonraki toplumsal, politik yaşamı kara komediyle anlatıyor ve sahneler iki büyük ismi Bülent Emin Yarar ile Yetkin Dikinciler’i ağırlıyor. Üçüncü kez izleyeceğim bu oyunu sanırım bıkmadan 13. kez bile izleyebilirim.

Kör Baykuş
14 Şubat Perşembe – 20.30

İran’ın yasaklı yazarı Sâdık Hidâyet’in Kör Baykuş romanından sahneye uyarlanan eserinde insanoğlunun binyıllardır cevabını aradığı sorulara ulaşma çabasına şahit olacağız. Sermet Yeşil, romanın karmaşık zihinli başkarakterine hayat veririken ona gölgeler ve kuklalar eşlik edecek. Işıl Kasapoğlu’nun yönetmenliğindeki bu oyun, bir an önce listeye alınıp izlenilesi. Bence, hazırlığınızı yapmak için acele edin.

Meçhul Paşa, Tiyatroadam
18 Şubat Pazartesi – 20.30

İyi işleriyle tanıdığımız Tiyatroadam, bu kez de yine çok seveceğimiz bir ortaoyununa davet ediyor. Meçhulpaşa, efsanevi mizah gazetesi Markopaşa’nın masalsı günlüğünü tutuyor. 1946 yılında başlattığı ve toplam 77 sayıyla meçhule giden eğlenceli serüveninin meraklı takipçisi olacağız. Yazarı Ahmet Sami Özbudak, yönetmeni Emrah Eren, oyuncuları da Erdem Akakçe, Bülent Çolak ve Fatih Koyunoğlu olursa, bu takip fazlasıyla eğlenceli olacak gibi…

Yüzleşme, Duru Tiyatro
26 Şubat Salı – 20.30

Duru Tiyatro, ENKA sahnesine çağdaş bir Suç ve Ceza hikayesiyle konuk oluyor. Ortada, sapkın cinayete kurban giden bir çocuk, ahlaksız bir katil, insan hayatını hiçe sayan bir yayıncı ve bu yenidünya düzeninde kendi adaletini arayan bir baba var. Graham Farrow’un bu sarsıcı eserindeki babanın isyanı, Emre Kınay’ın yönetmenliği ve kendisiyle birlikte Esra Kızılkaya’nın oyunculuğuyla, bakalım yerini bulabilecek mi?

1984-Büyük Gözaltı, Aysa Prodüksiyon
5 Mart Salı – 20.30

İngiliz yazar George Orwell’in 1949 yılında yayınlanan ve kısa sürede kült mertebesine erişmiş distopik eserini izlerken Büyük Birader ve Goldstein’ın gerçekten yaşayıp yaşamadığını sorgulayacağız. Dünya Perdecileri aracılığıyla tiyatro sahnesine taşınan bu oyunun hikayesi kadar oyuncu kadrosu da oldukça güçlü. Rutkay Aziz, Taner Barlas, Ekin Aksu, Özcan Alpar, Levend Yılmaz, Aytaç Öztuna, Hüseyin Demir ve Hüseyin Uçurtma ile iyi bir oyun deneyimi bizi bekliyor.

disLOKASYON
19 Mart Salı – 20.30

Dört dansçı ile sekiz bedenden oluşan hareket korosunun tekinsiz zaman ve mekânlara yolculuğudur disLOKASYON. MDT İstanbul dansçılarının iddialı bir beden kullanımı ile gerçek anlamda saf ve eklektik olan bu performansını izlerken, bilet alıp bindiğimiz bir hız trenindeymiş hissini yaşayacağız ve elbette çok etkileneceğiz.

Çiğdem Erken-Sahnelerden Aşk Şarkıları
27 Mart Çarşamba – 20.30 

27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde bir kutlama klasiğine dönüşen Çiğdem Erken ile ‘Sahnelerden Aşk Şarkıları’ özel konserinde sahnelerden şarkılar ve sevdiğimiz oyuncular geçecek. Bu çok özel kutlamaya çok özel sanatçılarla katılmak için şimdiden biletinizi alın derim.

Kıyı, Moda Sahnesi
2 Nisan Salı – 20.30

Wajdi Mouawad’ın önemli oyunlarından olan Kıyı (littoral) savaş nedeniyle Batı’ya göç etmiş bir ailenin oğlunun babasını gömmek için onu memleketine getirişi ve gömmek için bir yer arayışını anlatıyor. Kemal Aydoğan’ın yönetmenliğinde Onur Ünsal, Uluç Esen, Caner Erdem, Mert Şişmanlar, Melek Ceylan, Barış Yurtsever, Çağla Buldak ve Talha Kaya, kendi deyimleriyle bir “yol” oyunu için sahnede bizi bekliyor.

Zebercet, Talimhane Tiyatrosu
8 Nisan Pazartesi – 20.30

Yusuf Atılgan’ın kült eseri Anayurt Oteli, Firuze Engin’in uyarlaması ve Kerem Ayan’ın rejisiyle sezonun bir mutlaka’sı. Zebercet karakterine Halil Babür hayat veriyor. İzledikten sonra da kendisinden daha iyi başka bir ismin düşünülemeyeceğine bir kez daha emin oldum. 85 dakika boyunca Zebercet’in oteldeki yaşamı kadar bilinçakışının gelgitlerinde de dolanacağız ve eminim Halil Babür’ü ayakta alkışlayacağız.

Persona, Tiyatro Öteki Hayatlar
10 Nisan Çarşamba – 20.30

Persona, “öteki” hayatların peşinden koşan grup empati kavramını merkeze alıyor ama bunu yaparken aynı zamanda tiyatronun biçimsel katkılarını mümkün olduğunca sürece dahil ediyor. Zamansız bir eser niteliğindeki bu oyun, Berrin Dinçer ve Eda Erman ile seyircisine alternatif bir deneyim sunarken, seyir boyunca farklı bakış açılarından bakmasını sağlıyor.

Tırnak İçinde Hizmetçiler, Tiyatro Hemhal
12 Nisan Cuma – 20.30

Hakan Emre Ünal’ın Jean Genet’nin Hizmetçiler metninden hareketle kaleme aldığı oyun Nezaket Erden ve Pınar Güntürkün ile sahneye taşınıyor. Bir evdeki iki ‘’hizmetçi’’, kim olduklarını bilemeyecek hale geldikleri bir oyunu sürdürmeye devam ederken, kaçmak istedikleri kendileri ile yüzleşmek zorunda kalıyor. Bakalım bu yüzleşmenin sonu nereye varacak?

Merhaba, Dostlar Tiyatrosu
15 Nisan Pazartesi – 20.30

Kuruluşunun 50. yılında Dostlar Tiyatrosu; tek kişilik oyunların ustası Genco Erkal’ın hem uyarladığı, hem yönettiği, hem de rol aldığı yeni oyunu Merhaba'yı sahneye taşıyor. Oyun, Genco Erkal’ın “Benim yazarlarım” dediği Aziz Nesin, Bertolt Brecht, Can Yücel, Nâzım Hikmet ve William Shakespeare’in yapıtlarından oluşuyor. Böylece ENKA Tiyatro Buluşmaları’nın da şanına yakışan bir kapanış oluyor.

Bu durumda, ENKA Kültür Sanat’ın “oyunlardan oyun beğen” çağrısına kulak vermeli ve iki ayı aşkın bir süre boyunca da tiyatronun insana insanı insanla anlatma gücüne şahit olmalıyız. Programla ilgili detaylı bilgi ve bilet için www.enkasanat.org adresini ziyaret edebilirsiniz. Herkese şimdiden iyi seyirler!

***Fotoğraflar: ENKA Kültür Sanat


Yorum Yap

13 Ocak 2019 Pazar

Tiyatro Günlüğüm: Aralık 2018

Sadece aralık ayını değil, koca bir yılı da güzel oyunlarla bitirmenin mutluluğunu yaşadım. Listemde daha sezon başlamadan heyecanlandıran, bilet almak için tüm imkanları seferber ettiğim oyunlar kadar hayal kırıklığına uğradığım ya da beklentilerimin biraz altında kalan oyunları da izlemedim değil. Yine de, toplam altı oyunla, #iyikitiyatro var demek güzeldi.

Yeni bir yılı karşılamaya ben de aralık ayında güzel oyunlar izleyerek hazırlandım. Bu hazırlığa, büyük ustayı ayakta alkışlamak, yıllar sonra sahne üstündekilerle hasret gidermek ve içimi titreten özel oyunlar da dahildi. Nasıl mı derseniz, izleme sırasına göre 2018’in alkışladığım son oyunları işte şöyle:

Pixel, Maison des Arts de Créteil, Espace Albert Camus in Bron 
Işık ve dans gösterisi Pixel ile 22. Istanbul Tiyatro Festivali’ne yakışan bir kapanış oldu. Mourad Merzouki’nin yönetmenliğinde kalabalık bir grubun yaptığı dans; müzik ve ışığın da bu dansa eşlik etmesi, gözlerimize bayram sevinci yaşattı. Dansçıların sınırları zorlayan performansı, paten üstünde kum tanesi misali ışığa meydan okuyuşu ve birden çoğula, çoğulken teke düşen koreografisi aklımın bir köşesinde yerini aldı. Oyun sonrasında söyleşiyle de yönetmenden Pixel’in perde arkasını dinlemek ve dansçılarla sohbet etmek ayrı bir keyifti.

Bir Meşrutiyet Facisası yahut Gündüzlerimiz, Seyyar Sahne 
İkinci kez izlediğim Bir Meşrutiyet Facisası yahut Gündüzlerimiz, en az ilk izlediğim kadar eğlendirdi beni. Volkan Çıkıntoğlu, zekice bir metin yazmış, yetmemiş yanına Hakan Emre Ünal ve Doğu Can’ı da alarak bize kahkahası bol bir oyun şöleni yaşatmış. Acaba hangi oyunu izleyeyim diye çok düşünmeyin, onun yerine Seyyar Sahne’nin bu zeki işinde “ben kimim?” sorusunun cevabını aramaya koyulun. Cevabınızın izini sürerken bir çıkış yolu bulacak mısınız veya kaybolacak mısınız, bilmem ama çok eğleneceğiniz kesin.
(Oyunla ilgili izlenim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.)

Maraton, Moda Sahnesi 
Bu sezonun maalesef ilk hayal kırıklığı yaşatan oyunu oldu. Sadece dekorunu, dansçıları canlandıran iki oyuncunun performansını ve Yılmaz Sütçü’nün sesini beğenmem, oyundaki diğer olumsuz unsurları tolere etmeme yetmedi. Oyun ilk başta iyi başlasa da, bir süre sonra tekrarların sonunun gelmemesi, küfürlerin abartılması, her gün televizyondan duyduğumuz benzer söylemlerin defalarca belirtilmesi ve bir yerden sonra da hikayeye hizmet etmemesi, oyundan tamamen kopmama ve hatta sıkılmama neden oldu. Mikrononun yüksek sesi, spikerin kostümüyle oyunun başından beri yaşadığı sorun ve sonunun birden kestirilip atılması, hayal kırıklığımı yükseltti. Biraz daha az şiddet, biraz daha yerinde eleştiriyle ve teknik sorunların da giderilmesiyle oyun belki daha izlenilir olabilirdi.

Don Kişot’um Ben, Baba Sahne
Sezonun adından en çok söz ettiren bu oyunu, her bahsettiğimde yüzümde tatlı bir tebessümün yerleşmesine neden oldu. Rus yazar Mihail Bulgakov’un Don Kişot romanından uyarladığı oyun, deliliğe bir övgü niteliğinde. Bu da, Emrah Eren’in yönetmenliğinde, Ozan Güven ve Günay Karacaoğlu gibi iki büyük isimle ve enerjisi yüksek bir kadroyla yapılınca, ortaya tadından yenmez dediğimiz bir iş çıkmış. Özellikle Ozan Güven’in yıllar sonra sahnede olup gayet mütevazı bir şekilde rolünün hakkını vermesi ve Günay Karacaoğlu’nun Sancho Panza’yı uçurması takdire şayan. Oyunun biraz uzun olması ve şarkıların canlı söylenmemesi şeklinde eleştirim olsa da, Don Kişot’um Ben kesinlikle bu sezon listeye alınacaklardan.

Zengin Mutfağı, DasDas 
Tiyatro seven sevmeyen herkesin mutlaka görmek istediği Zengin Mutfağı ile, büyük usta Şener Şen’in önünde hepimiz saygıyla eğildik. İsmini ilk duyduğumda zaten heyecanlanmıştım, sahnede kendisini görür görmez kalbim çarpmaya başladı ve selamını veririken heyecanım da doruklara çıktı. Oyunun başından sonuna kadar nasıl bir enerji ve nasıl bir usta oyunculuk! Diğer taraftan, DasDas’ın geniş sahnesinde dekorun ortada küçük kalması, diğer oyuncuların inandırıcılığının zayıf olması ve özellikle de Selim karakterindeki keskin dönüşünü göremeyişim oyunla ilgili beğenimi sekteye uğrattı. Ancak, tek ben değil tüm izleyicilerle birlikte, büyük ustayı görmemizin heyecanı ve güzelliğiyle, sahnelerde hep olsun dileğimizi alkışlarımızla birlikte kendisine umarım iletmişizdir. Çok yaşa Şener Şen!

Nihayet Makamı, Altıdan Sonra Tiyatro 
Tıpkı 2017 gibi 2018’e de Kumbaracı50 ile ve yine iyi bir oyunuyla veda ettim. Hatta bu sene, Nihayet Makamı gibi bir oyunla, kapanış çok daha özel oldu. Altıdan Sonra Tiyatro, 20. yılını, bir tamburun tınısında bizi alıp götüren bu güzel oyunla kutluyor. Biz seyirciler de, yıkık bir konağın ev sahipliğindeki buruk bir aşk hikayesinde, bu doğum gününe ortak oluyoruz. Oyunculuktan hikayeye, dekordan müziğine kadar bu sezon kaçırmamanız gereken bir oyun olduğunun altını çizmek istiyorum. Sonunda, salondan içiniz titreyerek ayrılacaksınız.
(Oyunla ilgili izlenim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.) 

Yeni bir yıla adım attığımız şu günleri de yine güzel oyunlarla karşılaşamaya başladım. Umarım tüm yıl boyunca yine iyi oyunlar izlemeye devam ederiz. Herkese, izlemeye ve alkışlamaya doyamayacağı tiyatro dolu bir yıl dileğiyle...   




Yorum Yap

3 Ocak 2019 Perşembe

Nihayet Makamı: Şarkılar Uçurmak İçindir

Altıdan Sonra Tiyatro, 20. yılını, bir tamburun tınısında bizi alıp götüren Nihayet Makamı’yla kutluyor. Biz seyirciler de, yıkık bir konağın ev sahipliğindeki buruk bir aşk hikayesinde, bu doğum gününe ortak oluyoruz.

Dile kolay, Altıdan Sonra Tiyatro, 20 yıldır alkışa değer oyunlarla sahnede. Bu yıl ise yeni yaşını zarif ve özel bir oyunla karşılıyor. Nihayet Makamı, şair bir kadın ile hizmetkarı arasındaki hikayeyi dokunaklı bir şekilde anlatıyor. Şehvar Hanım, toplum baskısına rağmen şiirleriyle adından söz ettirmeye çalışırken sadık hizmetkarı Sabriye mücadelesini kolaylaştırmaya ve yalnızlığını bir nebze de olsa azaltma çabası içinde. İstanbul’un işgal altında olduğu yıllarda, o şaşalı günler geride kalıyor ve Şehvar’ın yanında ise yine sadece Sabriye kalıyor. Hanımına sadık, onun güftelerine hayat vermek üzere tambur öğrenecek kadar azimli, ancak o besteleri uçuramayıp içinde tutacak kadar da utangaç Sabriye… Sayesinde, geçmiş zamandan kesitlerle, Şehvar’ın güzelliğine, albenili yaşamına, vefasız kocasına ve sadık aşkına tanık oluyoruz. Kulaklarımızda, Sabriye’nin tutkuyla bestelediği şarkılar hoş bir sada bırakıyor. Karşımızda yıkık dökük bir ev, zerzevatçıyı, Narkis Hanım’ı ve Necip Bey’i ağırlıyor. Koltuğunda Şehvar Hanım ise misafirlerine kendini anlatıyor, hiçbir şeyin dışarıdan göründüğü gibi olmadığını da. Hanımının gözünde bir fare gibi köşelerde kalan Sabriye, bize öyle bir son gösteriyor ki, bir süre yerimizde kalıyoruz, aşkı sorgulayıp özlercesine… Aklımızda ise Şehvar’ın sözleri yer ediyor: Senin hatan, uçursaydın şarkılarını! Kim dedi sana kalbinde zapt et diye? Hayat öyle engin bir şey ki Sabriye, bir mutsuzluğa bağlanmak için öyle uzun ki…”
Bu oyun sayesinde yazar yönüyle ilk kez tanıştığım Burçak Çöllü, nakış gibi işlediği hikayesinde bize 1918 yılını, yıkık bir konağı ve aşk hikayesini anlatmıyor sadece. O dönemin sosyal yapısının ve bazı şeylerin değişmediğinin de altını hep birlikte çiziyoruz. “Kadından şair mi olurmuş canım?” söylentileri içerisinde kadının tek rolünün gergefte dikiş yapmak, çocuklarına bakmak ve kocasına hizmet etmek olduğu konusundaki baskılar bugün bile benzer şekilde önümüze sunuluyor. Erkeklerde de durum değişmiyor, vefasızlık o dönemden bu zamana düzeltmek yerine taşımakta ısrar ettikleri bir miras hala. Bir tek aşk, tüm zamanların en güzel duygusu olarak karşımıza çıkıyor, şu hayatı yaşanılır kılıyor. Bir de paylaşılırsa, karşılıklı olursa, işte o zaman ölümsüzleşiyor. 

Bu kadar güçlü bir metinle bizi o dönemlere götüren, sorgulatan ve etkisi altında bırakan Burçak Çöllü, büyük bir alkışı hak ediyor. Oyuna sadece diyalogları değil, perdenin arkasında çaldığı tamburu ve hanendenin güzel sesini de dahil etmiş. Kullandığı dil ve sahneye taşıdığı karakterlerle hepimiz, 1918 yılının İstanbul’unda soğuk bir konaktayız. Yönetmen koltuğunda, geçmişe gidiş gelişlerle hikayeyi her açıdan gözler altına sunması da başka bir alkış sebebimiz. Kaleminin mürekkebi kurumadan daha nice böyle güzel oyunlar yazması da en büyük dileğimiz.

Oyuncular Gülhan Kadım ve Ayşegül Uraz ise oyunu hikayesinden daha çok özel yapıyor. Şehvar Hanım’ın zarafeti, şiir yazmasındaki inatçılığı ve iş aşka gelince mahcubiyeti, Gülhan Kadım’ın oyunculuğunda vuku buluyor. Diğer taraftan He-Go’dan daha çok hayran kaldığım Ayşegül Uraz ise Sabriye’nin saflığından birden paragöz zerzavatçıya, dedikoducu Narkis Hanım’a ve vefasız Necip Bey’e dönüşüyor. Saniyeler içinde elinde sadece bir küfe, kucağında örgü sepeti ve başında bir kalpak ile söz konusu karakterlere bürünüyor, biz de hayranlıktan ağzımız açık bakakalıyoruz. Hanendeyi dönüşümlü olarak canlandıran Dolunay Pircioğlu ve Ayşegül Aykaç, sahneye kelebek gibi konan sesleriyle bizi mest ediyor. 
Dekor ise Şahver Hanım ve Sabriye’yle başrolü paylaşıyor. Konağın yıkık dökük, her köşesinden anılar fışkıran hali Yiğit Setdemir’in yaratıcılığıyla karşımızda. Eski şöminenin kapı gibi açılarak faytona dönüşmesi ise zekasının eseri. Sinem Öcalır, o zamanların ruhunu taşıyan kostümlerde harikalar yaratmış, en çok da mavi elbisede.

Nihayet Makamı’nı daha da anlatmaya devam edersem, bütün büyüyü bozmaktan korkuyorum. O nedenle, gelin yeni yılı Altıdan Sonra Tiyatro’nun izleyicilerine doğum günü hediyesi bu oyunuyla karşılayın. "Ne de olsa hayat, güzel ve iyi oyunlar gösterecek kadar da engin." Şimdiden iyi seyirler…


***Fotoğraflar: Kumbaracı50

Yorum Yap

10 Aralık 2018 Pazartesi

Tiyatro Günlüğüm: Kasım 2018

Kasım ayı benim için ayrı bir keyifti çünkü sahneler, 22. İstanbul Tiyatro Festivali’ni ağırladı. Festivalin en merak ettiğim oyunlarının karşısında yerimi almanın ve etkileyici performansları alkışlamanın dayanılmaz mutluluğunu yaşadım. Bunun yanında, geçen sezondan çok beğendiğim oyunları yeniden izlemek de çok iyi geldi.

Seyahatlerim nedeniyle oyunlar açısından çok bereketli bir ay geçirememe rağmen, festival oyunlarının etkileyicileyiciliği kasım ayını dolu dolu yaşamama sebep oldu. Önceliği de tıpkı ilk seferinde olduğu gibi yine büyük bir hayranlıkla izlediğim iki oyuna verince, kasım ayı benim için zengin bir tiyatro dönemi oldu.

İşte izleme sırama göre oyun günlüğüm:

Son Zenne, Tiyatro Oyun Kutusu 
Yine ilk dakikadan itibaren kalp çarpıntısıyla izledim ve yine aktı akacak gözyaşlarımla oyundan ayrıldım. Son Zenne bizi, bildiğimiz ama es geçtiğimiz isimsiz kahramanların dünyasına çekiyor. Hayatın acımasız kartını çeken bir zenne ile yine en acı piyangonun vurduğu Nesime’nin yolları kesişiyor ve zarları hep yek gelen Şahin’in bencilliğiyle aslında tahmin ettiğimiz ama gerçekleşince içimizin acımasına engel olamadığımız bir sona ulaşıyor. Serdar Saatman’ın önce kaleminde sonra da yönetmenliğinde Yarkın Ünsal, Ayhan Bekdemir ve Sevtap Özaltun, oyunculukta sınırları zorlayan performansla bizi 7.1 şiddetindeki sarsıcı bir oyuna davet ediyor. Henüz izlemediyseniz, listenizin başına yazın, mutlaka’nız olsun. 
(Oyunla ilgili izlenim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.)

HE-GO, Altıdan Sonra Tiyatro 
İkinci kez izlemek için can attığım HE-GO, iyi bir metin ve başarılı oyuncularla kendini yine ayakta alkışlattı. Bir internet kahramanı edasında Çetin ve 500. takipçisi Ersin, tablo karakteri Saffet’le birlikte sanal alem bağımlılığının fotoğrafını çekiyor. HE-GO'da , günümüzün en büyük takıntısı olan takip edilme-beğenilme durumları ve dünyanın 'like' edildikçe döndüğünü düşünenlerin yanılgısı var. Halil Babür’ün harikalar yarattığı metnine, Alican Yücesoy, Ayşegül Uraz ve yine Halil Babür muhteşem oyunculuğuyla hayat veriyor. Kısaca, HE-GO, a)konusu b)düşündürdükleri c)yönetmeni d)oyuncuları e)hepsi seçeneklerinden muhakkak “e)” şıkkını işaretleyeceğiniz bir oyun. HE-GO, 2017’yi kapattığım oyunlardan biriydi, gelin siz de 2018’e bu oyunla perde çekin. 
(Oyunla ilgili izlenim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.)

Hamlet, Collage
Biraz gecikmeli dahil olduğum 22. İstanbul Tiyatro Festivali’nin açılışını Hamlet, Collage ile yaptım ve büyük bir keyifle salondan ayrıldım. Bugüne kadar farklı uyarlamaları Hamlet’e yakıştırmıştım ama Robert Lepage’in ustalığıyla teknolojinin bu kadar yakışacağı hiç aklıma gelmemişti. Rus oyuncu Evgeny Minarov, bir kapsülün içinde iki saati aşkın bir süre boyunca 11 karaktere büründü. Kapsül, kimi zaman bir denizaltı odası, kimi zaman bir banyo, kimi zaman da Hamlet’in iç dünyasıyla konuştuğu bir akıl hastanesine dönüştü. Minarov’un performansı kadar teknolojinin tüm nimetlerini önümüze seren sahne arkasındaki ekibin profesyonelliğine de şapka çıkardık. Bence Shakespeare izleseydi, o da bizler gibi Hamlet’in teknolojiyle işbirliğine ve dostluğuna hayran olurdu.

Zebercet, Talimhane Tiyatrosu 
Zebercet’in sahnede olacağını duyar duymaz, heyecanlanmaya; biletimi alır almaz da sabırsızlanmaya başladım. Takvimler 28 Kasım’ı gösterdiğinde, hemen yerimi aldım ve perdenin açıldığı andan oyunun son dakikasına kadar nefesimi tutarak izledim. Hala etkisinde olarak, Zebercet’i övmeye nereden başlayacağımı bilemiyorum. Önce oyunun metniyle başlarsam, yazdığı her oyunda kalemine hayran olduğum Firuze Engin’in bu kez romanı uyarlamasına daha çok hayran oldum. Romandaki önemli hiçbir noktayı atlamadan ve özellikle son bölümleri gereksiz ayrıntılarla uzatmadan tam da olması gerektiği şekilde sahneye taşımış. Oyunu izlerken resmen sayfa sayfa kitabı yeniden okudum diyebilirim. Halil Babür, ise Zebercet’i bu kadar mükemmel canlandırabilecek tek oyuncuydu benim için. Sahnede Zebercet’i her haliyle kanlı canlı görmenin dayanılmaz mutluluğunu ve hayranlığını tarif etmek biraz zor olacak. Özellikle, en son sahne beni bitirdi. Zebercet için sözü uzatmaya gerek yok. Belirtmek istediğim tek bir şey var: bütün programlarınızı bir kenara bırakın, bugüne kadar izlediklerinizi unutun ve MUTLAKA bu oyuna gidin, izleyin, alkışlayın!

Misafir 
Festival kapsamında bu sezonun ikinci yeni oyunu olarak izlediğim Misafir de, farklı sahne düzeni ile oyuncuların başarılı performansını not ettiğim bir oyun oldu. Bir apartman dairesinde üvey oğluyla yaşayan bir kadın ve binanın bodrumuna sığınan Suriyeli başka bir kadının kesişen hikayesini bize anlatıyor. Diyalog aralarında ise mitlerle hikaye çoğaltılıyor. Bir göç dalgasının travmalarında seyreden oyunun metni, kalemini beğendiğim Gülce Uğurlu’ya ait. Kendisine sahnede Güneş Sayın ve Korkhan Karabal eşlik ediyor. Güneş Sayın’ın performansına hayranlığımın altını çizerken sahne tasarımında Meryem Bayram’ı da ayrıca alkışladım. Oyun, tahta sopaların başrolde olduğu çok farklı bir akış içinde ilerliyor. Ancak metnin mitlerle çoğaltılması oyunu biraz kalabalık yapmış. Diğer taraftan sopalarla oyunculuğun zenginleştirilmesi güzel ama özellikle bazı bölümlerde sopaların ani hareketlerini takip etmemiz, asıl konudan uzaklaşmamıza neden oldu. Yine de, göç sorunsalının çarpıcı gerçekleriyle tekrar yüzleşmemiz açısından iyi bir oyun diyebilirim.

Kasım ayını az ama öz oyunlarla sonlandırırken, aralık ayı için de listem ve biletlerim çoktan hazır. Yavaş yavaş da ilerlemeye başladım bile. 2018’i iyi ve ses getiren oyunlarla kapatacakmışım gibi görünüyor. O nedenle sabırsız ve heyecanlı bir bekleyiş içindeyim. Bakalım bu ay, hangi alkışlara gebe? Sizlere de şimdiden iyi seyirler!
Yorum Yap

31 Ekim 2018 Çarşamba

Tiyatro Günlüğüm: Ekim 2018

Ekim ayına girdiysek, sahneler için “ve perde” vakti gelmiş demektir. "İyi ki tiyatro var" dediğim bereketli bu döneme, alkışa değer oyunlarla giriş yaptım ve tüm sezonun da böyle geçmesini diledim.

Bilindiği üzere 1 Ekim, tiyatro mevsiminin başlangıcıdır ancak bu kez biraz sabırsız davrandım ve eylül ayının sonlarına doğru, oyunların kapısını araladım. Bir aylık bu süreyi, yeni oyunlardan ziyade, önceki sezon izleme şansı bulamadığım oyunlarla ve yine yeniden dediğim harika performanslarla geçirdim. İşte, izleme sırasına göre ruhumu besleyen oyunlar:

Godot’yu Beklerken’i Beklerken, Asmalı Sahne 
Bana, sezonu iyi ki bu oyunla açmışım dedirtti Godot’yu Beklerken’i Beklerken… Samuel Beckett’in başyapıtı, bu kez yazar Dave Hansen ile sahnenin arkasındaki yedek oyuncularla yeniden dile gelmiş, “beklemek” kavramının altı kalın kalemle çizilmiş gibi. Metin o kadar güçlü ki, oyundan sonra elime alıp okumak ve özellikle bazı diyalogların yanına yıldız koymak istedim. Muharrem Uğurlu, başarılı rejisi ve yönetmenliğiyle; Olcay Tanberken, Metin Kurt ve Muzaffer Yöntem ise, oyunculuklarıyla metni partlatmış. Açıkçası, bu oyun Godot’yu Beklerken’den daha çok sevdirdi kendini bana. Geçen sezon izleme şansı bulamadıysanız, Asmalı Sahne’nin bu iyi işini listenize alın derim. 

OBEB, Kumbaracı50 
Altıdan Sonra Tiyatro ve Kumbaracı50’nin efsanesi sahnelere geri dönerse, bilet alıp gidilmez mi? İlk olarak 2004 yılında sahneye adımını atan ve bundan ancak üç yıl önce izleme şansı bulduğum OBEB, yine kalbimi fethetti ve yine Yiğit Sertdemir’in önce zekasına ve sonra da kalemine hayran kaldım. Bence her sezon izlenilesi ve her sezon bir öncekinden daha çok beğenilesi bir oyun. Oyuncular, Aslı Can Kortan, Erkan Kortan, Gülhan Kadim, Seda Yürük, Selin Girit ve Yiğit Sertdemir, iki perde boyunca düşmeyen performanslarıyla, oynarken eğlenmelerine bizi de ortak etti. Psikodrama tekniğinin sahnedeki yansıması ve oyundan sonra bile günlerce süren sorgularımızın kaynağı OBEB, bu sezon da seyircisine göz kırpıyor. Bence kaçırmayın!
(Oyunla ilgili izlenim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.)

444, Kumbaracı50 
Bu ay takip ettiğim iyi oyunlar zincirine bir halkayı da 444’le ekledim. Yazarı yine Yiğit Sertdemir olunca, ortaya kaliteli bir oyun çıkma geleneği yine bozulmamış. Bir çağrı merkezinde sıradan bir gece yaşanırken, akıl karıştıran telefonlar birbirini izliyor, unutulmaya çalışılan geçmiş defterler açılıyor ve biz koltuğumuzda olan biteni şaşkınlıkla izliyoruz. Oyunun finali ise keşke gerçekten olsa ve keşke hiçbir şeyi unutturmasa dedirtiyor. Yiğit Sertdemir ve Gülhan Kadım’ın oyunculukları da, bu dilekleri fazlasıyla güçlendiriyor. Sahneyi paylaşan başka bir oyuncu daha var, oyun sonunda onu da alkışlayacaksınız. Kim derseniz, sürpriz olsun!

Eve Dönüş, Gnom Tiyatro 
İçimi ısıtan, sıcak mı sıcak, tatlı mı tatlı bir oyun olmuş Eve Dönüş! Gnom Tiyatro, seyircisine merhaba dediği ilk oyunuyla harikalar yaratmış diyerek sözümüze başlayalım. Karşımızda üç Zeynep, üç dönem, üç kütük ve en az üç yüz travmadan oluşan bir oyun var. Zeynep’in çocukluğu, ergen çağları ve üniversite yılları ile sonrası, üç ayrı oyuncu tarafından seyirciye aktarılıyor. İrem Yünsel, Tara Demircioğlu, Ece Nur Ateş ve Yusuf Sefaoğlu, ise oyunculuklarıyla göz dolduruyor. Söyleyecek sözümüz çok, izlerken kendinizden bir şeyler bulacağınız duygu ve düşünceler daha çok. O bakımdan, Aylak Zeynep’i çok bekletmeyin ve ilk fırsatta Toy İstanbul’un yolunu tutun bence.
(Oyunla ilgili izlenim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.)

7. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali, Galata Perform 
İlk okuma tiyatrosu olma özelliğini taşıyan ve bu yıl 7.'si düzenlenen Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali, bize birbirinden güzel oyunları dinleme ve izleme keyfini yaşattı. Açılışta Yağız Can Konyalı’nın okuduğu Paçayı Kurtarmak oyunun ritmine şahit olmak çok güzeldi. Okuması gerçekleşen oyunlardan Kalbim O Tepede Atıyor ve Bir Evi En Çok Ne Zaman Terk Edersin?’e olan beğenimi, sonrasında yazar-yönetmen-oyuncularla gerçekleştirilen sohbetlerle pekiştirdim. Cemal Toktaş’ın yönettiği, Nergis Öztürk’ün oynadığı, Sultana’nın ve festivalde en iyi yazar ödülünü alan Ömer Kaçar’ın kaleme aldığı Misafir’in bir an önce sahnelerde olmasını diledim.

Leenane’in Güzellik Kraliçesi 
Bir zamanlar, Devlet Tiyatroları’nın kapalı gişe oyunu Leenane’in Güzellik Kraliçesi, yıllar yıllar sonra aynı kadroyla yine alkışlarımızın arasında. Bir aile ve aşk dramının anlatıldığı, izlerken içinizi acıtacak bu oyunun sonunda kırılan parçalarınızı toplamak zorunda kalacaksınız. Rüçhan Çalışkur, Sumru Yavrucuk, Hakkı Ergök ve Yurdaer Okur ile ustaların oyunculukta zirve yaptığı gövde gösterisine şahit olurken sevgili Cüneyt Çalışkur’a da saygı duruşunda bulunduk. Daha önce izlediyseniz, uzun bir aradan sonra yeniden izleyip yine çok beğenmeye; ilk defa izleyecekseniz de, keşke daha önce de görme şansım olsaydı diye üzülüp, uzun bir süre etkisinde kalmaya hazır olun.

Hamlet, İstanbul Devlet Tiyatrosu 
İşte büyük eser Hamlet ve ondan da büyük usta Bülent Emin Yarar! Bana göre Shakespeare’in gözbebeği Hamlet’i, kendisinden daha güzel oynayan ve tüm karakterlere yetmiş dakika gibi kısa bir süre içinde can veren başka bir oyuncu olamaz. O meşhur tirad “olmak ya da olmamak” ile açıldı perde, sonra öldürülen kralın ruhundan, Ophelia’ya, Leartes’e kadar tüm karakterler sırayla saniyeler içinde sahnede yerini aldı. Bülent Emin Yarar, her oyununda beni kendine hayran bırakmıştır ama bu oyunda katsayı en az ikiye katlandı. İzlemeye doyamadım ve yine yeni yeniden sahnenin karşısında olmak üzere pusuya yattım. Biliyorum, bilet bulmak zor ama ne yapın edin, hatta tüm imkanlarınızı seferber edin. Sabahın köründe gişenin açılışını beklemeye inanın değiyor.

Ekim ayını işte bu oyunlarla kapatırken, kasım ayı için de planlarımı çoktan yaptım. Şu anda sabırsız bir bekleyiş hakim bende çünkü 22. Istanbul Tiyatro Festivali’ne artık sayılı günler kaldı! Aylar öncesinden biletimi aldığım oyunları alkışlayacak olmak heyecan verici. Gelecek ay görüşmek dileğiyle...


1 Yorum

22 Ekim 2018 Pazartesi

Sezona Sımsıcak Bir Başlangıç için: Gnom Tiyatro'dan Eve Dönüş



Yeni oyunlar yavaş yavaş sahnelenedursun, geçtiğimiz sezonların en beğenilen oyunları önceliğimiz olsun! Bu önceliği ilk kime verelim diye sorarsanız; cevabım, bu zamana kadar izlemediğime hayıflandığım Gnom Tiyatro’dan Eve Dönüş olur.

Benim gibi prömiyerci değilseniz, yeni oyunların biraz demlenmesini bekleyenlerdenseniz; bu süre içinde geçtiğimiz sezondan izleme şansı bulamadığınız oyunlarda yerinizi alabilirsiniz. Enerjinizi de acaba hangisinden başlayalım diye düşünmek yerine ilk fırsatta Eve Dönüş’ü izlemek için harcayabilirsiniz.


Gnom Tiyatro, sahnelere merhaba dediği ilk oyunu Eve Dönüş’le harikalar yaratmış diyerek söze başlayalım. Karşımızda üç Zeynep, üç dönem, üç kütük ve en az üç yüz travmadan oluşan bir oyun var. Zeynep’in çocukluğu, ergen çağları ve üniversite yılları ile sonrası üç ayrı oyuncu tarafından seyirciye aktarılıyor. Mini mini Zeynep, çocukluğunu ve korunun mekan sahipliğinde kendine ait kurduğu dünyasını bize anlatıyor. Onunla birlikte ay dedenin koynunda hayallerine ortak olurken, lise çağlarındaki Zeynep’e çevriliyor tüm ışıklar. Bir yanda üniversite ve gelecek planları, diğer yanda dershane-ev-baba üçgeninden aşkına doğru giden yeni yolunda hep birlikte ilerliyoruz. Derken, Ankara-İstanbul arasında mekik dokuyan üniversiteli Zeynep’le tanışıyoruz. Önce yeni erkek arkadaşıyla ilişkisine, iş yaşamının zorluklarına tanık oluyoruz. Sonra ne mi oluyor, “eve dönüş” nasıl gerçekleşiyor, merakla izleyeceksiniz. Başrolde Zeynep kadar travmalarının ana kahramanı babası ile hepimizin yaşamında yer alan, balkondaki çamaşırlarımızı bizden çok düşünen komşu teyze de var. Zeynep’in aşkları da bazen yan rolde bazen de tüm olayların merkezinde. Bir de koruyu unutmamak gerek; olaylarda zaman ve mekan birliği yapan, kimi zaman adı üstünde koruma görevini icra eden kimi zaman da dönemin getirilerine yenik düşen…


Oyunu izlerken, her sahnede ve Zeynep’in her halinde kendinizden bir şeyler bulmanız kaçınılmaz. En başta, daha küçük yaşlarda atılan travma tohumlarının, ileride bize nasıl yol, su elektrik olarak döndüğünü, ruhen sağlıksız bir yaşamın ve aynı hataların müsebbibi olduğunu göreceksiniz. “Tıpkı ben, işte benim de böyle hayallerim vardı” diye iç geçirirken “benzer yollardan ben de geçmedim değil, işte böyle büyüdük, yitirdiklerimizle eksile eksile” diye söyleneceksiniz. Babasına, erkeklere, patronlara öfkenizi izlerken değil de alkışlarken kusacaksınız. Ailenin ve sevginin önemine, ufacık bir sevgi kırıntısının bile bir çocuğun sadece o zaman değil ileride ki yaşamına yapılacak en doğru yatırım olduğuna bir kez daha inanacaksınız. Oyun boyunca bunlar gibi kendinize pay çıkaracağınız o kadar çok şey olacak ki, bir de altını çizeceğiniz şu söz: Biz hepimiz, bütün insanlar ayakkabı giymeyi bırakırsak özgür olacağız, bir kuş gibi!

Eve Dönüş’ün mimarları Barış Gönenen ve Ece Nur Ateş, sade görünümlü ve derin düşünceli bir oyun kaleme almışlar. Metin gayet dengeli, ne izlerken öyle kahroluyoruz ne de klişe esprilerle gülmek zorunda bırakılıyoruz. Barış Gönenen, ilk yönetmenlik deneyiminde sadece üç kütükle zihnimizde üç ayrı dünyanın resmini çizmemizi sağlamış.


Oyunculara gelince, İrem Yünsel, Tara Demircioğlu, Ece Nur Ateş ve Yusuf Sefaoğlu, resmen içimizi ısıttı. Zeynep’i yaşamının her farklı döneminde sevdiysek, başarılı oyunculukların bunda payı büyük. Ece Nur Ateş’in canlandırdığı çocuk Zeynep’le birlikte orman cinlerinin izini sürmek; İrem Yünsel’in hayat verdiği genç Zeynep’e, sınava hazırlığında ve Ali’yle aşkında arkasında olduğumu söylemek; Tara Demircioğlu’nun oyunculuğunda mimar Zeynep’e ise, karşılaştığı her zorlukta sarılmak istedim. Yanına en çok yıldızları, İrem Yünsel’in canlandırdığı Zeynep’e yazdım, Yusuf Sefaoğlu’nun üstlendiği erkek arkadaşı Ali’yi de en sahici aşkı yaşattığı için takdir ettim.


Sezona güzel bir oyunla giriş yapmanın keyfini yaşarken, bu keyfin herkese nasip olması için Eve Dönüş’ü şiddetle tavsiye etmeyi de borç bilirim. Yetmiş dakika gibi bir süre içinde Aylak Zeynep’in sürükleyici (tamam itiraf ediyorum, bir o kadar da içinizi acıtan) hikayelerini izleme şansına sahip olacaksınız. O zaman dersimize hemen çalışmaya başlıyoruz ve bu sezon, öncekilere nazaran daha fazla sahnede göreceğimiz Eve Dönüş’ü alkışlamak için acele ediyoruz. Şimdiden iyi seyirler…


***Fotoğraflar: Gnom Tiyatro

Yorum Yap

13 Eylül 2018 Perşembe

7. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali: Tiyatroya ‘Yabancı’ Kalma!

Galata Perform, her yıl olduğu gibi bu yıl da ekim ayına Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali ile başlıyor. Böylece bizler de, 4-7 Ekim tarihlerinde tiyatroya “yabancı” kalmayacağız.

Türkiye’nin ilk oyun yazarlığı festivali özelliğini taşıyan Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali, tiyatro tutkunlarını yabancı ve yerli yazarlarla ve özgün oyun metinlerle buluşturacak. Bu yıl daha geniş alana yayılan bir işbirliği de söz konusu. Fransız Kültür Merkezi, İsveç Başkonsolosluğu, Norveç Başkonsolosluğu, Taşra Kabare, A Corner in the World ve bomontiada ALT, 4-7 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek bu festival için güçlerini birleştirecek.


Dört gün boyunca, bomontiada mekanlarına yayılacak oyun okumalarının ve yönetmenlik-yazarlık atölyelerinden çıkan özel bir proje niteliğindeki VantaBlack performansının yanı sıra 7 Ekim Pazar sabahı gerçekleşecek olan Kahvaltıda Tiyatro Sohbetleri de festivalin ilgi çeken bir diğer etkinliği.

O zaman gelin hep birlikte, “tiyatroya ‘yabancı’ kalma” temasıyla yola çıkan 7. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali’nin programına ve detaylarına bakalım:

Paçayı Kurtarmak*
(oyun okuması)
4 Ekim 2018
Yer: İstanbul Fransız Kültür Merkezi
Saat: 19.30
Yazan: David Leon
Çeviren: Reyhan Özdilek
Yöneten: Mark Levitas
“Paçayı Kurtarmak”, fiziksel olarak hassas durumdaki çocuk ve ergenlik çağındaki gençlerin bakımı ve desteği üzerine uzmanlaşmış bir kurumda çalışan bir eğitimcinin bu kurumdan istifasını konu alır. Anlatıcı doğrudan bir sesleniş biçimi ile “eğitim prangası” ve “ailevi prangası” olarak adlandırdığı durumlarla bizi yüzleştirir.
*Etkinlik ücretsiz olup Fransız Kültür Merkezi tarafından oluşturulacak online kayıt sistemine kayıt yaptırmak gereklidir. Lütfen http://www.ifturquie.org/ sitesini ziyaret edip kayıt yaptırın.

Devrim*
(oyun okuması)
5 Ekim 2018
Yer: bomontiada ALT
Saat: 20.30
Yazan: Dimen Abdulla
Çeviren: Arzu Lejontatel*
Yöneten: Sanem Öge
Trifa, Helin ve Arazo isimli üç kız kardeş birbirlerine saçlarından bağlıdır. Hep birlikte yaşarlar, birlikte yemek yiyip, birlikte nefes alıp, birlikte şarkı söyleyip, birlikte uyurlar ta ki içlerinden biri bu oyuna devam etmeme kararı alana kadar. Devrim; saç, özgürlük ve kimlik hakkında bir oyundur. Gerçek devrim tüm dünyanın değiştiği andır.
* Bu çeviri Swedish Arts Council’ın değerli katkılarıyla gerçekleştirilmiştir. Etkinlik, ücretsiz olacaktır. 

Palimpsest
(oyun okuması)
6 Ekim 2018
Yer: bomontiada ALT
Saat: 13.00
Yazan: Tülin Ulutürk
Yöneten: Ersin Umut Güler
Bilet: 20 TL
Yerli, salonunun ortasındaki üçlü koltukta oturmaktadır. Koltuğun önünde üzeri gazetelerle kaplı bir ölü... Aniden televizyon açılır ve son derece yüksek bir sesle Neşeye Övgü çalmaya başlar, sonra azalarak kapanır. Klozetten Yabancı çıkar. Palimpsest aymaz ve neşeye yazgılı bir halkın öyküsüdür.

İstasyon
(oyun okuması)
6 Ekim 2018
Yer: bomontiada ALT
Saat: 15.00
Yazan: Zeynep Kıymacı
Yöneten: Ahmet Sami Özbudak
Bilet: 20 TL
Yakup ve Leyla aynı kasabada çocuklukları geçmiş iki yakın arkadaştır. Kasabadaki istasyonda meydana gelen tren kazasıyla uzun süre sonra bir araya gelirler. İstasyonda yüzleştiklerinde kendileriyle ve çocukluklarıyla ilgili de birçok şeyin farkına varmış olurlar.

Sekiz Kişi Bir Odaya Nasıl Sığar?
6 Ekim 2018
Yer: bomontiada ALT
Saat: 17.00
Yazan: Aslı Ceren Bozatlı
Yöneten: Arzu Suriçi
Oyuncular: Ergün Metin, Tanıl Yöntem, Serkan Rutkay Ayıköz
Bilet: 20 TL
Eminönü, Küçükpazar; İstanbul’un dünyalısına, dünya kadar adamına açar sevgi dolu kollarını... Kimler yok ki bu filancanın faslında; Arabı, Kürdü, Afganı, Pakistanlısı hatta Osmanlı Paşalısı… Hepsi bir yerlerden çalınmış, satılığa çıkarılmış burada. Hayallerini odalara sığdıramayan, düşündükçe düşen, düştükçe düşünen abilerimiz… kardeşlerimiz…
Bir ev bulurlar memleketten gelecek sekiz akrabaları için. Dayarlar, döşerler onlar gelmeden. Hikâye bu ya sekiz kişiyi hapsedecekken İstanbul’un dehlizine, kendileri o eve hapsolup kalırlar; sıkışıverirler koca konağın içine.
Ne yapalım, hayaller gerçeklere üstün gelivermiştir bir kere…
Eminönü’nün arka mahallelerindeki bir konaktan, yepyeni bir dünyaya açılan;
üç mahalle arkadaşının trajikomik ve garip hikâyesi.

Helen*
(oyun okuması)
6 Ekim 2018
Yer: bomontiada ALT
Saat: 20.30
Yazan: Finn Iunker
Çeviren: Ferdi Çetin
Yöneten: Onur Karaoğlu
Yüz yıllardır Truva Savaşı’na neden olan ve dünyanın en güzel kadını olduğuna inanılan Helen’in serüveni ya düşündüğümüz gibi değilse? Uzun yıllar süren savaşın ve kayıpların ardından bir anlamsızlık evreninde çıkıyor karşımıza bu kez Helen. Varoluşçuğun sınırlarında dolaşan Absürt tiyatro ile Brecht estetiğinin çağdaş bir yorumu olan Helen, dünden bugüne savaşların anlamsızlığını bir çığlık olarak yüzümüze çarpıyor.
*Bu oyun okuması Norveç Başkonsolosluğu’nun ve Norveç Oyun Yazarları Sendikası’nın değerli katkılarıyla gerçekleşmektedir. Etkinlik, ücretsiz olacaktır.

Kahvaltıda Tiyatro Sohbetleri
(sohbet)
7 Ekim
Yer: bomontiada
Saat: 10.30
Bu sene ilk defa festival kapsamında gerçekleşecek olan kahvaltıda tiyatro sohbetleri etkinliğinde, yeni oyun yazarları, yönetmenler ve tiyatro profesyonelleri arasındaki iletişim ağını, sıcak sohbet ve çay eşliğinde oluşturmak hedefleniyor.

Kalbim O Tepede Atıyor
(oyun okuması)
7 Ekim 2018
Yer: bomontiada ALT
Saat: 13.00
Yazan: Banu Solak
Yöneten: Murat Mahmutyazıcıoğlu
Bilet: 20 TL
Zagreb Kabaresi’nde işler uzun zamandır kesat gitmektedir ve Patron çareyi oyunu yerel bir radyoya satmakta bulur. Miguel ile oyunun yazarı ve oyunda bir Şamanı canlandıran Marlene’den gizli olarak yeni bir final eklemeye karar verir ve Marilyn’in asla sevmeyeceği astronomi mezunu Laila’yı işe alırlar. Zamanla kabarede sihirler, büyüler, tılsımlar ile gerçekler birbirine karışırken “kendi hikayesini bulan sonsuz yaşamı da bulmuş sayılır mı” sorusunun peşine düşerler.

Bir Evi En Çok Ne Zaman Terk Edersin?
(oyun okuması)
7 Ekim 2018
Yer: bomontiada ALT
Saat: 15.00
Yazan: Şengül Can
Yöneten: Ayşe Lebriz Berkem
Bilet: 20 TL
Oyun, yazma ve yaşama motivasyonunu kaybetmiş bir yazar olarak Leman’ın bir kahraman arama düşüncesi ile Ayla’nın hikâyesine tutunmasını konu alır. Leman’ın bulduğunu zannettiği, didiştiği hikâye hiç de bir yabancının değildir. Hikâyesi aslında Leman’ın gerçeği midir? Oyun bir yandan bu durumu sorgularken diğer yandan kahraman yaratma miti üzerinden bir yolculuğa çıkartır: Bir evi en çok en zaman terk edersin?

Misafir
(oyun okuması)
7 Ekim 2018
Yer: bomontiada ALT
Saat: 17.00
Yazan: Ömer Kaçar
Yöneten: Tuğrul Tülek
Bilet: 20 TL
Kimsiniz? Kimlerdensiniz? Neresinden? Biz mutlu bir aileyiz, ya siz? Buyurun, buyurun hoş geldiniz. Lütfen rahat oturun, kendi eviniz gibi... "Misafir", sözde misafirperver bir aile üzerinden güncel sorunlara değiniyor. Ötekileştirme, ikiyüzlülük, mülkiyet üzerine absürt ve çarpık bir kara komedi.

Sultana
(oyun okuması)
7 Ekim 2018
Yer: Taşra Kabare
Saat: 20.30
Yazan: Erdi Işık
Yöneten: Cemal Toktaş
Bilet: 20 TL
“Sultana”, birbirinden farklı iki kadını İstanbul’un en gözde mekânlarından birinde dansla hayata tutunmaya çalışmalarını ve bu mücadelelerinde toplumda kadının yerinin farklı bir gözle sorgulayan, gerçekle masalı iç içe barından bir oyun.

VantaBlack*
(özel proje)
5-6-7 Ekim
Yer: bomontiada dış mekanlar
Saat: Farklı saat dilimlerinde
Proje Konsepti ve Reji: Aslı Ceren Bozatlı
Proje Yazarları: Emre Göğebakan, Ömer Kaçar, Sercan Özinan, Erdi Işık, Aslı Ceren Bozatlı
Yaşam öylece akıp gidiyor. Sen olduğun yerdesin. Aslında sen iyisin, bir şeyin yok. Ama bir durum var, tanıyamadıkça içinde büyüyor. Bir gün, bir sabah öylece gelip kalıyor ve altından kalkamayacağın bir dışlanmışlık hissiyle doluyorsun. İşin garibi nedenini bilmiyor, nereden geldiğini çözemiyorsun. Ona nasıl yaklaşman gerektiğini kestiremiyorsun. İşte bu his her şeyi bir hamlede yabancı kılıyor. Seni, yaşadığın yeri, dilini, ülkeni... Etkinlik, ücretsiz olacaktır.
*2014 yılında bilim adamları tarafından keşfedilen dünyanın en koyu siyah rengi. Renk %99,96 oranında ışığı emiyor. Bu oran rengin bulunduğu cismi tanımsız, anlamlandırılamayan bir şekil haline de getirmiş oluyor. 


Gördüğünüz gibi keyifli bir festival bizi bekliyor. Emeği geçen herkese teşekkürlerimizi iletelim ve hiç vakit kaybetmeden şimdiden kendi takvimimizde yer açalım. İyi seyirler...


***Detaylar için Galata Perfom’un sosyal medya hesaplarını takibe alabilirsiniz.





Yorum Yap